Biden’ın çıkmazı

Enerji kaynakları ve İsrail devletinin güvenliği nedeniyle yıllardır Ortadoğu’dan elini ayağını çekemeyen ABD, Başkan Joe Biden’ın son Ortadoğu gezisi ile de “Çin, Rusya, İran, Türkiye gibi ülkelerin doldurması için bölgede boşluk bırakmayız” mesajını verdi.

Aslında Başkan Joe Biden daha iş başına geldiğinde, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne pek de sıcak mesajlar vermemişti. Hatırlarsak, her iki ülkeyi de uluslararası sistemin dışında gördüğünü bütün dünyaya ilan etmekte bir sakınca görmemişti.

Atalarımız “büyük lokma yut, büyük laf etme” demişler. Köprülerin altından çok sular aktı ve Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması ile dünyada pek çok şey değişti. Amerika’nın liderliğini yaptığı değerler sistemine dayalı politikalar da önceliğini reel politikalara bıraktı.

Küresel petrol üretiminin arttırılması meselesi ve İsrail’in güvenliği, Suudi Arabistan’daki insan hakları gibi konulardan daha önemli hale geldi.

Demokratlardan ve medyadan yükselen itirazlara kulaklarını tıkadı. Benim için ABD’nin çıkarları daha önemlidir deyip, Ortadoğu gezisine çıkmak zorunda kaldı.

Biden’ın bu ziyaretinin en önemli hedeflerinden biri Muhammed Bin Selman’ı küresel petrol fiyatlarını düşürmeye katkı sunması için Suudi Arabistan’ın petrol üretimini arttırmaya ikna etmekti. Bu şu anda, benzin fiyatlarındaki artışla birlikte yükselen enflasyonun halkın durumunu kötüleştirdiği ve Kasım ayında yapılacak Kongre seçimleri öncesinde Başkan ve Partisinin anketlerdeki oranlarının düşmesi nedeniyle, Amerika için kilit bir mesele haline gelmiştir.  Nihayetinde ABD ve Suudiler arasındaki ittifak değerler birliğine değil, yalnızca menfaatler birliğine dayanıyordu. Peki o zaman neden sürekli insan hakları vaazları verilip duruyor?

Bu nedenle Biden’ın Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ziyaretin özünde, bu ülkenin dünyanın en büyük petrol ihracatçılarından biri olduğu gerçeğinin yattığını görmemek için at gözlüğü takmış olmak gerekir.

ABD’de Cumhuriyetçilerin uğruna aylardır sert bir muhalefet kampanyası yürüttüğü hassas bir siyasi konu olan benzin fiyatlarındaki artış, Biden için özel bir sorun kaynağı. Akaryakıt fiyatlarını düşürmenin tek yolu, ham petrol arzını artırmak.

Savaş’ın küresel enerji piyasası üzerindeki etkileri, Demokrat Başkan’ın idealizmini boşa çıkaran bir siyasi gerçekçiliği lüzumlu kılıyor… Trump’la geçen kaotik dönemin ve Afganistan’dan alelacele çıkışın ardından, bu seyahat Washington’un bölgeden çıkmaya yönelik stratejileriyle çelişiyor gibi görülebilir. Pekin ile girilen jeopolitik mücadelenin, yalnızca Asya’da kurulacak ve Avrupa ile Ortadoğu’da üstlenen yükümlülüklere zarar verecek ittifaklarla alakalı olduğuna inananlar yanıldı… Biden, bu bölgede liderliği yeniden üstlenme niyetinde olduklarını böylece yeniden dile getirmiş oldu.

 Her ne kadar “Der Standard” gibi gazeteler, Biden’ın ABD’nin Ortadoğu’da eskisi gibi söz sahibi olacağına dair umutlarını yitirerek döndüğü analizini yapıyor olsa da bunu bize en iyi zaman gösterecek. Şimdiye kadar hiçbir ABD Başkanı Ortadoğu seyahatinden eli boş dönmemiştir…!

Biden’ın önceliklerinden biri de Körfez ülkelerinin Ukrayna Savaşı’nda Batı bloğunun yanındaki yerini sağlamlaştırmaktı. Esasında bunun için ABD ve Suudi Arabistan’ın, Ukrayna meselesi hakkında yaptıkları ortak açıklamada ne söylediklerine bakmak kâfi: Barış çağrısı bile yapamadılar. Suudiler, Rusya’nın bakış açısına en az Washington’unki kadar kıymet veriyor ve bu tutumları şimdilik böyle sürmeye de devam edecek.

Birçok Avrupa ülkesi özellikle Türkiye dahil Doğu Avrupa ülkeleri, iki kutuplu bir dünya düzeninin Batı’nın menfaatine olmadığı uyarısında bulunuyor: “ABD ve Avrupalı müttefikleri, Amerika’nın çıkarlarını merkezine alan birleşmeden çok, Ukrayna savaşı gibi belirli konularda, otokratik ülkelere karşı demokratik devletlerin küresel ittifakı gibi daha büyük hedefler üzerinde güçlerini birleştirebilirler.

Yüzyılımızın zorluklarıyla -her şeyden önce de iklim değişikliği ile- başa çıkmaya faydası dokunmayacak iki kutuplu bir dünya yaratmaya çalışmak yerine, çatışmaların adını koymak, müşterek bir hedef tanımlamak ve ardından Suudi Arabistan veya Çin gibi ilgili ülkelerle müzakerelere başlamak, ABD ve Avrupalı müttefikleri için daha stratejik ve siyasi bakımdan daha makul ve uygulanabilir olurdu.

Sanırım Biden, şimdiye kadar bolluk ve refah içinde yaşayan ABD ve Avrupa’yı tabanda başlayan homurdanmalara karşı, enerji fiyatlarının düşeceğine ikna etmeye çalışıyor.