Balkanlar, elden kaçabilir bölgedeki AB entegrasyonu tamamlanırsa

Balkanları yeniden gezme fırsatı buldum. Montenegro’nun Podgorica kentinden girip Budva, Kotor, Cetinje ve Tivat’ı, oradan “Hırvatistan’ın incisi” Dubrovnik’i, Split’i gezdim. Ortak sınırdan Bosna-Hersek’e geçip Mostar köprüsü üzerinde bir kez daha 1991-93 vahşetini yâd ettim.  Sırp Cumhuriyeti’ni boydan boya araba sırtında dolaştım, fotoğrafladım, notlar aldım. Daha önce, Bulgaristan, Romanya, Sırbistan, Arnavutluk, Kuzey Makedonya, Slovenya ve Yunanistan’ı “dijital göçmen” olarak turlamış, gözlemlerimi yazmıştım.

TIKA’nın destekleri, KOBİ’lerimiz, müteahhit, otelci ve tüccarlarımız hemen her yerde dikkat çekiyor ama bu ülkelerin toplam ticaret ve yatırımlarındaki yerimize bakarsanız çıkarılan gürültü ile orantısız, ihmal edilebilir düzeyde. Siyasi etkimiz ise şüphe ile karşılanıyor, Osmanlı nostaljisinin hortlamasından pek memnun olmadıkları söyleniyor. Ama yine de Balkanlar için İstanbul hala alışveriş, yemek, turistik cazibe merkezi, bir “Mekke” gibi görülüyor. Oraya gittiğini söyleyenlerin gözünü bir ışıltı, yüzünde bir gülümseme hemen size de yansıyor.

Balkanlar, Türkiye için önemli çünkü:

1 Aramızda güçlü tarihsel bağlar var.

2 Türkiye’de yaşayan Balkan kökenli nüfus siyaset ve ekonomide ciddi etkinliğe sahip.

3 Balkanlar’daki Türk ve Müslüman toplulukların muhafazası, ihtiyaç duyduklarında desteklenmesi isteniliyor.

4 Bölgenin AB ve Rusya ile aramızdaki jeopolitik konumu ve nüfuz sahası için rekabet alanı olduğu açık.

Etnisitenin yanısıra dinin de uluslararası ilişkilerdeki önemini anlamak için çarpıcı bir laboratuvar aslında Balkanlar. Katolik Hırvatistan ile Ortodoks Balkan ülkeleri arasında husumet olduğu açıkça görülüyor. Avrupa’nın ortasında yeni bir Müslüman ülke yaratılmaması için Boşnakların nasıl Hırvat ve Sırpların yer aldığı Bosna-Herzegovina içine yerleştirildiği de malum.

***

Yaşam kalitesi, turizm cazibesi ve tarihi zenginlik açısından bakıldığında bence bölgedeki en cazip kent Dubrovnik. Göz alıcı özelliklere sahip kiliselerine, manastırlarına, müzelerine ve çeşmelerine ek olarak burada Adriyatik’e açılan birbirinden güzel plajlar, restoranlar bekliyor. Teknelere binip birkaç dakika içerisinde doğa harikası adalara ulaşabiliyoruz. Mimarı detayları ile ziyaretçilerini büyüleyen tarihi yapıların birçoğu Eski Kent sınırları içerisinde, özellikle Stradun Caddesinde yer alıyor.

Artık takmıyorum ama hala dünyanın en iyi ve çeşitli kravat koleksiyonlarından birisi bende. Kelimenin asli Fransızca “cravate” ama kökeni Hırvatlar anlamında kullanılan “croates” veya “cravats”dan geliyor. Hırvatlar, boyunlarına uzun bez kurdeleler takarlardı. Bundan dolayı çeşitli kumaş ve derilerden yapılmış boyuna takılan ve kendine has bağlama şekli olan boyun bağlarına da kravat denmiş.

Bu ülke ile ikili ticaret hacmimiz, 2021 sonu itibarıyla 890 milyon dolar; ama hedef olarak 2 milyar dolar konulmuş. Bugün 45 civarında firmamız Hırvatistan’da faal. Turizm, inşaat, altyapı, bankacılık ve yenilenebilir enerji sektörlerinde önemli Türk yatırımları var. Hırvatistan’ın bugüne kadarki en yüksek maliyetli altyapı projesi olarak bilinen Krizevci-Koprivniça-Botovo demir yolu hattının yenilenmesi ve ikinci bir hat yapımı projesi de yine bir Türk firması tarafından gerçekleştiriliyor.

***

Montenegro ya da bizim tarihimizdeki adıyla Karadağ, 670 bin nüfusu ile Balkanların en küçük ve genç devleti olmasına rağmen, en fazla potansiyel barındıran, eşsiz güzelliklere, tarihe, doğaya ve de insan karakterine sahip ülkesi. Ekonomik sıkıntılardan bunalmış, ülkenin geleceğine dair tünelin ucunda ışık görmeyen, çocuklarına güvenli gelecek inşa etmek isteyen insanlar bir umut bu ülkeye kapıyı atmışlar, hala da gelmeye devam ediyorlar.

Rus baskısından kurtulmak, bağımsızlıklarını korumak için 2016’da NATO’ya girmiş bu ülkenin çok yakında Avrupa Birliği’ne de tam üye olacağı anlatılıyor sürekli. Türkleri cezbeden asıl hikaye de bu aslında. Şimdiden yer satın alır, önce oturma izni, beş yıl sonra da vatandaşlık kazanırlarsa AB vatandaşı olma rüyası var çoğunda.

Ev sahibi olmak orta sınıf üstü için çok büyük bir hülya değil. Aslında. İç bölgelerde bahçeli küçük bir evi 30,000 avroya satın alabiliyorsunuz. Ya da bir oda bir salon daireye 100,000 avro civarında ödemeniz gerekecek. Yani, 500,000 TL ile 2 milyon TL arası bir bütçe ile oturum sahibi olmak mümkün. Montenegro vatandaşları üç aya kadar Schengen ülkelerinde vizesiz dolaşabiliyor, kalabiliyor. Oturma izni olanlar Türkiye’ye kıyasla buradan daha rahat Schengen vizesi alabiliyorlar.

AB üyeliği konusu bilerek köpürtülüyor bence Montenegro’da. Zira AB’nin yeni genişleme dalgası – yaşanan iç AB sorunları, son girenleri tam hazmedememe, konjonktürün elverişli olmaması gibi nedenlerle – bence beş ila 10 yıla yayılabilir. Büyük ihtimalle Batı Balkanları, yani Sırbistan, Arnavutluk, Bosna-Herzegovina, Kosova ve Montenegro hep birlikte katılacaklar. Kolay bir iş değil.

Ülke nüfusunun yüzde 44’u kendisini Montenegrolü hissediyor, Sırp kökenliler de yüzde 40 civarında, kalanı Arnavut ve Boşnak asıllı. Adli vakalar asgari düzeyde, uyumlu, güvenli, iyi, dürüst, birazcık da tembel insanların ülkesi. Birazcık Rus, Sırp, Arnavut mafyası mevcudiyetini hissediyorsunuz. Hatta Sedat Peker ülke dışına çıktığında Podgorica’nın merkezinde kalmış. Bazı meşhur kumarhaneler bizim işadamlarımızın ortak yatırımı.

Sveti Stefan, Perast ile birlikte Montenegro’nun en çok kartpostala basılmış yeri olabilir. 15. yüzyılda bir balıkçı köyü olarak kurulmuş. 1442’de Osmanlı’nın Balkanlara sürekli düzenlediği seferlerden korunmak için etrafını kale duvarları ile ormüşler. Bugün ise dünyanın en güzel butik zincirlerinden biri olan Aman tarafından otel olarak işletiliyor. Konukları arasında Hollywood yıldızları, devlet adamları, ünlü sporcular var. Adaya sadece otel misafirleri girebiliyor. Otelde kalmadan adayı gezmenin tek yolu oteldeki restoranlardan birinde yemek yemek.

Kotor, ülkenin en büyük yerleşim ve kültür merkezi; dünya üzerindeki en güzel ortaçağ yerleşimlerinden biri desek abartmış olmayız. Osmanlı Kotor’u çok kez almayı deneyip başarısız olsa da Bar’ın olduğu bölgeye 500 seneye yakın hükmetmiş. Bar’da bu tarihin izlerini görmek mümkün. Aynı zamanda hem protestant, hem de ortodoks bir nüfusa sahip olması da burayı zenginleştiriyor.

Ülkenin batısına gittikçe İtalyan, doğusuna gittikçe de Osmanlı mirası kendini hissettiriyor. Arnavutluk’a yakın bir sahil yerleşimi olan Ulçinj’de önemli bir müslüman nüfusu yaşıyor. Lovcen, Kotor’un tepesinde harika manzaralar vaad eden bir milli park. Açık bir günde içindeki Njegoš Mausoleum’un arka tarafından, bir yanda sadece Kotor da değil, tüm Boka Kotorska (Boka Körfezi), diğer yanda Skadar Golü ve hatta Durmitör, Komovi ve Prokletije gibi Kuzey Montenegro dağlarını görebiliyorsunuz.

Son senelerde Montenegro’da bir turizm patlaması yaşanıyor. Cruise’ların da yeni favori durağı olmuş. Kotor için “geleceğin Dubrovnik”i deniyor.

Başbakan Dritan Abazoviç ve Dışişleri Bakanı Radulovic ile görüşmem vardı ama son anda beklenmedik ülke dışı gezileri çıkınca başka bir tarihe erteledik.  Eski meslektaşım, Dostum Songül Ozan dört yıldır büyükelçimiz, güzel işlere imza atmış, hem Montenegro yönetimi hem de buradaki Türkler tarafından seviliyor. Bize, Boşnak restoranı Pod Volad’ta köfte ısmarladı.

Montenegro ile karşılıklı ticaret hacminin 250 milyon dolara ulaşması çaba gösteriliyor. İki yıl önce sadece 125 milyon dolar imiş. Hatırı sayılır Türk yatıırmci var, daha fazlası da bekleniyor önümüzdeki yıllarda. Montenegro’nun nitelikli iş gücü varlığı, uygun bir kurumsal vergilendirme sistemine sahip olması ve yabancı yatırımlara uygun mevzuatı, coğrafi konumu dolayısıyla sahip olduğu stratejik üstünlüğün yanı sıra uluslararası sözleşmelerle oluşturulmuş küresel ticaret ağına dahil olması yatırımcılar için önemli bir değer. Özellikle turizm, enerji, ağaç işleme ve mobilya imalatı, bilişim ve metal işleme gibi kilit sektörler Türk iş dünyası için cazip fırsatlar sunuyor.

***

Yakında AB yeniden genişleme dalgasını başlatırsa Batı Balkan ülkeleri topluca katılacaklar tam üye olarak. Şimdi vizesiz gidebildiğimiz ülkelere de gidemeyeceğiz. Balkanlar, her ne kadar tarihi ve ekonomik ilişkilerimiz güçlü de olsa, tedricen Türkiye’ye kapanacak. Onun için bugünden sistematik bir politika ile Balkanlar’daki ticaret, yatırım, kültürel ve stratejik varlığımızı daha da güçlendirmek zorundayız.