Erdoğan’a karşı cephe genişliyor

AKP Genel Başkanı, Millet İttifakı / 6’lı Masa / HDP / TÜSİAD / AKP Kurucuları… / Anketler… / Sendikalar / Sivil Toplum Kuruluşları / Meslek teşekkülleri / Ve… En sonunda da “Davutoğlu videosu” ile Bahçeli / MHP’nin hedefine girdi.

Türk siyasetinin zirvelerinde, “giderek bozulan ekonominin yarattığı” fırtınada “güçler ayrımı” şekillenmesi bütünüyle değişmeye başladı.

Cumhurbaşkanlığı hükümeti sistemi ile “Yürütmeyi de, Yasamayı da Yargıyı da Külliye’den yöneten” Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, bütün çabalarına rağmen, ekonomik krize çare bulamadı.  Kendisi de, hükümeti de, partisi de “yeni bir seçimi kazanma” ihtimalini kaybetmişe benziyor. Anketler de gösteriyor ki, “kazanma ihtimali” yok!..

Tablo, Erdoğan’ın, gerek Cumhurbaşkanı ve Hükümet Başkanı, gerek AKP Genel Başkanı olarak karşısındaki cephe hızla genişlediğini gösteriyor.

Ekonomik krizin çok yıprattığı “dar ve sabit gelirli, işsiz ve ümitsiz” milyonlar, çarşıda, pazarda, evde, mutfakta üst üste gelen zamlarla nefes alamaz hâle gelirken, Bülent Arınç, Cemil Çiçek, Hüseyin Çelik gibi “AKP’nin bir zamanlar ‘ağır topları’ olarak” bilinen kurucuları da, “Kral Çıplak” ve “Birileri bahçemize gecekondu yapmış, abuk subuk konuşuyorlar” gibi sloganlaşan sözleriyle, “ağır eleştirilere” başladılar.

Millet İttifakı ile başlayan “siyasi cephe”, kurulan 6’lı masa’nın da “bütün bölme çabalarına rağmen” giderek “ülkenin ana sorunlarının çözümü ve rejim / iktidar değişikliği yolundaki hedefte sıkı sıkıya birleştiğini gösteren” adımları atması ile büyüdü…

Ve… İş alemi, emekçi dünyası, meslek kuruluşları, sivil toplum örgütleri, gençler, kadınlar, emekliler, çiftçiler, esnaflar ağır baskı altında olmalarına rağmen, sokağa inerek, açıklamalarıyla oluşan cepheyi desteklediklerini gösterdiler ve göstermeye devam ediyorlar.

Nihayet, Devlet Bahçeli ve Ahmet Davutoğlu arasındaki “videolu” kapışma, Bahçeli’nin son videosunda “Davutoğlu’nu ‘terör hamisi’ olarak suçlaması” siyasetin zirvesinde olan iki ittifakın iktidarda olanını sarstı…

Zira, Davutoğlu, “Bahçeli’nin bahsettiği dönemde” hem “Başbakan”, hem de “AKP’yi tek başına iktidara yeniden taşıyan genel seçimin galibiydi.  

Bahçeli’nin bu videosu, “Cumhur İttifakı’nda büyük bir çatlak mı var” sorusuna cevap aranmasına sebep olurken, AKP’nin bugünkü yönetiminin, “AKP’ye ve o zamanki genel başkanına, başbakanına yapılan ağır ithama karşı sessiz kalması” da farklı yorumlara yol açtı.

Bu arada art arda yapılan kamuoyu yoklamaları, AKP’nin, “açık ara birinci ve ikinci parti olduğu illerde bile” süratle eridiğini ortaya koyuyor. Oy oranının, “yüzde 30’ların az üstünde olan” Genel Başkan ve Cumhurbaşkanı’nın oy oranının “çok altında kaldığı” görülüyor.

MHP’deki “İYİ Parti’ye karşı” erimenin devam ettiğini ve ‘baraj’ sorununun açık şekilde ortaya çıktığını” gösteren göstergeler de, anketleri her hafta düşen “yüzdelikli oranların abonesi” yapıyor.

++++++++

HÜSEYİN ÇELİK’İN AĞIR ELEŞTİRİLERİ…

AKP kurucusu ve Eski Milli Eğitim Bakanı Prof. Hüseyin Çelik,  KRT TV’de konuştu ve “Bizim kurduğumuz bahçede birileri gecekondu yapmış oradan abuk subuk şeyler söylüyor. Bu da zorumuza gidiyor” dedi.

Çelik, “Kral çıplak” diyen Bülent Arınç’ı da “Sayın Arınç vicdan sahibi bir insandır. Vicdanına, hukuka, demokrasiye uygun olmadığını düşündüğünü söylüyor” diyerek savundu.

Çelik bugünün iktidarını ağır şekilde eleştirerek şunları söyledi:

“Ortaöğretime giriş sınavına, uzun araştırmalardan sonra karara vardık. Benden sonra Nimet Hanım geldi, dedi ki ‘Bu üç sınav eziyet oluyor, teke düşürdüm’ dedi. Sonra Ömer Bey geldi, dedi ki ‘Tamamen sınavları kaldıracağım’. Onun ömrü kifayet etmedi, o gitti Nabi Bey geldi, TEOG diye bir şey çıktı. Sonra TEOG gitti, LGS geldi. ‘Yaz-boz’dan kastım budur.

Bizim başlattığımız icraatlar eğer devam ettirilseydi bugün çok daha farklı bir yerde olacaktık. Ben, burada Fatih projesini de sorguluyorum. Türkiye’ye bunun kadar yük getiren bundan daha yanlış bir proje olamaz.

“YÖK, Gestapo şefliği işlevi görüyor”

YÖK, 12 Eylül rejiminin, üniversiteleri kışla nizamına sokmak için kurduğu bir kuruldur. Ama YÖK ne zaman ki ‘Bizim YÖK’ümüz’ oldu, kaldırmaktan vazgeçtik, ‘Eski haliyle kalsın’ dendi. Yanlıştır. Bizim elimize geçti, ‘O zaman eski haliyle kalsın’ deniyor. Türkiye yüksek öğretimine yapılabilecek en büyük iyilik, YÖK’ün derhal kaldırılmasıdır. Dünyanın her yerinde ‘üniversitelerarası kurul’ işlev görüyor, yeterlidir. YÖK, gestapo şefliği işlevi görüyor.

“Şatafata karşıyım”

Eğer bir ülkenin halkı geçim derdi içindeyken devleti yönetenler şatafat ve lüks içindeyse o ülkenin tipik bir 3. dünya ülkesi olduğu anlamına gelir. Batı demokrasilerine bakın, vatandaşın seviyesi ile yönetenlerin refah seviyesi üç aşağı beş yukarı birbirine denktir. Siz, Almanya’nın efsane şansölyesi Merkel’in hiç şatafatını duydunuz mu? Böyle 250-300 arabalık, yarısı çakarlı arabalarla dolaştığını hiç duydunuz mu? Devlet bir bütün olarak, kamu binalarından tutun bütün harcamalarına varıncaya kadar kamu, çok ciddi israf içindedir.

“Çıkar bakayım cep telefonunu”

AK Partili yetkililerde veyahut AK Partili vatandaşlarda şöyle bir yanlışlık var. Sokak röportajlarında birisi geçim sıkıntısından, ülkedeki ekonomik durumun zorluğundan söz ettiği zaman, ‘Çıkar bakayım cep telefonunu’ diyor. Bu çok ayıptır. İnsanlar çıkıp da AK Partililere ‘Arkadaş, bu memleket hukuk devleti olmaktan çıktı’ diye sordukları zaman ‘Yaptığımız havaalanlarını görmüyor musunuz’ diyorsak; efendim ‘Burada demokrasi filan kalmadı’ dedikleri zaman ‘Yaptığımız otoyolları, duble yolları görmüyor musunuz?’ diyorsak; eğer bize ‘İnsan haklarında çok büyük sıkıntılar yaşanıyor’ dediklerinde ‘Siz Avrasya Tüneli’ni, Marmaray’ı, yaptığımız köprüleri görmüyor musunuz’ diyorsak çok büyük bir yanlış içerisindeyiz demektir. Matematik sorusuna coğrafya ile cevap veremezsiniz.

“Arınç vicdan sahibi bir insandır”

Sayın Arınç, vicdan sahibi bir insandır. Aklına yatmayan, vicdanına yatmayan, demokrasiye uygun olmadığını düşündüğünü çıkıp bir yerde söylüyor. Bundan siz, memnuniyet duymalısınız. Hemen bir taraftan birileri saldırmaya başlıyor. Bülent Arınç Bey olsun, ben olayım, birçok arkadaşımız, AK Parti’yi kuran ve AK Parti’yi iktidar yapan insanlarız. Bizim kurduğumuz bahçede birileri gelip gecekondu yapmış, oradan abuk sabuk şeyler söylüyor. Bu benim de zoruma gidiyor, Sayın Arınç’ın da başkalarının da zoruna gidiyor.

“‘Kral çıplaktır’ demek…”

Efendim ‘Kral çıplaktır’ ifadesi şudur; diyelim ki Türkiye’de yüksek enflasyon var bugün, ‘Bunu gör arkadaş’. Yani ben iktidar mensubuysam ‘Enflasyon yoktur’ demenin manası var mı? Enflasyon var. Hukuksuzluk, adaletsizlik var mı? Var. Bunun 50 çeşidi var. Ha bunu gördüğü halde, e benim iktidarım yapıyor diye ‘bunlar yoktur’ derseniz, siz kendi kendinizi kandırırsınız. Siz Alevileri yok saydığınız zaman, Kürtleri yok saydığınız zaman yok olmuyor ki. Siz, kendi kendinizi kandırıyorsunuz kardeşim. Dolayısıyla ‘Kral çıplaktır’ demek Ahmet’i, Mehmet’i hedef almak anlamına gelmez. Türkiye’de karşı karşıya bulunduğumuz gerçekleri görmek anlamına gelir. Yargı Tayyip Erdoğan’a sopa olarak kullanıldığı zaman CHP’liler alkışlıyordu. Kimse çıkıp demiyordu, ‘Ya arkadaş bu adama haksızlık ediyorsunuz’ diye. Bugün de biz demiyoruz.

“Liberal yazarların canına okuduk”

Enis Berberoğlu’nun başında bulunduğu Hürriyet gazetesinin aleyhimde yazdığı yazıları, manşetleri toplasanız ciltlerce kitap olur. Ancak bu, benim Enis Berberoğlu’na haksızlık yapıldığını söylememe mani değil. Biz, ilk yola çıktığımız günden beri bize kredi açan ve bizi her platforma savunan liberal yazarlar vardı. Bunların hepsinin canına okuduk. Hasan Cemal’i yazamaz hale getirdik, Cengiz Çavdar çekti yurt dışına gitti. Altan kardeşleri, Nazlı Ilıcak’ı, Şahin Alpay’ı hapse attık. Öte taraftan Ali Bayramoğlu’ndan Gülay Göktürk’e kadar daha birçok Türkiye’de vicdan sahibi, şu cenahta bu cenahta değil, bildiği doğruları yazan bu insanların biz hepsini mağdur ettik ama en zor günlerimizde bunlar bizimle oldular.

“Osman Kavala’yı süründürüyoruz”

Osman Kavala haksız yere hapisteyse ve bunu söylemezsem vicdanımın gereğini yapmamış olurum. Önce Gezi’den dava açacaksınız, bundan beraat edecek, tam hapisten çıkacak, başka bir iddianame hazırlayacaksınız, ‘Sorosçu’ diyeceksiniz. Peki Açık Toplum Vakfı mıdır, Sorosçuluğunun sebebi? Yıllarca faaliyet gösterdi, kendileri kendi faaliyetlerine son verdi. Peki madem bu kadar ajanlık yapan bu derneği biz niye kapatmadık? Osman Kavala’yı süründürüyoruz, ama onun başkanına soru bile sorduk mu?

“‘Zillet İttifakı’ demek çok zehirli dil”

Sizin ittifakınızı ‘fazilet ittifakı’, başkasınınkini ‘zillet ittifakı’ olarak değerlendirmek çok zehirli bir dildir. Türkiye’yi kamplara böler, iflah etmez. Türkiye’nin kelli felli insanları böyle davranıyorsa siz vatandaşa sevgi, hoşgörü, birbirine güzel duygular içinde olmayı nasıl telkin edersiniz?

Türkiye’de 20 milyon Kürt varsa 5 milyonu HDP’ye oy veriyor. 10 milyon seçmen, çoğunlukla AK Parti’ye oy veriyordu. Netice; siz bütün Kürtleri PKK açısından terör ve terörizm kapsamında ele alırsanız bu işi halledemeyiz. Biz bu işi bitirebilirdik, yıllar yılı yok saydık, asimile etmeye çalıştık; dilini kültürünü, yasakladık, eğitimini yasakladık.

********

 “İKTİDAR SÖYLEMLERİNDE İNANDIRICILIĞINI YİTİRDİ”

Ertuğrul Yalçınbayır (Eski Başbakan Yardımcısı) – İktidar gündemi belirleme gücünü kaybetti. Söylemlerinde ise inandırıcılığını yitirdi. Muhalefet iktidarın kurduğu negatif dilin tersinden gündem belirliyor. Hal böyle olunca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da kendini, iktidarını ve partisini savunmaya çalışıyor. Cumhurbaşkanın ne yapacağını anlamak mümkün değil. Onu anlamaya çalışmak da gerekmiyor. Ne yapılması gerektiği halka onların anlayabilecekleri dilde sade ve yalın bir şekilde anlatılması gerekiyor. Bırakın iktidarı, bırakın Cumhurbaşkanını siz ne yapmanız gerektiği konusunda müşterek bir anlayışa varın. Bu noktada önemli olan Cumhurbaşkanının ne yaptığı ya da ne yapacağı değil. İktidardan medet ummak yanlış, medet yerine İMDAT butonuna basılmalıdır. AK Parti için süre doldu. Milletin ise düşünmek için çok zamanı var. Millet bu zamanı iyi kullansın ve her şeyi detaylı bir şekilde değerlendirsin. Çünkü sandığa giderken iyi konuşmak, anlatmak iyi anlaşılmak lazım.

Muhalefet, Cumhurbaşkanı aday olsun veya olmasın onun gündeminden gitmemeli. Bugün öyle yarın böyle bir istikrar, bir ısrar görülmüyor, iyi yönetim ve iyi yönetişim görülmüyor. İyi olduğunu zannediyorlar iyi değil. Ülkenin son zamanlarda geldiği durum bu işin iyi olmadığını gösteriyor. Az bir zaman kaldı iyi düşünelim, iyi yönetim hepimizin hakkı. İyi yönetilmediğini iddia eden kişiler düşüncelerini detaylı bir şekilde anlatmalılar. Anlatmalılar ki iyi yönetildiğini düşünen insanların düşüncelerinde bir değişim yaşanabilsin. Bırakın Tayyip Erdoğan’a iyi, güzel, hoş demeyi bunlar çok önemli değildir. İyiliği, hoşluğu bir kenarda dursun. Yönetim hoş mu? Ondan bahsedin.

Halkı aldatmaya, kandırmaya yönelik işler yapılıyor. Halk bedel ödeyeceği konularda kandırılmamalıdır. Cumhurbaşkanı ve onu destekleyenler aynı şeyleri söylemeye gayret ediyorlar. Onlar da yine kendi özgür iradeleri doğrultusunda değil kendi oy temini ile ilgili hareket ediyorlar. Bu durum kendi menfaatleri ile ilgilidir. Onların menfaatleri ülke çıkarı ile bağdaşıyor mu? Bağdaşmıyor mu? Dün neyi söylüyorlardı? Bugün neyi söylüyorlar? Bunlara bakmalıyız. İnsanlar geçmişte yaptıklarını hala destekliyorlarsa, hala bu konuda halktan özür dilemeden,  bağışlanma beklemeden halktan oy istiyorlarsa devam etsinler. Halkta bu durumu oy’unu o yönde kullanırsa sonu hüsrandır. Onun haricindeki tüm konuşmalar boş konuşmalardır.

*******

 “BİTMİŞ BİR MAÇIN UZAKMALARINI OYNUYORLAR”

Yaşar Okuyan (Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı) – Gündemi muhalefetin belirlediği, İktidarın sürekli kendini iktidarını ve partisini savunmaya çalıştığı şu günlerde, ekonominin geldiği noktayı ve diğer tüm olumsuzlukları yan yana getirdiğimizde iktidarın bitmiş olan bir maçın uzatmalarını oynadığını görüyoruz. Ekonomiyi düzeltmeleri bu saatten sonra mümkün değil. Hazinenin kasasına bir hafta geriye dönük olarak baktığımızda eksi 54.9 milyar dolar açık bulunmaktadır. Bunu nereden kapatacaklar. Kapattılar diyelim bir de harcamalar için para bulunması lazım. Bu konuda iktidarın alacağı hiçbir tedbir yok. O günü ve o saati kurtarmaya çalışıyor. Halk da artık bunun bilincine vardı. İktidarın tekrardan toparlanması, düzlüğe çıkması ve halkı mutlu etmesi mümkün değil.

İktidar’ın yaptığı araştırmaların sonucunda da seçimi kaybettiği net bir şekilde görülmektedir.  Büyük ihtimalle Kasım ayına kadar erken bir seçim gündeme gelebilir. O sistemin içinde de araştırma yapıyorlar. Bir sene sonrasındaki şartlara göre de yapıyorlar. Bir defa parlamentoyu yüzde 100 kaybediyorlar. Parlamentoda çoğunluk muhalefetin eline geçiyor. Tek umutları koltuğunu kurtarabilmek. O da ne yaparlarsa yapsınlar mümkün görünmüyor. Millet ittifakı değil, tüm muhalefet Cumhurbaşkanlığı seçiminde kim Tayyip Erdoğan’ın karşısında adaysa ona oy verecektir.

AK Parti kurucularının eleştirileri, “görünen köy kılavuz istemez” deyimi yapılan açıklamaların yanına çok şık duruyor. AKP’nin kurucusu olmuş, kurulduğundan beri görev almış, bakanlık yapmış insanlar görünen tabloyu değerlendirmişler onlar da durumun farkına vardılar bu nedenle verdikleri tepkileri çok normal karşılıyorum.

Cumhur ittifakında çatlak var mı sorunsalına yaklaşımım şu yöndedir. İttifakın çoğu çatlak. Bu nedenle çatlak çatlak laf ediyorlar. Bakmayın siz AK Parti ile Milliyetçi Hareket Partisi’nin birliktelik falan dediklerine, içlerinde birbirlerine karşı son derece karışıklık yaşıyorlar. İki partinin tabanları da karşı tarafı suçluyor AK Partililer Milliyetçi Hareket Partisini işaret ediyor. Milliyetçi Hareket Partililer de Ak Partilileri doğrusu şu İkisi de birlikte batıyorlar.

 

*******

“ARTIK TENCERE KAYNAMIYOR”

Metin Öney (Eski Milletvekili)- Merhum Osman Bölükbaşı, “İşler çıkmaza girdiğinde, kötü gittiğinde ve gemi karaya oturunca kaptan deniz bitti dermiş” diyordu. “Hiç deniz biter mi?” diye de sorardı. Şu an yaşanan tablo aynen Osman Bölükbaşı’nın dediği gibidir ve kaptan artık “Deniz bitti” diyor.  Bir başka örnek Anavatan Partisi’nin 1989 yerel seçimlerinde yaşadığı durumdur. Gerçekten Anavatan Partisi 1989 öncesinde pek çok hizmetler yapmıştır. Ancak… Parti özünden uzaklaşıp farklı mecralara girmeye başlayınca önce ‘terk’ler başlamış ve daha sonra yapılan 1989 yerel seçimlerinde tam bir hezimet yaşamıştır. Malatya dışında bütün illeri kaybetmiş ve partinin oyu 21.75’e inmiştir. Bu sebeple o zaman muhalefet lideri olan merhum Demirel’e, “Artık millettin güvenini kaybettiniz, erken seçime gitmelisiniz” diyerek meydan meydan dolaşmaya başlamıştır. Ve ANAP erken seçime giderek iktidarı kaybetmiştir. Ancak “erken seçime “gitmeden önce de çok önemli bir olay yaşanmıştır. Başbakan Yardımcısı ve partinin kurucusu Kaya Erdem görevinden istifa etmiştir. Bu çok önemli bir gelişmeydi o zaman için.

Tarih “tekerrürden ibarettir” denir. Ve eklenir, “İbret alınsaydı, hiç tekerrür eder miydi?” diye de sorulur. Birkaç önemli konuya değinmek gerekir. Artık apaçık bir gerçektir ki, tencere kaynamıyor. Eyaletini ziyarete gelen sultanın “Niçin gelişimi top atışı ile karşılamadın?” sorusuna cevap veren eyalet valisinin “on sebebi var sultanım. Birincisi barut bitti” deyince sultanın “gerisini sayma” demesi gibidir “tencerenin kaynamaması”.

Hukuk Devletinin yerini “kanun devleti” bile alamamıştır. Hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukuku hakim olmaya başlamıştır. Dış meseleler ise tam bir çıkmaz içindedir. Örneğin, Yunanistan’a posta atılmakta ve fakat adaların işgali en az 15 sene önceye dayanmaktadır. O günden beri yapılan tüm uyarılara rağmen hiç bir girişimde bulunulmamıştır. Şimdi ise tabir uygunsa “Basra çoktan harap olmuştur” bile. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

O halde soru şudur: Niçin böyle olmuştur? Çünkü, uygulanan ve örneği olmayan “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” yürümemektedir. Bu apaçık bir gerçektir. Böyle olunca da aynen “ilk düğme yanlış iliklenince bütün düğmeler yanlış iliklenir” sözü gereği tablo ortaya çıkmıştır.

Sonuç: Öncekilere neler olmuşsa, bu iktidara da aynı şeyler olacaktır. Yani seçmen bu kez tercihini artık iktidardan yana koymayacaktır. Bu gerçek tüm kurul ve kuruluşlar tarafından tespit edilmiştir. Yaşanan bu gerçeğin tezahürüdür.