Taassuba dayalı kör inançlar

Taassuba dayalı kör inançlar bir toplumun kanser hastalığıdır.  Kör inançlar kapalı toplum yapıları içinde akıl ve bilim ışığına kapatılmış toplum yapılanmaları içinde ortam bulurlar. Türkiye’de bu iktidar döneminde kutsal din tarikatlar üzerinden siyasete ve ticarete alet edilmiş bulunuyor.  Bir yandan Devlet kadrolarının tarikatlarca paylaşıldığı tartışmaları yaşanıyor. Diğer yandan İhvan ve Müslüman kardeşler sempatisi ile birlikte toplum giderek Orta Doğululaşma sürecine taşınıyor.  Arap kültür ve tarikatlarının toplumda giderek taban bulduğu bizzat karşıt tarikatlarca gündeme getiriliyor. Böylesi bir ortamda Camiler de tarikat mensuplarınca paylaşılırken, özellikle yaz aylarında yoksul aileler daha küçük yaştaki çocuklarını kuran kurslarına göndermek zorunda kalırken, gençler din adamı geçinen yetersiz kişilerin elinde kalmaktadır. Bu durum kuran kurslarının farklı tarikat mensuplarının kontrolünde, gençleri kolayca taassuba ve kör inançlara yönlendirme ortamlarına dönüştürüyor.

Türk İslam anlayışı, Arap kültürü ve İslam anlayışından farkı olarak Hace Maturidi geleneğinden beri, dinle kültürün ayırdına varmıştır.  Aklı ve bilimi dışlamayan, bu sayede Ahmet Yesevi, Mevlana, Hace Bektaş Veli ve Yunus Emre gibi tasavvuf ehlini çıkarabilmiştir. Bu sayede büyük imparatorluklar kurmuş ve Arap coğrafyasının yönetimlerini dönem dönem eline almıştır. Bu sayede, eksiklerine rağmen, iyi kötü bir demokrasi deneyimi yaşamaktadır. Oysa bugünün tarikatları giderek kendilerini Arap kültür ve hurafelerine teslim ederken kuran kurslarında verilen eğitim de,  çoğu kez bilgi yetersizliği nedeniyle cehalete ve kör inançlara hizmet eder duruma gelmiş bulunuyor.

 Türk İslam anlayış ve geleneği ile Tuğrul Bey’in Bağdat’ı fethinden beri “Din ve Devlet işlerini” ayırt eden, özdeki laiklik anlayışının farkında bile olmayan zihniyetler sadece taassup ve kör inançlara teslim olan cehalet eğitimi verebilirler. “Keşke Yunan kazansaydı “ diyen Kadir Mısırlı gibi idrak yoksunlarını üstün tutmak genç beyinleri kirletiyor. Cahil eğiticilerin elinde kalan genç beyinler böylece kör inançlarını mutlak doğru sanarak, Atatürk heykeline de saldırırlar, gayri Müslimlerin mezar taşlarını da kıran zavallı gençler durumuna da getirilirler. İnancın körlüğü gerçek olmayana da inanabilmesinden kaynaklanır. Bu nedenle İnanca, aklın ve bilimin eşlik etmesi gerekir. Bugünün TV kanallarında cehaletin erdemini savunan, Nuh Peygamberin telsiz telefonu vardı diyen veya 11 katın üstünde jetlere kafa atan insanlardan bahseden cehalet timsali söylemleri gündeme getiren Prof. unvanlı kişiler yetiştiren bugünkü zihniyet, ancak taassubun kör inancına mahkum olmuş gençler yetiştirmekten de geri kalmazlar.

Türkiye’de mevcut iktidarın kutsal dini, ideoloji durumuna dönüştürüp, siyasete ve ticarete alet ederken, araç olarak tarikatların kapalı yapılarını, biat kültürünü, aklı ve bilim yerine hurafeleri ve Arap kültürünü gündeme taşıması, genç zihinleri kirlettiği gibi toplumun etik ve ahlak değerlerini de kirletmiş bulunuyor.  Ayrıca toplumu kutuplaştırıp çatıştıran bir zıtlaşma da yaratmış bulunuyor. Bu kirlenmeden öncelikle genç zihinlerin arındırılması için, kutsal din inancı ile aklın ve bilimim zihinlerimizde birlikte, fakat yan yana, “ebruli renk cümbüşü” örneğine benzer biçimde kaynaşan görünümler yaratabileceğini ve ancak bu durumda toplumsal bütünlük, uzlaşma, barış ve birlikte yaşamın böylece daha renkli olacağını algılayan, aklı ve bilimi ihmal etmeyen eğimli zihinlere ihtiyaç olduğunu artık anlaması gerekiyor.