Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Küresel durgunluk

Doğrusu herkesin ortak endişesini dile getirmek, Dünya Bankası Başkanı David Malpass’a düştü! Birkaç hafta önce yaptığı açıklamada “Rusya-Ukrayna savaşı gıda, enerji ve gübre fiyatlarını aşırı arttırdı, bu nedenle küresel durgunluk kaçınılmaz görünüyor” dedi. Bu düşüncelerinin odağında Avrupa’da görülen gelişmelerin olduğunu sözlerine ekledi ve “Avrupa’nın Rus gazına ve petrolüne bağımlı olduğunu, Almanya’nın dünyanın dördüncü en büyük ekonomisi olarak enerji tedarik maliyet artışı nedeni ile yavaşladığını, gelişmekte olan ekonomilerin de gıda ve enerji fiyatları ve gübre lojistiğinde yaşanan sorunları tolere edemeyeceğini” belirtti. Sonuç olarak Malpass, Amerikan Ticaret Odasındaki sunumunu “Küresel Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) verileri, resesyonu doğruluyor” cümlesi ile sonlandırdı.

Tanım olarak, ülkenin ekonomik büyüme hızı, nüfus artış hızından daha düşükse ve dolayısı ile kişi başına düşen milli gelir büyümüyorsa ekonomik durgunluk var demektir. Ama bu elbette sığ bir tanım. Bunun süresi, makro ekonomik göstergelerde yani istihdam, reel gelir, endüstriyel üretim,  toptan ve perakende ticaret verileri bir bütün olarak değerlendirilir, bunların birbirini takip eden iki çeyrek dönemde negatif olarak gerçekleşmesi gerekir.

Tabii ki ülkeler ekonomik durgunluğa girebilir nitekim küresel genel bir resesyon yani durgunluk farklılık arz etse de ülke ekonomilerin sıklıkla bunu yaşadığı bir gerçek. Örneğin 1960 ile 2007 yılları arasında, 21 gelişmiş ekonomide yapılan bir çalışmada 120’nin üzerinde resesyon tespit edilmiştir. Ama durgunluğun endişe yaratmasının asıl nedeni uzaması halinde ekonomik bir çöküşe yol açma potansiyelidir. Çünkü üretimin ve milli gelirin düşmesi ekonomik dinamiklerde gerilemeye yol açar, fabrikalar daha az çalışır, işsizlik artar vs.

Pandemi, küresel durgunluk için en önemli etken oldu. Bank of America gibi kuruluşlar, iki yıl önceden SARS-CoV-2 Virüs salgınının bu durgunluğa zemin hazırladığını zaten bildiriyordu. Ancak Paul Krugman gibi ekonomik krizleri önceden tespit etmesi ile ünlü Nobel Ödüllü iktisatçılar, bu durgunluğun zaten yapısal nedenlerini sürekli dile getiriyor: Krugman, küresel durgunluk için halihazırda görülen demografik yapının üzerinde duruyor. Aktif çalışan nüfus yeterince artmayınca alışveriş ve konut alımı gibi ekonomik faaliyetler düşmekte, sonuç olarak da talep yokluğu ülkeyi durgunluğa sokmakta. Poul Krugman, bu demografik yapının değişmesi konusunda da umutlu değil! Yine de 1950’li yılların ünlü gazetecisi H.L. Mencken’in sözüne ironik bir gönderme yapmaktan geri kalmıyor: Her ekonomik problem için herkesin sade, makul ve yanlış bir açıklaması vardır!

Geçen haftalarda “pandemi, savaş, sırada ne var?” başlıklı bir makale kaleme almıştım. Görünen o ki, sıradaki “durgunluk” imiş. Tam da pandeminin sona erdiğini düşündüğümüz bu günlerde, Dünya Sağlık Örgütü verileri, Coronanın BA.4 ve BA.5 varyantlarının yeni dalgalar şeklinde ivmelenmesinin Çin ve ABD’de endişeleri arttırdığını gösteriyor. Rus-Ukrayna Savaşı da beşinci ayını doldurdu… Bu kadar değişken global faktörün mükemmel bir fırtına yaratmaması mümkün değil ne yazık ki!

Konunun uzmanı okuyucularımız durgunluk gelişimini önleme enstrümanları için ekonomik büyümeyi teşvik edici olarak düşük faizli parasal genişleme paralelinde yüksek ücret politikaları ile hükümetlerin sermaye üzerindeki vergileri azaltmasını önerebilirler ancak pandemi nedeni ile bunlar yapıldığından, hükümetlerin elinde bu silahlar kalmadı. Üstelik pandemideki parasal genişlemeler enflasyonu dizginlenemez hale getirdiği için tüm ülke merkez bankaları faizleri artırmak durumunda kaldı.

Görünen o ki, dünya ekonomileri ısınıyor. ABD ve Avrupa bölgesinde, büyüme giderek azalırken, enflasyon artıyor. Hatta durgunluk birkaç adım ileri taşınarak, 1970’lerden bu yana hiç anımsanmayan stagflasyon dile getiriliyor. Stagfılasyon, durgunluğa enflasyonun eklemlenmesi için kullanılıyor.

Şimdi, FED başta tüm Merkez Bankaları, enflasyonla mücadele için faizleri arttırıyor ancak parasal sıkılaştırma, borçlanma maliyetleri ve doların değerini yükseltiyor. O zaman da dolarla borçlanmış durumdaki finansal dengeleri kırılgan ülkeler,  borçlarını döndüremiyor. Bu dinamiklerin söz konusu olduğu uluslararası finans ekosistemi için resesyon ağırlıklı bir mali kriz, bir çok ülkeyi kapsayacak siyasi istikrarsızlık yaratma potansiyelini içinde barındırıyor…

Resesyonun bilinen reçetesi, ülke otoritelerinin hangi ekonomi politikasını seçeceği ile ilintili. Durgunluğun derinliğine ve ülkenin sosyoekonomik şartlarına göre maliye ya da para politikalarının ayrı ayrı ya da birlikte uygulanması gerekebilir.

Ama hepimizin bildiği gibi, ekonomide, beklentilerin yönetimi önemlidir ve ekonomik krizlerde, toplumsal algılamada olumlu moral görünüm, sorunun çözümü için iyi bir başlangıçtır…