Gelinkaya Urla…

Ülkemizde anlaşılan birçok Gelinkaya var ama Urla’daki herhalde en muhteşem olanı.

Barakalar halinde çay bahçeleri vardı. Sonra hepsi yıkıldı ve bu bayrama yepyeni bir ¨halk plajı¨ yetiştirildi.

Çimeni ile kumu ile plank halinde suni tahta kaplaması ile donanım olarak on numara, beş yıldız! Böyle bir deniz ben Atlantik ve Pasifik’de ve Hind Denizi kıyılarında görmedim! Bir mendirek ile çeyrek lagoon oluşmuş, çoğu rüzgarda sakin denize girmek mümkün.

Yapanı da halk arasında Sefa Murat Demiryürek çapında, kıvamında olduğu söylenilen Kaymakam Murtaza Dayanç.

Murtaza bey ayni zamanda Kayyum, dolayısı ile tam muhtar.

Murtaza bey ile kısaca Gelinkaya’da denize girerken, o inşaatı denetlerken tanıştım. Genç, sempatik, yapılana hakim bir yönetici.

Sefa Murat Bey ile olan bir anımı da yazayım. Kendisi sekiz yıl uğraşılan finansmanı tamam olan Anaksagoras heykelinin nihayet konulmasında etkin olmuştur. Hoş ondan sonra oradan oraya nakledildi falan ama geleceğin Türkiyesi için Anaksagoras heykeli bir adım, barış ve bilimin Urla’da heykelleşmesi oldu. 

Gelinkaya’da 2.5 metrelik doğal bir kaya var, sanki sırtında birisini taşıyan bir adam gibi görünüyor.

Eskiden iki tarafı da kumsal iken yol yapılmış ve batı tarafında güzel bir kumsal kalmış. Doğu tarafı ise bir rıhtım gibi eskiden çay bahçelerinin olduğu yer. Orası tam bir beach club gibi oluyor. Çiçeklendi bile. Kum tarafı ve planklardan denize girilecek merdivenler. Tebrik etmek gerek. Kadı kızında olacak kadar hata da olmuş, merdivenlerden sadece bir tanesi küçük çocuk ve ihtiyarların rahat girebilecekleri gibi, diğerleri dik.

Urit de küçük bir işletme açıp tesisin temizliğinden sorumlu olacakmış.

Bir de Gelinkaya Efsanesi var. Yerli Romeo, Juliet’i sırtlamış kaçırıyormuş. Gelinkaya’nın olduğu yerde tam kayığa binip kaçacaklar, damat ve gelin namzedinin kavgalı aileleri beddua okuyunca taş kesilmişler!

Donanım böyle de, pekiyi yazılım nasıl? Biz ülke olarak donanım işini kavradık da, yazılım?

Yazılım derken kastettiğim; plaj inşaatında çalışan bir işçi şikayet ediyor:

“Biz güzelce kumu yaydık. Birisi gelmiş bir torba midye yemiş ve midye kabuklarını ve plastik poşeti olduğu yerde bırakmış. Bu millete bu hizmet çok!”

Sadece o da değil.  Sigara izmaritleri her tarafta. Eh bir de yörenin sokak köpekleri ve yakında kumu keşfedecek kedilerin pislikleri. Sabah yoldan dört bisikletli geçiyor, peşlerinde havlayarak ısırmaya çalışan yörenin köpek sürüsü. Çekirdek yiyip kabuklarını öbek olarak bırakanlar. Kumun üstüne çadır kurup, bira şişelerini, poşetleri etrafa saçanlar!

Çözüm çok da zor değil. Karar ve istikrar yani süreklilik gerektiriyor.  Kararlılık ve süreklilik ise milli zaafımız. Beş adet sigara içme noktası koyup etrafına tabela, tabla ve çöp kutuları koymak. Bu noktaların dışında herkese (Yani Bakan, Vali mahdumları dahil her kişiye) sigara içmeyi yasaklamak. Çöp atana ceza kesmek. Bunu yapacak zabıtayı, polisi de bir telefon kadar yakında tutmak. Yöre emeklilerinden birkaçına fahri trafik denetçisi misali yetki vermek. Bu kişilerin polise, zabıtaya ulaşacakları telefonları olması. Çadır kurmayı yasaklamak. Ve tabii temizlemek, temizlemek. 

Ayni kurallar Koca Sahil veya Kum Denizi için de geçerli olmalı. Menfezlerin önünden kum alarak Gelinkaya misali sahillere aktararak dolaşımı sağlamak.  Birkaç iskele ile denize yüzülebilecek derinliğe ulaşılacak imkan ve WC, çöp kutuları koyduktan sonra uygulamak, uygulamak. Bin dönümlük kampüslerde elalem sigara yasağı koyuyor, ne haber? 37 katlı binalarda! Ta ki alışkanlık oluşana kadar, bir nesil, iki nesil boyunca.

Sokak kedi ve köpekleri hakkında yeterince yazdım zaten. Google’da üç dört yazımı sindirerek, önyargısız okuyan anlar sanırım da. Kellim kellim la yenfa!  Benim oğlum bina okur, döner döner gene okur!