Türkiye’nin Suriye’ye operasyonunun önü kapandı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan; Mayıs ayı sonundaki konuşmalarında, Suriye’nin kuzeyinde Menbiç ve Tel Rıfat bölgelerindeki PKK uzantısı PYD/YPG’ye askeri operasyon yapılacağını büyük bir kararlılıkla ve sert ifadelerle ilan etmiş, bunu da her vesileyle tekrar etmişti. Haziran ayı başından bu yana Gözlem Gazetesinde yaptığım değerlendirmelerde; Suriye’deki bütün tarafların kendi çıkarlarını kolladıklarını, Türkiye’nin operasyonunun hiçbirisinin çıkarıyla bağdaşmadığını, dış cephenin böyle bir operasyona izin vermeyeceğini, büyük çaplı bir operasyonun zor göründüğünü ifade etmiştim. 10 Haziran’daki yazımda; Türkiye-Rusya-İran arasında temmuz ayında yapılacak Astana Sürecinin devamı niteliğindeki toplantıda konunun netlik kazanacağını, büyük bir olasılıkla; bu toplantıdan sonra operasyon kararından geri adım atılacağı kanaatinde olduğumu belirtmiştim.

Beklenen toplantı 19 Temmuz’da Tahran’da yapıldı. Rusya Devlet Başkanı Putin ve İran Cumhurbaşkanı Reisi, yaptıkları açıklamalarda; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın operasyon ilanının ardından dile getirdikleri itiraz ve görüşlerini tekrar ettiler ve bunların 16 maddelik toplantı sonuç bildirisine yansıdığı, buna karşılık bildiride Türkiye’nin operasyonu ile ilgili herhangi bir açıklamanın yer almadığı görüldü.

Sonuç bildirisinin ikinci maddesinde: “Devlet Başkanları, Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğü ile Birleşmiş Milletler Şartı’nın amaç ve ilkelerine olan kuvvetli bağlılıklarını vurgulamışlardır. Bu ilkelere evrensel olarak saygı gösterilmesi ve kim tarafından yapılırsa yapılsın hiçbir eylemin söz konusu ilkeleri zayıflatmaması gerektiğine işaret etmişlerdir” ifadesi yer almaktadır. Başta Rusya ve İran olmak üzere ülkede çıkarı olan bütün taraflar ve Suriye yönetimi; Türkiye’nin herhangi bir şekilde müdahalesinin bu ilkeleri ihlal edeceğini başından bu yana dile getirmektedirler.

Üçüncü maddede; “Taraflar, Terörün her tür ve biçimiyle mücadele etmek amacıyla birlikte çalışmaya devam etme kararlılıklarını dile getirmişlerdir” denilmektedir. Buna karşılık ülkede kimin terörist olduğu, ‘terörün türü ve biçimi’ konusunda bir tanımlama yoktur. Bize göre PKK’nın hangi isim altında olursa olsun bütün uzantıları terör örgütüdür -ki bu doğrudur, PYD/YPG PKK’nın uzantısıdır- ama bu terör örgütü hem ABD hem de Rusya ve İran’ın koruması altındadır. Aynı zamanda Suriye yönetimi ile iş birliği halindedir, Türkiye’nin muhtemel operasyonuna karşı birlikte savunma hazırlıkları yapmaktadırlar. Suriye yönetimi ve müttefikleri ise Türkiye’nin desteklediği Suriye Milli Ordusu (SMO)’nu terör örgütü olarak görmektedirler. Bunlardan başka, Suriye’de çıkarı olan bütün ülkelerin açık ya da gizli olarak desteklediği örgütler vardır. Bu durumda bu kararlılık nasıl hayata geçirilecektir?

Dördüncü maddede; “Gayrimeşru özyönetim teşebbüsleri dahil olmak üzere, terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni gerçeklikler oluşturulmasına dair her türlü girişimi reddetmişler ve Suriye’nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün yanı sıra komşu ülkelerin milli güvenliğini tehdit eden sınır ötesi saldırılar ve sızmalar dahil olmak üzere ayrılıkçı gündemlere karşı durma kararlılıklarını vurgulamışlardır” denilmektedir. Kanaatimce; bu maddede PKK uzantıları kastedilmektedir. Çünkü ABD güdümündeki PKK uzantısı PYD/YPG IŞİD’le mücadele bahanesiyle Suriye topraklarının üçte birini kontrol altına almıştır, Suriye’de bir gayrimeşru öz yönetim oluşturmuştur ve sınır ötesi saldırı ve sızmalarla Türkiye’nin milli güvenliğini tehdit etmektedir. Bence bu kararın hedefi ABD’dir. Rusya ve İran; Türkiye’ye “Menbiç ve Tel Rıfat’la uğraşmak yerine sorunu kaynağında çözelim, ABD’yi bölgeden uzaklaştırırsak sorun çözülür” demektedirler.

Beşinci maddede de “koordineli hareket etme” konusunda mutabık kalındığı vurgulanmaktadır. Böylece Türkiye’nin Rusya ve İran’la koordine etmeden tek başına hareket etmesinin önü kapatılmıştır.

Bunlardan başka Türkiye’nin 30 kilometre derinlikte güvenli bölge oluşturma ve bu bölgeye ülkesine dönmek isteyen göçmenleri yerleştirme planı Suriye’nin toprak bütünlüğünün ihlali olarak algılanmaktadır. Suriye yönetimi bunu; Türkiye’nin bölgeyi Türkleştirme planı olarak gördüğünü ifade etmektedir.

Rusya ve İran; ülkesine dönmek isteyenlerin kendi memleketlerine yerleştirilmeleri gerektiğini söylemektedirler. Bunun gerçekleştirilmesi mümkün değildir. Çünkü ülkeyi terk edenlerin büyük çoğunluğu terör örgütlerinin baskısıyla kaçmışlardır ve yerlerine dönmeleri ancak bu bölgelerin terör örgütlerinden temizlenmesiyle mümkün olacaktır. Mevcut koşullarda ülkenin terör örgütlerinden temizlenmesi de neredeyse imkansızdır. Bunun için koşulların; terörden zarar gören, toprak bütünlüğü, birlik ve beraberliği etkilenen ülkeler lehine değişmesi, bu ülke yönetimlerinin de bu konuda kararlılığı ve iş birliği gerekmektedir.

Zirvede bunlar konuşulurken, Türkiye ve İran’ın 7. Yüksek Düzeyli İş Birliği Konseyi Toplantısında; “Suriye’nin toprak bütünlüğüne, siyasi birliğine ve ulusal egemenliğine olan bağlılığın, Suriye halkının acılarını hafifletmenin tek yolunun siyasi bir çözümden geçtiğinin vurgulandığı” sonuç bildirisine yansımıştır. Bence siyasi bir çözüm, Türkiye ve Suriye siyasi yönetimlerinin bir araya gelmesiyle mümkündür. Bu yönde bir adım atılmasının zamanı gelmiştir. Bölgemizde başta ABD olmak üzere müdahil ülkelerin yarattığı bütün sorunlar, ancak bölge ülkelerinin kendi aralarında oluşturacakları iş birliğiyle aşılabilir. Böyle olması gerekirken; Suriye yönetimi hem kendi ülkesine hem de Türkiye’ye tehdit oluşturan PKK uzantıları ile Türkiye de Suriye yönetiminin tehdit olarak gördüğü unsurlarla iş birliği halindedir.

Erdoğan Tahran’dan dönüşünde uçakta bazı gazetecilere “operasyon hala gündemimizdedir” şeklinde açıklama yapmıştır ama 21 Temmuz’daki Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonrasındaki basın açıklamasında Suriye’de operasyon konusuna değinilmemiştir. Öyle anlaşılıyor ki; Sayın Erdoğan Tahran’da ikna edilmiştir, Rusya ve İran’ın çözüm tarzını kabul etmiştir.

Bütün bunlara bakıldığında Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine büyük çaplı bir operasyon yapmasının önü kapanmıştır. Fırat’ın doğusunda ABD var olduğu sürece, batısında Rusya ve İran’la mutabakat devam ettiği sürece ve Suriye yönetimi ile ilişkiler yumuşamadığı, bölge ülkeleriyle ortak bir zeminde buluşulamadığı taktirde süreç böyle devam edecek gibi görünmektedir.