Arkasındaki bayrakları ağlatan vali

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’nın “Başlangıç” bölümü ile “Değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi verilemez” denilen ilk 4 maddesinden 2’ncisini “bilmeyen” ya da “biliyorsa” bile “yok sayan” bir Valimiz var… Türkiye Cumhuriyeti’nin Valisi…

İşte TC Anayasası’nın “Başlangıç” bölümü:

“Türk Vatanı ve Milletinin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve onun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda; Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak, Türkiye Cumhuriyetinin ebedi varlığı, refahı, maddi ve manevi mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde; Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı; Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu; Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve LAİKLİK İLKESİNİN GEREĞİ OLARAK KUTSAL DİN DUYGULARININ, DEVLET İŞLERİNE VE POLİTİKAYA KESİNLİKLE KARIŞTIRILAMAYACAĞI; Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu; Topluca Türk vatandaşlarının milli gurur ve iftiharlarda, milli sevinç ve kederlerde, milli varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu; FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere. TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye aşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.”

VE… İşte TC Anayasası’nın “GENEL ESASLAR” bölümündeki “Değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” denilen maddelerin 2’ncisi:

“Madde 2 – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, DEMOKRATİK, LAİK VE SOSYAL BİR HUKUK DEVLETİDİR.”

 

Vali, “Devletin ideolojisi İslam’dır” diyor… 

Kocaeli Valisi Seddar Yavuz, iş adamlarının toplantısında “Biz laikliği yanlış anlıyoruz. Bu ülkede devletin ideolojisi İslam’dır” diyerek şunları söyledi:

“Devletin bugünkü tanımı laiklik olsa da ki biz laikliği yanlış anlıyoruz hâlâ. Bu ülkede ket, çelik fanus devletin ideolojisi İslam’dır. Lozan’a bakarsanız Lozan da aynıdır. Bu ülkede sadece ve sadece azınlıklar gayrimüslimlerdir. Bir daha söylüyorum. Atatürk’ü de anlamayanlar var ülkede, devleti de anlamayanlar var. Bu ülkede azınlıklar sadece ve sadece gayrimüslimlerdir. Müslüman hiçbir unsur bu ülkede dün de bugün de azınlık değildir. İster Boşnak asıllı, ister Kürt asıllı. Bunların hepsi asli ve kurucu Türkiye Cumhuriyeti Devletinin vatandaşlarıdır ve eşit haklara sahiptir. Eğer öyle olsaydı; Bu ülkede sanıldığı gibi, bölücülerin yaptığı gibi, hiçbir Kürt bu ülkede ne bakan olabilirdi ne de Cumhurbaşkanı olabilirdi ne Hoca olabilirdi. Osmanlı’da da Padişahların yanındaki şeyhülislamlara bakarsanız yine onların Kürt asıllı olduğunu görürsünüz. Bizim bir etnik derdimiz yok. Aynı yolun yolcusu muyuz? Sevincimiz bir mi? Davamız bir mi? Bu ülkenin her bir rengini kucaklıyoruz. Kimsenin siyasi görüşten dolayı tavrımız söz konusu değil. O yüzden İslam’ın önderliği hâlâ bu millette. Bu anlayışı lütfen bozmayın olur mu? Bu anlayış önemli bir anlayış. Katiline aşık bir nesil yetiştirdiğinizde felaketle yüz yüze gelirsiniz. Bugün yaşadığımız 1918 travması. Bizde birçok insanın maalesef zihninin işgal edilmesine neden olmuştur.”

ADD’den suç duyurusu

Vali Yavuz’un sözleri üzerine Atatürkçü Düşünce Derneği’nden (ADD) “suç duyurusunda bulunulacağı” açıklaması yapıldı.

ADD Kocaeli Şube Başkanı Taylan Bingöl “Kocaeli Valisi Seddar Yavuz’un 24 Haziran Cuma günü Valilik binasında haddini aşan ve anayasamızın değişmez maddelerine aykırı skandal cümleleri sebebi ile Atatürkçü Düşünce Derneği olarak suç duyurusunda bulunacağız. Kentin ve ülkenin asıl sorunu bu tip dinci yapılanmalardır. Yapay gündemler ile siyaset yapmıyoruz. Cumhuriyet devrimlerini koruyoruz. Tavrımız net” dedi.

NOT: “Türk Dil Kurumu Sözlük… Ket: Ermenice… Engel…”

********

“YÖNETİMİN SİYASALLAŞMASININ ÇİRKİN ÖRNEKLERİ HER GÜN ARTIYOR”

Yekta Güngör Özden (Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı)- Özellikle Recep Tayyip Erdoğan iktidarında yöneticilerin kimisi yaranma çabasıyla kimisi tanınma isteğiyle gelişigüzel sözler etmektedir. Valinin konuşması siyasal yandaşlık örneği olduğu gibi bir de bilgi yanlışlığından kaynaklanan büyük bir çelişkidir. Ülkemizde yönetimin siyasallaşmasının çirkin örnekleri her gün artmakta, iktidarın adamı olmak eğilimi ağırlığını yoğunlaştırmaktadır. Bu gidişle yalnız yöneticilerin değil, devlet organlarında görev alanların kimilerinin de iktidara yaranma yarışına girecekleri kaçınılmazdır. Önemli olan hukuk devletinin tüm yurttaşları ve çalışanları için her yönden yansızlığı ve eşitliğidir. Bu nedenle siyasetin zaten çelişkileri ve bozuklukları içinde olduğu günümüzde siyasete yaranma yarışının da değişik çirkinliklerle süreceği kaçınılmaz görülmektedir.

Benim de 1998-2000 yıllarında genel başkanlığını yaptığım Atatürkçü Düşünce Derneği’nin bu yönetiminin duyarlılığı örnek bir yurttaşlık yaklaşımıdır. Kendilerini girişimlerinden dolayı kutlarken değindikleri sorunların ilgililerce izleneceği umudunu taşıyorum. Onların duyarlılığı yurttaşların sorumluluklarını yansıtan ve hepimizi ilgilenmeye çağıran bir sıcaklıktır. Bu tür kurumların ve yöneticilerinin duyarlılığı hepimizin benimseyeceği ve alkışlayacağı tutumlardır.

*******

 

“VALİ HADDİNİ AŞMIŞ, GÖREVİNİ KÖTÜYE KULLANMIŞTIR”

Hikmet Sami Türk (Eski Adalet Bakanı)- Valinin görüşü, çok vahim bir yanlıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin dini bir ideolojisi yoktur. Böyle bir şey söz konusu değildir. Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlettir. Valinin söylediği Osmanlı İmparatorluğu bakımından geçerli olabilirdi. Çünkü Kanun-i Esasi’de devletin dini İslam’dır hükmü vardı. Fakat orada bile tüm Osmanlı tebaasına din konusunda özgürlük tanınmıştı. 1924 Anayasasında Türkiye devletinin dini İslam’dır, Resmi dili Türkçedir, başkenti Ankara’dır yazılıdır fakat bu 1928’de anayasadan çıkarılmıştır. Ve o tarihten beri anayasamızda sadece din ve vicdan özgürlüğü konusunda hükümler vardır.

Bugünkü anayasamızda anayasanın değişmez, değiştirilmesi teklif edilemez nitelikteki ikinci maddesinde Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içerisinde insan haklarına saygılı Atatürk milliyetçiliğine bağlı başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik laik ve sosyal hukuk devletidir, denilmektedir. Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin nitelikleridir. Bu bir ideoloji değildir. Anayasadaki hükümde, Laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı belirtiliyor. Aynı biçimde bir Laiklik tanımı niteliğinde olan anayasanın din ve vicdan hürriyeti ile ilgili 24. maddesinde herkes vicdan dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir, ifadeleri yer alıyor. Ve maddenin son fıkrasında kimse devletin sosyal ekonomik siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandırmak veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfus sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini, din duygularını ya da dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz hükmü yer alıyor.

Tüm bunların ışığında laikliği şöyle tanımlayabiliriz: Laiklik devlet ve toplum düzeninin ifadesi olan hukuk sisteminin Tanrı buyruğu oldukları için değişmez nitelikte olan din kurallarına göre değil, toplumun gereksinimlerine ve çağın koşullarına göre insanlar tarafından konulan zaman içinde değişen koşullara ve yeni gereksinmelere göre yine insanlar tarafından değiştirilebilen kurallara dayanmasıdır. Böyle bir düzende din ve devlet, diyanet işleri birbirinden ayrılmıştır. Din ve vicdan özgürlüğü güvence altındadır. Devlet tüm dinlere eşit mesafededir. Tüm dini inançlara saygılıdır. Laikliğin tanımı budur.

Kocaeli Valisi haddini aşmıştır. Böyle bir sözü asla söyleyemez. TC valisinin laikliği yanlış anlıyoruz, devletin ideolojisi İslam’dır demeye hakkı yoktur. Türkiye’de başka dinlere, mezheplere mensup vatandaşlarımız vardır. Devletin böyle bir ideolojisi söz konusu değildir. Devletin dini herhangi bir inanca dayalı olduğunu söylemek söz konusu değildir, söylenemez.

Vali burada görevini kötüye kullanmıştır. Valinin böyle bir yorum yapma, böyle bir iddia ortaya koyma hakkı yoktur. Bu anlamda valiye suç duyurusunda bulunulabilir. Devletin niteliğine aykırı sözler söylemek anayasal düzene karşı işlenen suçlar arasında anayasayı ihlal olarak değerlendirilebilir. Uygulanacak olan, görevini kötüye kullanmaktır.