Bir bayram yazısı

Bazı insanlar “eski Bayramlar ” diyerek saçma sapan yazılar kaleme alıyorlar. Zannedersiniz ki, onların yaşadığı Bayramlar, “Alis Harikalar Diyarında” olmuştur. Anlata anlata durdukları Bayramlar gerçekte yokluk denilen karabasan içinde küçük bir parıltıdan ibarettir.

Hatırlayın o günleri!

Gidecek yer yok. Aileden ve çevreden iki üç yaşlıyı ziyaret seyahate denktir.

Ulaşım kıt olduğundan turizm diye bir nesneden kimsenin haberi yoktur.

Radyo’nun Ankara’nın dışına, İstanbul’a 1927’lerde,  İzmir’e 1951’lerde ve Erzurum’a 1960’dan sonra ulaştığını gözönüne alacak olursak iletişimden habersiz insanlara Bayramın ne mana ifade ettiğini anlayan varsa beri gelsin…

Bayramdan Bayrama alınan esvaba, ayakkabıya özlem duymanın bugün bir anlamı var mıdır?

Çikolata lüks olduğundan akide şekeri, lokum veya karamela tutuşturulan elleri hatırlamak mıdır?

Bayram ziyaretlerinde fukaralıktan el öpen çocuklara verilen bir kaç kuruş çokça da verilen mendiller herhalde pek aranacak hasletler değildir.

Hatırlanmak istenen Bayram Yeri denilen arsada, salıncakta sallanmak, kukla seyretmek, ata binmek, macun yalamak ayrıcalığı mıdır?

Yoksa biraz alafranga evlerde misafirlere sunulan likör hasreti midir?

Bu saydıklarım şehirlerde yaşayan yaşıtlarımın lüks Bayram hatıralarıdır.

Köylerde yalınayak veya takunya veyahutta Gislaved lastikle gezenlerin yukarda saydığım güzelliklerle (!) bir alakası olduğunu sanmak, safdillik olur.

Bırakalım eski Bayramları anmağı. Eskiden memurun veya işçinin yıllık izin kullanması yadırganırdı. İzne ayrılan ise, babasının veya kayınbabasının evinde çizgili pijaması ile otururdu.

Dolayısıyla eski Bayramlara özlem duymak; bana, biraz uyduruk tatmin duygusu gibi geliyor.

Ne demiş şair:

“Eskiye rağbet olsa Bit Pazarı’na nur yağardı”

Siz siz olun, eski Bayramlar diyeceğinize, her günü nasıl Bayram kılabiliriz, onun yolunu arayınız.

Sağlık ve saadet içinde nice bayramlara..