NATO’da zafer mi var, yoksa taviz mi verildi?

Dörtlü görüşmede, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö, İsveç Başbakanı Magdalena Andersson ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg bir araya geldi.

NATO Zirvesi, Türkiye’nin, Finlandiya ile İsveç’in NATO üyeliği için koyduğu blokajı kaldırmasıyla sonuçlandı. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyelik başvurularının karşısında defalarca “veto kartı”nı öne sürmüş, 16 Mayıs’ta İsveç ve Finlandiya’nın konuya dair Türkiye ziyaretiyle ilgili “Türkiye’ye geleceklermiş, zahmet etmesinler. Türkiye’ye yaptırım uygulayanların bir güvenlik örgütüne katılımına biz evet demeyiz” demişti. Ayrıca, “Tayyip Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti’nin başında olduğu sürece, teröre destek veren ülkelerin kesinlikle NATO’ya girmesine biz ‘evet’ diyemeyiz” ifadelerini kullanmıştı.

İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğinin ele alındığı dörtlü görüşmede, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö, İsveç Başbakanı Magdalena Andersson ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg bir araya geldi.

Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasında üçlü memorandum imzalandı. İmzalanan metinde, “Terör örgütü” olarak nitelenen PKK’dan başka örgüt adı yok. Türkiye’nin terör örgütü olarak kabul ettiği, YPG/PYD ve FETÖ için sadece “örgüt” denilmesi dikkat çekiyor.

Yapılan ortak bildiride yer alan maddeler şöyle:

* Finlandiya ve İsveç, tüm terör örgütlerinin Türkiye’ye karşı gerçekleştirdikleri saldırıları açık ve net biçimde kınar.

* Finlandiya ve İsveç, PKK ve diğer tüm terörist örgütlerin ve bağlantılı şahısların faaliyetlerini engelleyeceklerini taahhüt eder.

* Türkiye, Finlandiya ve İsveç terör örgütlerinin faaliyetlerini engellemek amacıyla aralarındaki iş birliğini artırmaya karar vermişlerdir.

* Finlandiya ve İsveç, PKK ve bütün uzantılarının para toplama ve eleman devşirme faaliyetlerine yönelik soruşturma başlatacak ve bunları yasaklayacaklardır.

* Türkiye, NATO’nun açık kapı politikasına desteğini teyit eder ve Madrid Zirvesi’nde Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği için davet edilmesine desteğini ifade eder.

* Müstakbel NATO müttefikleri olarak Finlandiya ve İsveç, PYD/YPG ve Türkiye’de FETÖ olarak tanımlanan örgüte destek sağlamayacaklardır.

* İsveç yeni ve daha etkin bir Terör Suçları Kanunu’nun 1 Temmuz itibarıyla yürürlüğe gireceğini ve hükümetin terörle mücadele mevzuatını tahkim edeceğini teyit eder.

* Türkiye, Finlandiya ve İsveç, aralarında artık hiçbir milli silah ambargosu bulunmadığını teyit ederler.

“Türkiye istediğini aldı”

Cumhurbaşkanlığı tarafından medyaya iletilen bilgi notunda, “Türkiye’nin istediğini aldığı” belirtildi. Söz konusu bilgi notunda, “Türkiye’nin terör örgütleriyle mücadele hususunda ciddi kazanımlar elde ettiği” vurgulandı.

Mutabakat muhtırasında yer alan en somut başlıklardan biri, iki İskandinav ülkesinin Türkiye’ye uyguladığı silah ambargosunu sona erdirmesiyle ilgili. İsveç ve Finlandiya, Türkiye’nin 2019’da Suriye’nin kuzey doğusunda gerçekleştirdiği askeri operasyona tepki olarak silah satışını askıya almışlardı.  Metinde bu konu, “Türkiye, Finlandiya ve İsveç aralarında artık hiçbir milli silah ambargosu bulunmadığını teyit ederler. İsveç, NATO müttefiklerine yönelik olarak silah ihracatına ilişkin milli mevzuatını tadil etmektedir. Gelecekte, Finlandiya ve İsveç’ten yapılacak savunma sanayi ihracatı Müttefik dayanışmasına ve Washington Anlaşması’nın 3. Maddesi’nin ruhuna ve lafzına uygun biçimde yürütülecektir” sözleriyle yer alıyor.

Türkiye 33 zanlının iadesini bekliyor

Adalet Bakanı Bozdağ, İsveç ve Finlandiya ile varılan mutabakat sonrası bu ülkelerden 33 terör zanlısının iadesi için yeniden talepte bulunulacağını açıkladı. Bozdağ, “Zaten başvurularımız var. Onlara ayrıca bir yazı yazarak bu mutabakat çerçevesinde verdikleri sözlerin gereği, hem Finlandiya’da altı PKK’lı, altı FETÖ’cü terörist, İsveç’te ise 10 FETÖ’cü, 11 PKK’lı teröristin dosyaları, ilgili ülkelerin Adalet Bakanlıklarında bekliyor. Şimdi bu mutabakattan sonra biz de Adalet Bakanlığı olarak bunların iadesi hususunu yeniden kendilerine yazacağız ve hatırlatacağız” ifadesini kullandı.

******

İSVEÇ VE FİNLANDİYA’DA HAVA BAŞKA

Türkiye ile imzalanan mutabakat sonrası ülkesinde eleştirilere maruz alan İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde “Erdoğan’a boyun eğmedik” dedi. İsveç basınına konuşan Linde, “Terör faaliyeti olduğu yönünde delil olmadıkça hiçbir iadeye razı olmayacağız” diye konuştu.

Türkiye’nin “İsveç’ten 73 teröristin iadesini” istedikleri açıklamalarının ardından İsveç Adalet Bakanı Morgan Johansson, İsveç’te iade kararlarının bağımsız yargı tarafından verildiğini söyledi. Johansson yaptığı yazılı açıklamada, “İsveç’te bağımsız mahkemeler ile İsveç yasaları geçerlidir” diyerek, İsveç vatandaşlarının iade edilemeyeceğini de hatırlatarak, “İsveç vatandaşı olmayan kişiler diğer ülkelerin talebi üzerine, ancak İsveç yasaları ve Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi ile uyumlu olması koşuluyla iade edilebilir” ifadesini kullandı.

Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö, Türkiye, Finlandiya ve İsveç arasında imzalanan mutabakat metninde YPG ile ilgili ifadelerin Helsinki’nin ‘insani yardım’ yapmayı sürdürebilmesi için özellikle kelimelendirildiğini bildirdi.

Niinistö, ”Dokümanda bu örgütlerden söz edilmesi Türkiye’nin ana hedeflerinden biriydik. Sonunda anlaşmaya vardık çünkü mevcut durumda bir değişiklik olmadı” diye konuştu.

Finlandiya lideri, ”Dokümanda bu örgütlere terörist muamelesi yapılmıyor ve aynı zamanda Türkiye’nin istediği şekilde isimlendirilmediler” ifadelerini kullandı.

 

*********

KILIÇDAROĞLU: “GİTTİN, BASTIN İMZAYI ÇIKTIN GELDİN

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın NATO Zirvesi’nde imzaladığı İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğinin önünü açan mutabakata ilişkin konuşan “Ben başta olduğum sürece İsveç ve Finlandiya NATO’ya giremez” sözlerini hatırlatarak, “‘Başta kaldığım sürece asla giremezler’ dedi. E ne oldu? Gittin, bastın imzayı çıktın geldin. Peki Türkiye’nin ağırlığı oldu mu? Olmadı. Ciddiye alınır mı artık Türkiye Cumhuriyeti Devleti? Türkiye böyle bir yönetimi hak etmiyor” ifadelerini kullandı.

*******

AKŞENER: ÜLKEMİZİN ÇIKARIYLA BAĞDAŞMAYAN BİR TAVİZDİR

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Finlandiya, İsveç ve Türkiye arasında imzalanan üçlü memoranduma tepki gösterdi. Akşener, “İktidarın İsveç ve Finlandiya nezdinde herhangi bir somut gelişme olmaksızın attığı bu imza maalesef ülkemizin çıkarıyla bağdaşmayan bir tavizdir. Çünkü, mutabakat metnine göre, verilen sözlerin tutulması için oluşturulacak, üçlü mekanizma, İsveç ve Finlandiya, NATO üyesi olduktan sonra devreye girecek.

Yani, bu mekanizmanın, işlememesi durumunda, Türkiye, elindeki NATO kartını kaybetmiş bir biçimde, itirazlarını sürdürmek ve haklı davasını anlatacak, muhatap aramak zorunda kalacak.

Ülkemizin, PKK ile YPG/PYD arasında kurduğu ilişkinin, mutabakat metninde, özenle birbirinden ayrıştırılmış olmasıdır. Türkiye’nin devlet politikası, YPG, PYD ve PKK’nın, bir ve aynı şey olduğu, yani aynı zehirli ağacın dalları olduğudur. Ancak; mutabakat metninin 5’inci paragrafı, PKK’yı terör örgütü olarak görürken, YPG ve PYD, Türkiye’ye yönelik, ulusal çıkar tehdidi olarak tanımlanıyor. Üstelik, İsveç ve Finlandiya, terör örgütlerine yapılan finansal yardımları, ve militan katılımlarını denetleme sözü verirken, yine 5’inci paragrafa işaret ediliyor, PYD ve YPG, bunun dışında tutuluyor.

Yani, PYD/YPG’ye yönelik mali yardımlar, mutabakat kapsamı dışında bırakılmış oluyor. Üst perdeden atılan kürsü diskurları, her zaman olduğu gibi, yine, müzakere masasında verilen tavizlerle, taçlandırılmış gibi gözüküyor. Ve yine, ülke çıkarlarımız açısından, son derece önemli bir fırsat.

Sayın Erdoğan’ın, dış politikayı iç politikaya malzeme yapma sevdası uğruna, kaçırılmış gözüküyor.” dedi.

**********

“TÜRKİYE’NİN HASSASİYETİNİ GİDERECEK AÇIK İFADELER YOK”

Soner Albay (Emekli Albay) – Cumhurbaşkanı Erdoğan, Madrit’e hareketinden önce hava alanında yaptığı konuşmada; İsveç ve Finlandiya’nın PKK, PYD/YPG, FETÖ terör örgütlerine desteği kesmedikleri ve teröristlerin iadesine yanaşmadıkları sürece NATO’ya katılmalarına onay vermeyeceğini, NATO üyesi bazı ülkelerin (Almanya, Fransa, Hollanda, Yunanistan gibi) de PKK’ya ve uzantılarına destek verdiklerini, Yunanistan’ın; FETÖ’nün sığınağı olduğunu, Ege adalarını işgal etmesinin ve silahlandırmasının anlaşmalara aykırı olduğunu, Ege adalarındaki ABD üslerinden duyulan rahatsızlığı, ABD’nin F-16 satışı meselesinde oyalama taktiği uyguladığını gündeme getirmiş, zirvede bu konulara dikkat çekeceğini kararlı ve sert ifadelerle dile getirmişti.

Türkiye’nin; İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılmalarına itirazı ve zirve öncesinde üç ülke tarafından imzalanan mutabakat zaptı, Cumhurbaşkanımızın değindiği diğer hayati konuların ve NATO Liderler Zirvesi’nde alınan kararların önüne geçti. Bütün dikkatler zirvenin sonuç ve etkilerinden çok Türkiye-İsveç- Finlandiya ilişkisine yöneldi. Bence bu süreci değerlendirirken; İsveç ve Finlandiya ile varılan mutabakatın, ikili ilişkilerden ziyade, NATO bünyesinde Türkiye’ye neler kazandırdığına, NATO’ya sorumluluk yükleyip yüklemediğine ve zirvenin (bir bütün olarak) Türkiye’nin bütün hassasiyetlerine cevap verip vermediğine bakmak gerekir. Oysa sonuç bildirgesinde; Türkiye’nin hassasiyetlerini giderecek, terörle mücadelesine katkı yapacak, Türk-Yunan ilişkilerine etki edecek açık bir ifade yoktur. Zaten zirvenin amacı da Türkiye’nin rahatsızlıklarını gidermek değil, NATO’nun genişlemesi, Rusya ve Çin’e karşı alınacak önlemler ve NATO askeri gücünün yeniden yapılandırılmasıdır.

İsveç ve Finlandiya ile imzalanan mutabakat zaptının bağlayıcılığının olmadığı, henüz sürecin başında olunduğu, zaman içindeki uygulamalara bakılması gerektiği uluslararası hukuk uzmanları ve diplomatlar tarafından izah edilmektedir. Uzmanların da değindiği gibi muğlak ifadelerle kaleme alınmıştır. PKK’nın terör örgütü olduğu vurgulanmakta ama PYD/YPG ve FETÖ terör örgütü olarak anılmamaktadır. Terör olaylarına karşı müşterek faaliyetlerden söz edilmekte ama hangi faaliyetlerin terör olayı olarak anlaşılması gerektiğinden bahsedilmemektedir. Bunlar da İsveç ve Finlandiya’ya geniş bir hareket alanı sağlamaktadır. Nitekim henüz imzalar kurumadan, İsveç Dışişleri Bakanı; “teröristlerin iadesi konusunda AB yasalarına göre hareket edeceklerini”, Finlandiya Cumhurbaşkanı da “YPG’ye terör örgütü demediklerini, yargı kararlarına göre hareket edeceklerini” söylemişlerdir. Buna karşılık Cumhurbaşkanı Erdoğan; “biz belgeleri veririz, itibar edilmezse gerekeni yaparız” demiştir. Terör konusunda AB yasaları ile Türkiye yasaları arasında uyuşmazlıklar olduğu da bazı uzmanlar tarafından dile getirilmektedir. Bunlar da gösteriyor ki; söz konusu mutabakat güven telkin etmemektedir, Türkiye’nin terör konusundaki hassasiyetlerini giderecek nitelikte değildir, sonuç verip vermeyeceği kuşkuludur.

Aslında olması gereken; terörün NATO içinde, hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde geniş, açıklayıcı ve bütün üye ülkeleri bağlayıcı bir tanımının yapılmasıdır. Bugüne kadar böyle bir tanım yapılmamıştır, yapılması da mümkün değildir. Çünkü her bir terör örgütünün arkasında bir büyük devletin ve bunların yönlendirdiği devletlerin desteği vardır, aksi halde hayatta kalmaları imkansızdır. Böyle olunca Türkiye’nin terörist olarak gördüğü örgütler; başta ABD olmak üzere, pek çok NATO ülkesi tarafından terörist olarak tanınmamaktadır. Bu durumdan yararlanan PKK terör örgütü; Suriye’de PYD/YPG, Avrupa’da KCK adıyla rahatça faaliyet yürütmektedir. Pek çok ülkede temsilcilikleri vardır ve ilişkilerini sürdürmektedir. Bunun da ötesinde her türlü siyasi, askeri ve maddi yardımlarla donatılmaktadır. FETÖ’nün başı ve yönetici kadrolarının çoğu ABD’nin koruması altındadır.

Bütün bunlara rağmen İsveç, Finlandiya ve bunların üyeliğe kabulünü destekleyen bütün ülkeler, hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan istediklerini almışlardır. Sonuç bildirgesine bakıldığında; İsveç ve Finlandiya’nın üyeliği önündeki Türkiye engeli kalkmıştır, üyeliğe davet edilmeleri karara bağlanmıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan taktik bir siyasi başarı sağlamış, NATO nezdinde önemli bir konuma, İsveç ve Finlandiya kilidini açacak tek adam konumuna gelmiştir. Ülkemizde siyasi söylemler; dış politikadaki stratejik durumdan ve ulusal çıkarlarımızı ilgilendiren hayati konulardan çok iç politikada taktik avantaj sağlamaya yöneliktir. Türkiye’de seçimler yaklaşmaktadır. Eğer mutabakat süreci seçimlere kadar uzarsa ya da uzatılırsa, Erdoğan’ın dış desteği devam edecek, seçimlerde avantaj sağlayacaktır.

Bence bu mutabakatın bir ulusal zafer olduğunu söylemek için erkendir. Bir mücadelenin zafer olduğunu söylemek için sonucun büyük oranda kazanan tarafın lehine olması gerekir. Bu olayda henüz ulusal çıkarlarımıza uygun bir kazanım, bir sonuç yoktur.