Kordonboyu üzerine yeniden düşünmek

Bu cümle Mimarlar Odası İzmir Şubesi’nin yayınladığı Ege Mimarlık dergisinin Ekim 2021 tarihli sayısındaki incelemenin başlığıdır. Yazılar, Prof. Dr. Emel Kayın editörlüğünde ve katkısıyla Gülnur Ballice, Ebru Yılmaz, Hasan Topal tarafından hazırlanmış. Dergi, İzmir için arşiv niteliğinde çok önemli bir konuyu mercek altına alıyor. Fotoğraflarla da belgelenmiş bu incelemeyi okuyunca, uzun zamandır konu üzerinde durduğumdan kendi görüşlerimi de yansıtmak istedim.

Ünlü mimar İzmir’de

Sonuçta uygulanamasa da Kurtuluştan sonra yanan İzmir’in yeniden imarı için ardı ardına teklifler alınmış, yarışmalar açılmıştır. İzmir’in yeniden imarı için ilk adımın Fransız mimar Henri Prost ve onun önerisiyle Danger kardeşlerin hazırladığı imar planı ile atıldığını biliyoruz. Bu plan ekonomik zorluklara karşın 1930’lu yılların başına kadar temel veri olarak kullanıldı.1931-1941 yılları arasında Belediye Başkanı olan Dr. Behçet Uz,1939 yılında İsviçreli ünlü mimar-şehir plancı Le Corbusier ile bir anlaşma yaparak İzmir’in planlanması için bir adım daha attı. Le Corbusier, İkinci Dünya Savaşı patlak verince İzmir’e ancak 1948 Ekim ayının başında 5-6 günlüğüne gelebildi, kenti gezip İzmirli mimarlarla buluştu.

Uygulanamayan imar planları

Eskizler halinde hazırlanan planın dikkat çeken noktası başta Kemeraltı olmak üzere tarihi dokuyu pek korumayan bir yaklaşım içermesidir. Le Corbusier eskizlerinden fikir olarak uygulanan tek güzergâh İnönü Bulvarı oldu. Ünlü mimarın önerileri özellikle mülkiyet konusunu pek dikkate almadığından “ütopik” bulunarak uygulanmadı.

1951 yılında İzmir’in imarı için açılan “Uluslararası Şehircilik Projesi” yarışmasını kazanan Kemal Arû – Gündüz Özdeş – Emin Canbolat gurubunun teklif ettiği imar planı da kentin o dönem süregelen ekonomik sıkıntıları yüzünden uygulanamadı. Ne gariptir ki bu plan önerisi de Kordonboyundaki eski yapıları korumuyordu.

Pekiyi Kordonboyu’nun iki katlı evleri ne zaman yükselmeye başladı? Gündoğdu-Heykel arası Kordonboyunda bina yüksekliğinin arttırılması tartışmaları Dr. Selahattin Akçiçek Başkanlığındaki Belediye Meclisinde 1954-55 yılları arasında süregeldi. 1955-57 yılları arasındaki Enver Dündar Başar döneminde Gündoğdu-Heykel arasında kat yüksekliği 21.80 metreye yani 8 kata çıkarıldı. Bu tartışmalarda da koruma bilincine rastlanmıyor.

Ne yazık ki bu noktada elimizdeki arşiv belgeleri yetersiz. Araştırmalarım sırasında APİKAM arşivlerinde Belediye Meclis tutanaklarını bulmama karşın Kordonboyu ile ilgili kararın alındığı döneme ait 2 cildin kayıp olduğunu fark ettim. Zamanın APİKAM Müdürü Fikret Yılmaz tutanakları, SEKA’ya gönderilmek üzere götürüldüğü Buca’daki bir depoda şans eseri bulduğunu, yıllara göre ciltlediğini, bahsi geçen 2 cildin o zamandan beri eksik olduğunu ifade etmişti. Bugün bildiklerimiz o günlerin canlı tanıkları olan mimar-mühendis ağabeylerimiz sayesinde. İyi mimar Güngör Kaftancı büyüğümüz, 1952 yılından sonra Alsancak’ta 2-3 kat yerine 4 katlı (12.80 m.) yapıların yapıldığını, heykel’e doğru birkaç yerde 5 katlı (15.50 m.) yapıların bulunduğunu aktarıyor. Kordonboyunda iki katlı eski villaları yerine 8 katlı apartmanlara ruhsat verilmesi 1956 yılından sonra gerçekleştiğinde ilk iki ruhsatın sahipleri, Dr. Hilmi Selvili ile Aydınlı şoför olarak bilinen Ahmet Tatari idi. Bunlar Gündoğdu meydanından Konak’a doğru 3. ve 5. apartmanlardır.

Kamuoyu önemsemiyor

Tüm bu süreçte beni en çok yadırgatan zamanın yazılı basınının ve ilgili meslek çevrelerinin bu gelişme karşısındaki kayıtsızlığı oldu. Meclis tutanaklarının eksik ciltlerini bulamayınca, ilgili bir haber bulabilmek umuduyla Yeni Asır ve Demokrat İzmir gazetelerinin eski sayılarını karıştırdım. Ne bir haber ne de inşaat sırasında yakından çekilmiş bir fotoğraf var! Umarım bu yazı Yaşar Ürük dostumuz gibi İzmir araştırmacılarına bir çağrı olur da şimdiye dek bulamadığım belge ve fotoğraflar APİKAM arşivlerine katılabilir.

Bir önerim olacak: Güngör Kaftancı, Zeki Bozoklar, İlhan Tekeli, Uğur Belger gibi kent hafızasını barındıran değerlerimizi, konuyla ilgili akademisyenler ve Yaşar Ürük gibi İzmir araştırmacılarıyla buluşturup, derli toplu bir tarihçe yazılmasını sağlayacak bir çalışmaya öncülük etsin Mimarlar Odası. Tapu İdaresi ve Belediyelerdeki tapu ile ruhsatlar da ortaya çıkarılmalı. Yoksa Belediye Sarayının yıkılması gibi hafıza kayıpları sürüp gidecek.

Kordonboyundaki 2 katlı yapıların yok edilmesinde koruma bilincinin gelişmemiş olması bir etken. Ancak hafıza kaybının temelinde, Kat Mülkiyeti yasası ile teşvik edilen RANT sağlama dürtüsünün yattığına inanıyorum. Kayıplar zincirinin bu esas halkası da başka bir yazının konusu.