Bi bağımsızlık şeysi

İnsanlığı ilgilendiren olayların akışı içinde, bir ulus, kendini bir başka ulusa bağlayan siyasal bağları koparmak ve doğa yasalarının ve Tanrı’nın ona dünya devletleri arasında bağışladığı bağımsız ve eşit yeri almak gereğini duyduğu zaman, insanlığın yargısına duyduğu o yerinde saygı, o ulusu bu ayrılmaya zorlayan nedenleri açıklamakla yükümlü kılar.

Biz şu gerçeklerin açık olduğu görüşündeyiz: bütün insanlar eşit yaratılmışlardır, onları yaratan Tanrı kendilerine vazgeçilemez bazı haklar vermiştir, bu haklar arasında yaşama, özgürlük ve mutluluğu arama hakları yer alır, bu hakları korumak için insanlar arasında meşru, iktidar hak ve yetkilerini yönetilenin rızasından alan hükümetler kurulmuştur. Herhangi bir hükümet şekli, bu amaçları tahrip eder bir nitelik kazanırsa, onu değiştirmek veya kaldırmak ve temelleri kendi güvenlik ve refahlarını sağlamaya en uygun görünecek ilkeler üzerine dayanan, güç ve yetkiyi aynı amaçla örgütleyen yeni bir hükümet kurmak o halkın hakkıdır.

Bağımsızlık bildirgesi bu paragraf ile açılır ve devam eder. Bildirge, On Üç Koloni’nin Büyük Britanya Krallığı’ndan ayrı olarak bağımsızlıklarını ilan ettikleri belgedir. Kongre tarafından 2 Temmuz 1776 tarihinde onaylanmış 4 Temmuz’da ilan edilmiştir; bu tarihten sonra Amerika Birleşik Devletleri’nde her sene Bağımsızlık Günü olarak kutlanmaktadır. Bu belge Washington’daki devlet arşivlerinde gösterimde bulunmaktadır. Amerikan Kolonilerinin bağımsızlıkları Büyük Britanya Krallığı tarafından 3 Eylül 1783 tarihindeki Paris Anlaşması’yla tanınmıştır.

Bağımsızlık Bildirgesini, Bryant Park içerisindeki Milli Kütüphane’nin Ulusal Hazineler sergisinde inceleme fırsatım olmuştu.1776 senesini, o günün şartlarını düşünüyorum da…

O kadar naif, o kadar kararlı ve idealist bir dille yazılmış ki! 1776’ya gelene kadar Amerikan toplumunun adeta röntgenini çekmiş bir tespit yazısıdır. Bu bilinçle ve kararlılıkla yola çıkan bir ulusun yüz yıllar sonra bu değerlerine sahip çıkması içinde bulunduğumuz ahval ve şerait göz önüne alındığında ayakta elleri patlayıncaya kadar alkışlanası bir durum.

Boşuna özgürlükler ülkesi olunmuyor! Bireyler haklarını sonuna kadar kullanıyor ve arıyor. Amerikan anayasasındaki bireysel silahlanma maddesi bunun en iyi örneği. Maddenin açılımında şunu söylüyor. Yarın bir gün, yasa koyucular kendilerini şaşırıp tiranlaşır ve diktalarını ilan ederlerse, Amerikan vatandaşları silahlanarak demokrasilerini ve ülkelerini korusun amacı ile konulmuştur. Tabi ki, Amerikalı coşku ile bir saat havai fişek katarak çılgınca kutlayacak bu günü! 

Bu arada sizler demokrasinin araç mı amaç mı olduğu konusunu tartışmaya devam ederken şunu düşünelim, Türkiye’nin kurucu babasını, Amasya’da Sivas’ta Erzurum’da kongreler yapmasına, yüzyıllarca insana kul olmuş insanlara özgürlüklerini hediye etmesine rağmen eleştirilebiliyorsunuz. Gel gelelim seçimle yönetime gelmiş herhangi birini trafikte durduramıyorsunuz, ceza yazamıyorsunuz, yanlışını yüzüne vuramıyorsunuz.

Demokrasi, toplumlara suni sancı gibi verildiğinde, yukarıdan aşağıya direktif gibi verildiğinde günümüz Afrika ülkeleri gibi sıkıntılı sonuçlar yaşanabiliyor. Mesela 29 Ekim Hakkâri’de kutlandığı gibi Edirne’de kutlanıyor mu? İzmir’deki coşku Iğdır’da var mı? İşte o zaman bizimki “bi bağımsızlık şeysi” oluyor…

Gidelim 1770’lerin Almanya’sına! O zamanlar adı Prusya. Kral II: Frederik’ Potsdam’da yaptırdığı saray ve bahçesindeki değirmenin hikayesini bilmeyenler için anlatayım. Kralın adamları değirmenciye değirmenini satması için baskı yaparlar, hatta kral huzuruna çağırttırır “Ne demek satmıyorum, ben Kralım!” der ve bunun üzerine değirmenci “Bak beyim, sana iki çift lafım var. Koskoca adamsın, paran var, pulun var, her şeyin var! Binlerce kişi çalışıyor emrinde. Yakışır mı sana ekmekle oynamak? Yakışır mı bunca günahsızı, çoluğu çocuğu, karda kışta sokağa atmak, aç bırakmak?” diyecek gibi oluyor ama Yaşar Usta tiradı yerine “Almanya’da mahkemeler var!” diyor. Mahkemeye gidiyor ve değirmeni hala bugün bile ayakta…

Muhtemelen kralın danışmanlarından biri, “Siz binayı yıkın biz kralın emridir yazısını arkadan göndeririz diyelim efendim!” diyecek olmuştur ama işte demokrasi, özgürlük ve insan hakları buna engel olmuştur. Adalet 1770’lerde II: Frederik’e her sabah sıcak ekmek kokusuyla geliyormuş peki, 2022’de size nasıl geliyor? 

***

Bayramlar toplumları birleştirir gibi girişleri sevmediğimi biliyorsunuz, bayramda küs olduğunuz biri ile bayram diye barışmayın; küstüğünüz sebep düzelirse barışın. Bir de toplu mesajdan uzak durun, yüz kişiye “enişten” sevgilerinizi sunacağınızsa sevip hürmet ettiğiniz kişileri arayarak sesinizle sevginizin sıcaklığını hissettirin.

Bu vesile ile Kurban Bayramınızı Kutlarım!

Unutmadan, 12 sene evvel yitirdiğim, Kurban Bayramlarımın kahramanı güzel dayım Sadık Sisli’yi buradan anmak istiyorum, seni çok özledim…

Haftaya görüşmek üzere…