Kurban Bayramı’nı gönül rahatlığı ile nasıl kutlayacaksınız?

Gözlem, milyonları ilgilendiren konuyu masa yatırdı ve uzmanlara sordu; “Maaşlara geçmiş 6 ayın enflasyon zammı yapıldı. 1 Temmuz ile başlayan zamların yükselteceği enflasyonu, Ocak ayı zammına kadar vatandaş ne ile ve nasıl karşılayacak?” İşte görüşleri…

Her geçen gün artan maliyetler ve tüketim ürünlerine gelen zamlar karşısında “Gerekirse 2 kilo değil yarım kilo et yeriz” diyen AKP Elazığ Milletvekili Zülfü Demirbağ, 40 bin TL civarında olan milletvekili maaşlarını az buldu, geçinemediğini ve danışmanlarından borç alarak ayı tamamladığını ifade etmişti. Milletvekillerinin maaşı Temmuz ayında artarak 40 bin liradan 56 bin liraya yükselecek.

“Açlık sınırının altında (6.391 TL) kalan” asgari ücrete yüzde 30, emekli maaşlarına ise yüzde 42 civarında zam yapılacak. Milletvekili maaşlarını 56 bin liraya çıkaran hükümet ve medyası, açlık sınırının altında kalan asgari ücret, memur ve emeklilere yapılacak zam oranını ise “müjde” olarak sundu.

Temmuz sonundan geçerli olacak asgari ücret yüzde 30 artışla 5.500 liraya çıkarıldı. 2.500 lira olan en düşük emekli maaşı da 3.500 lira oldu.  

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) haziran ayı enflasyon verilerini açıkladı. Akademisyenlerden oluşan Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) haziranda aylık yüzde 8,31, yıllık yüzde 175,55 olarak açıkladığı TÜFE’yi, TÜİK aylık yüzde 4,95, yıllık yüzde 78,62 olarak açıkladı. TÜİK’in verilerine göre tüketici fiyatları 2022 Ocak-Haziran döneminde yüzde 42,35 artış gösterdi. Bununla birlikte memur, esnaf ve çiftçi emeklilerinin aylıklarına yapılacak zam oranları belli oldu. Buna göre, memur ve memur emeklisi yüzde 41,69, SSK ve Bağ-Kur emeklileri yüzde 42,35 zam alacak. Hükümet ve medyasının memur ve emekliler için “müjde” olarak sunduğu bu artış, TÜİK’in baskılanmış geçmiş 6 ayın enflasyon farkı. Hiçbir emeklinin maaşına reel olarak bir zam yapılmış değil.  1 Temmuz ile başlayan zamların yükselteceği enflasyonu, Ocak ayı zammına kadar vatandaş ne ile ve nasıl karşılayacak?

Muhalefetten tepki

Kemal Kılıçdaroğlu:

Daha önce Türkiye İstatistik Kurumu’na giden ve içeri alınmayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, açıklanan rakamlara tepki göstererek, “Erdoğan için suç işlemeyi bırakın” dedi.

Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla, “ENAG yıllık %176 enflasyon açıkladı, TÜİK %79. Pazar, market ortada. TÜİK’in bu yalanı, emeklinin, memurun cebinden çalmak demektir. @RTErdogan için suç işlemeyi bırakın, sorumlusu siz olacaksınız!” dedi.

Meral Akşener:

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de, sosyal medya paylaşımında geçen hafta çarşamba günü TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmanın enflasyon ile ilgili kısmını içeren bir video paylaştı.

Akşener’in mesajı şöyle: “Geçtiğimiz hafta, 2022 yılı Bütçe Kanunu’nda yüzde 9,8 olarak öngörülen enflasyonun, yüzde 73,5’e ulaşmasındaki rezaleti dile getirmiştik. Bugün ise TÜİK’in açıkladığı rakamlarla bile enflasyon yüzde 78,6’ya tırmandı. Yani Bay Kriz’in öngörüsüzlüğü tam gaz devam ediyor…”

Ali Babacan:

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, sosyal medya hesabından TÜİK’in açıkladığı enflasyon verilerine ilişkin, “Yine maşallah çok hassas tartmışlar. Enflasyon yüzde 78,62 imiş. Bizler markete, pazara, çarşıya çıkıp alışveriş yapıyoruz. Ve neredeyse yüzde 200’e varan gerçek enflasyonu çok çok iyi biliyoruz” dedi.

Ahmet Davutoğlu:

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu da, TÜİK’in açıkladığı haziran ayı enflasyon verilerini değerlendirdi. Davutoğlu, sosyal medya hesabında bugün yaptığı paylaşımda şunları kaydetti: “Cumhurbaşkanı’nın ‘Bundan böyle enflasyonun daha yukarı çıkması mümkün değil, zira faiz oranlarında düşüşe geçiyoruz’ demesinin üstünden tam 11 ay geçti. O gün enflasyon yüzde 18,9 idi. Şimdi TÜİK verileri ile bile yüzde 78,6. İşte sizin ekonomistliğiniz bu kadar.”

 

******

“VATANDAŞ KURBANLIK KOYUN OLDU”

Hüsnü Erkan (Prof Dr.)- İktidarın, bilim ve akıldışı, siyasi ideolojik kör inanca dayalı yaklaşımı nedeniyle vatandaşlar başıboş enflasyon yüzünden kurbanlık koyun oldular. Yaşanan hiper enflasyonun başıboş. Zira ülkedeki enflasyon herhangi bir ekonomik çıpaya bağlanmış değil.  İlgili Bakan, suçu ve günahı dış güçlere ve dış gelişmelere bağlayarak, enflasyondaki yükselişi karşıdan seyrediyor. Son olarak aldığı vergi indirimleri de alınmış boş kararlardır. Zira bu denli yüksek enflasyon yaşanırken,  her ekonomik birimin fiyat yarışına girdiği bir ortamda, KDV indirimlerinden beklenen etkileri ortaya çıkmaktan uzak kalacaktır. Bu nedenle enflasyon aldı başını gidiyor. Haziran ayı enflasyonu, TÜİK verileri bazında yüzde 78,62 olarak açıklandı. ÜFE enflasyonu da yüzde 138,31 ve aylık artışı da TÜFE’nin bir buçuk katı düzeyinde. Önümüzdeki ayların enflasyon oranları yüzde 90’ları deneyecek düzeyde gözüküyor.

Esasen ENAG enflasyonu yıllık bazda yüzde 175,55 ve aylık bazda 8,31 oranlarında açıklandı. TÜFE de bu iki ayrı hesaplamanın ortalamasını alsak bile yüzde 130 dolayına çıkıyor ki; TÜİK ÜFE’si de zaten yüzde 140’a merdiven dayamış bulunuyor. İktidar, enflasyonu önleyecek herhangi bir para ve maliye politikası paketi oluşturmadı. Bu nedenle füze gibi yükselen enflasyon hızı karşısında tutarlı ve yeterli sosyal destek paketi de getirmedi. Enflasyonun iç ve dış kaynaklarını analiz edip, maliyet enflasyonu, talep enflasyonu, ithal edilmiş enflasyon tiplerine göre analitik ve bilim temelli bir program ve paket ortaya koymadı. Son aldığı KDV indirimleri ile ücretlilerin ve emeklilerin kayıplarını kısmen telafi edecek 6 aylık ücret artışları dışında bir gelişme gözlenmiyor.  Bu önlem hem yetersiz, hem de enflasyonun nedenlerini ortadan kaldırmaya veya azaltmaya yönelik değil. Sadece geçmiş kayıpları kısmen telafi etmeye yönelik bulunuyor. Kısacası bu iktidar, enflasyona karşı yeterli, tutarlı ve kapsamlı bir önlemler paketi getirebilme yeteneğinden ve inandırıcılığından uzak bulunuyor. Bu nedenle de özel ekonomik birimler arasında,  kendine yansıyan fiyat artışlarını, kendini koruyabilmek için, nihai tüketiciye yansıtma yarışı içinde sürekli yukarı taşıyor. Mevcut önlemlerle bu yarışın önü alınamadığı için fiyatlar da yükselmeye devam ediyor.  Çöküş sürecine giren tarımsal üretim nedeniyle mevsimlik etkiler de iktidarı kurtarmak için yetersiz kalıyor.

İktidar, açlık sınırının 6 bin 391 TL olduğu bu ülkede,  asgari ücreti 5 bin 500 TL düzeyinde tutmuş bulunuyor. Vatandaşın açlık sınırının altında yaşaması isteniyor.  Buna karşı iktidar yandaşı bir milletvekilinin “ 40 bin TL ile geçinemiyorum”  şikâyeti hemen yankı buluyor ve maaşı 56,000 TL düzeyine çıkarılıyor. Bir asgari ücretlinin maaşının on katından daha fazla bir ücret.  Ayrıca Milletvekili olarak ek ayrıcalıkları da bulunuyor. Ucuz yemekten, sağlık ve sosyal güvenlik harcamalarına ya da başkaca avantajlara kadar. Sanırım Cumhuriyet Tarihinde ücretlerde bu denli büyük uçurum ilk kez oluşuyor. Diğer yandan asgari ücretli yaşayabilmek için yemek, içmek, kira, sağlık, ulaşım ve her türlü harcaması ve çocuklarının eğitimini buradan karşılayacak.

Bu arada üç haneliye koşan enflasyonla gün be gün eriyen satın alma gücü karşısında yaşamını nasıl sürdürecek?  Bu iktidar kullandığı dil ve söylemleri ile toplumu kutuplaştırdığı gibi, yarattığı ekonomik koşullar ve yüksek enflasyon ile de kutuplaştırıyor. Açlık, işsizlik, düşük ücret, yoksulluk yüksek enflasyonun yarattığı adaletsiz gelir dağılımında hızlanma inanılmaz boyutlara ulaştı.  Böylece iktidar, toplum ve ekonomi yönetiminde sınıfta kalmıştır ve toplumu uçuruma kendi eliyle taşıyor. Aklın ve bilimin yolunda sağlıklı, dengeli ve müreffeh bir toplumsal yapı kurma yönünde değil; ekonomik ve sosyal uçurumun artışı yönündeki uygulamalar ve keyfi karar, kayırma ve liyakatsizlik bu süreci daha da hızlandırıyor. Toplum uçuruma itilirken yoksullaşan vatandaş uçurumdan aşağı düşen kurbanlık koyunlar olma durumunda kalıyor.

*****

“SABİT GELİRLİLER AÇISINDAN GELECEK HİÇ PARLAK DEĞİL”

İbrahim Kahveci (Gazeteci – Yazar/ İktisatçı)- Son bir yılda gıda enflasyonu yüzde 94.3 arttı. Açlık sınırı yüzde 123.1, asgari ücret de yüzde 94.6 oranında artmış oldu. Son 1 yılda, TÜİK’in açıklamış olduğu gıda enflasyonuyla, asgari ücret artışı aynı.  Geçen yıl, yaz aylarındaki aylık enflasyon yüzde 1-2 seviyesindeydi. Şimdi ise aylık enflasyon 4-5 seviyelerinde. Sonbaharda aylık enflasyonun çok daha yükseleceği öngörülüyor. Üretici enflasyonundaki artış yüzde 138. Bu maliyet tarafında büyük bir şişkinlik var, demek oluyor. Şirketler tarafında büyük bir potansiyel var. Orada zam yapılmış, o zam tüketiciye peyderpey yansıtılıyor. Üretici enflasyonunun yüzde 138.3 olduğu yerde önümüzdeki haftalarda raf fiyatlarına zam gelmeye devam edecek. Ayda yüzde 4-5 seviyelerinde zam gelecek. Bunu hesaba kattığınızda şu an itibariyle son 1 yılda asgari ücret artışı, gıda fiyat artışını karşılamış gibi gözüküyor ama TÜİK’in açıkladığı rakamlara göre. Bu rakamlar ne kadar gerçek onu da tam bilmiyoruz. Ama baz alalım ki TÜİK’in açıkladığı doğrudur. Onu tam karşılıyor. Yani geçen yıl haziran ayında asgari ücretli ne alıyorsa bu yıl temmuz ayında da onu alacak. Reel bir gelir olmayacak,  reel bir kaybı da olmayacak gibi görünüyor. Ama önümüzdeki aylarda her ay yüzde 4-5 civarında enflasyon gelince maaş erimesi çok hızlı şekilde gelecek. Biz asgari ücret zammı ile açlık sınırının önüne geçmedik, hala gerisindeyiz. Gıda enflasyonuyla da ancak başa baş geldik. Hatta şunu söyleyebilirim: Gıda enflasyonunda 2 yıllık birikime baktığınız zaman şu anda bir miktar hala gerideyiz. 2 yıllık bir gıda enflasyonu üzerinden incelediğimiz zaman hala asgari ücret gıda enflasyonunun gerisinde yer alıyor.

Mesela 2020 Ocak ayında gıda enflasyonuyla asgari ücret aynı seviyedeydi ama bugün gıda enflasyonu 5 bin 700 seviyesinde, asgari ücret 5 bin 500 seviyesinde. Asgari ücret, yüzde 2 civarında geride kalmış durumda.

Ama en önemlisi, önümüzdeki aylarda yükselecek enflasyon hiç hesaba katılmamış. Sadece geçmiş enflasyon kayıpları telafi edilmeye çalışılmış. Asgari ücretliye, önümüzdeki ayların enflasyonu hiç verilmemiş.

Burada başka bir nokta daha var. SGK üzerinden herkesin aldığı ücrete bakıyoruz. Asgari ücretli, üzeri ücretler… Oradaki en son veri Nisan ayı verisi. Orada da son bir yılda yapılan zammın yüzde 44 buçukta kaldığını görüyoruz. Geçen yıl nisan ayındaki ücrete göre bu yıl nisan ayındaki ücret sadece yüzde 44 buçuk artmış. Asgari ücret artmış ama diğer ücretlere bir zam yapılmadığını görüyoruz. Zam yapılmaması sebebiyle çalışanlar ciddi şekilde kayıpta. Önümüzdeki dönemde yaşanacak olan enflasyon çok önemli. Her bir birimlik enflasyon dahi çalışanların ücretlerinde reel kayba yol açacak, bir kazanca değil reel kayba yol açacak. Kayıp yaşanacak.  Çalışanların durumu, ücret seviyesini son  1 yılda almamak lazım. Son 2-3 yıldır 2018’den beri başkanlık sistemiyle beraber baktığımız zaman bunu milli gelir rakamlarından görüyoruz. Milli gelirde ülke gelirinde ücretlilerin aldığı pay, yüzde 33.2’den yüzde 24.6’ya düşmüş. Çok büyük bir düşüş var. Bu şunu gösteriyor: ülke ekonomisi büyürken bu büyümeden çalışanlar hiç pay almamışlar. Gerçekten Türkiye’de son 3-4 yıldır artan oranda ücretlilerin payı milli gelirden hızla düşüyor, payı azalıyor.

Reel ücretlerin düştüğünü net olarak görüyoruz. Reel ücretler düşerken ülke geliri artıyor. Bu ters orantılı. Bunları bankaların karındaki artıştan görüyoruz, şirketlerin karındaki artıştan görüyoruz. Bankalar, şirketler kar yapıyor ama çalışanlar zarar görüyor. Böyle bir ekonomik modelimiz var. Bu ekonomik modeli ilk başta açıkladıklarında Çin modeli dediler, sonra Güney kore modeli deyip son olarak Türk modeli diye düzelttiler. Aslında ağızlarından kaçırdıkları cümle en doğrusuydu, bu gerçekten Çin modelidir. Ucuz işçilik modelidir. Bunu itiraf etmişlerdi, Türkiye’ye ucuz işçilik modelini getirdiler. Çin modelinin şöyle bir sakıncası var: Eğer ülkenizin gelir seviyesi düşükken, o düşük seviyede bu modeli uygulayıp o düşük gelir seviyesinde bu modelle kalkınma programı yazarsanız bir şekilde anlaşılabilir. Çin bunu zaten zayıfken yazdı. Zaten zayıftılar. Gelirleri yoktu, zaten fakirdiler. Biz ise bunu zenginken yaptık. Çok zengin değildik ama gelir seviyelerimiz 12-13 bin dolarlara çıktı. Ondan sonra gelir seviyemizi düşürdük, düşürdükten sonra bu modeli uyguladık. Zengini fakirleştirip bu modeli uyguladığınız zaman bu bir takım sıkıntılara yol açar. Zaten çok ciddi sıkıntılara yol açtı. İnsanların gelir seviyeleri düştü, fakirliği daha fazla hissediyorlar. Burada ana sorun geliri düşürmek. Maalesef gelir düşüşü reel olarak devam edecek. Çalışanlar ve emekliler açısından gelecek hiç parlak değil. Sabit gelirliler açısından Türkiye’nin geleceği hiç parlak gözükmüyor. Mevcut yönetim tarzı devam ettiği sürece bu sıkıntı devam edecek. Bundan kurtuluş yok.