Ankara, “brinkmanship” denilen stratejisi ile istediğini elde etti

Madrid’deki NATO zirvesinden Finlandiya ve İsveç’in üyeliğinin onay kararı çıkması bence imkansızdı, bunu yorum ve mülakatlarımda söyledim.

Uzun zamandır Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmekten kaçınan ABD Başkanı Jeo Biden’ın son çare olarak devreye girmesi, NATO Genel Sekreteri’nin arabuluculuğu ve Türkiye’ye zafer kazandığını gösterecek hukuki bağlayıcılığı olmayan vaatler dolu bir mutabakat muhtırası imzalatılması, Ankara’yı iknaya yetti.

Rusya’ya güçlü mesaj ve ilave uyarıların verileceği, tüm liderlerin hazır bulunacağı bir zirvede Türkiye’nin böylesine kritik bir konuda oyunbozanlık yapmasına izin verilemezdi. Veto kullanma tehdidi devam etseydi, Türkiye üyelikten atılamazdı ama “de facto” dışlanırdı NATO mekanizmalarında. Hatta örtülü yaptırımlar menzili genişletilirdi.

Ankara, diplomaside “brinkmanship” denilen stratejisi ile istediğini elde etti. Bu, bir başarıdır. Kredisi de sağlam duran Sayın Cumhurbaşkanı’na ve bu stratejiyi tasarlayıp icra eden Külliye ve Dışişleri ekibine aittir.

Cem Sayer’in dediği gibi, Yunanistan ve Fransa’nin NATO askeri kanadına dönüşünde – kendi menfaatlerine karşı hasmane davranmalarına rağmen – Türkiye veto yetkisini kullanmadı, taviz istemedi. Bu defa çok kritik zamanlama ile taleplerinde sonuna kadar direndi.

Bundan sonrası mutabakatın fiiliyatta nasıl uygulanacağı, diğer NATO müttefiklerinin de İsveç ve Finlandiya’nın taahhütler ile aynı doğrultuda hareket edip etmeyeceği ile alakalıdır.

Zenginlik ve çözüm

 

Türkiye çok zengin bir ülke. Tarihi, insan sermayesi, ekonomik kaynakları, doğası, coğrafyası ve komşuları ile zengin. Potansiyeli sınırsız. Altyapısı sağlam.

Sorun,

– kaynakların üretim, teknoloji ve verimliliğe akıtılacağı,

– dünya sisteminde menfaatlerinin peşinde saygın, güvenilir ve akıllı hareket edeceği,

– insanının çağdaş temelde doğru eğitileceği,

– dinin, etnisitenin kişilerin kendi alanları kabul edileceği, saygı duyulacağı, bastırılmaya çalışılmayacağı,

– özgürlüğe, kültür ve sanata, insani değerlere, adalete, güvenlik ve sürdürülebilir kalkınmaya “olmazsa olmaz” önem vereceği,

– çevresini, üzerinde oturduğu tarihi mirasını koruyacağı, çarpık kentleşmeye son verip insanı ve doğayı öne çıkartan özgün mimari geliştireceği,

– enerjisini temizleyeceği, markalaşmayı çoğaltacağı, turizmini şampiyonlar ligine taşıyacağı,

– kutuplaşma yerine iyi tanımlanmış ortak hedefler, heyecanlar yaratan bir vizyona sarılacağı,

– ülkenin yönetim mimarisinin tüm bu beklenti ve iyi yönetişim prensiplerine göre olusturulacağı

– yetkin kadroların, akıllı liderlerin, yeni kuşak girişimcilerin işbaşına getirilmesine imkan sağlanacağı,

– herşeyden önce de gençlerine gelecek umudu, heyecanı aşılayabileceği…

Bir anlayışın hala hakim kılınamamış olmasında yatıyor.

Çözümü de 2030 Türkiye vizyonu temelinde her birlikte geliştireceğiz. Okyanusta bir damla bile olsa bazı önerilerimi  “Türkiye İçin Gerçekçi bir Yol Haritası” kitabımda kaleme aldım, değişik platformlarda dile getiriyorum.

Damlaya damlaya göl olur.