“Çete” Afganlar… “Fidye istenen” rehineler; Pakistan ve Bangladeşli…

“Hayat pahalılığının, işsizliğin zirve yaptığı” Türkiye’de kaç milyon Suriyeli, Iraklı, kaç yüz bin Afgan, Bangladeşli, Pakistanlı var? Ne iş yapıyorlar, ne yiyor, ne içiyorlar? Kayıtları var mı? İşsiz kalanlar, aç kalanlar ne yapacak? Bilen var mı?

İstanbul’un Bayrampaşa ilçesinde bulunan bir evde fidye için rehin alınan yabancı uyruklu 7 kişi düzenlenen operasyonla kurtarıldı. Rehine olayında yabancı uyruklu 5 saldırgan gözaltına alındı.

Olay şöyle gelişti: Silahlı kişiler, Pakistan ve Bangladeş uyruklu 7 kişiyi fidye amaçlı bir evde rehin aldı. Ardından Pakistan uyruklu bir kişi, karakola giderek yakını ile birlikte 7 kişinin silahlı kişilerce 7 gündür Abdi İpekçi Caddesi üzerindeki bir evde rehin tutulduğunu anlattı. Sabah saat 09.00 sıralarında gönderilen polis ekipleri eve baskın düzenledi ve rehineleri kurtardı.

Tablo, ülkemizdeki “sığınmacı, mülteci, göçmen” / “her ne deniyorsa” deniyor, gelenlerin içinde “kimlerin de olduğunu” ortaya koyuyordu. ; 7 rehine Pakistanlı ve Bangladeşli idi… Rehin alan silahlılar da Afganistan uyruklu.

Evde, 1’i kurusıkıdan bozma olmak üzere 2 ruhsatsız tabanca, 3 kasatura, 2 bıçak ve gasp edilmiş 3 cep telefonu ele geçirildi.

Soruşturma “rehinelerin İtalya’ya götürülme bahanesiyle rehin tutuldukları eve götürüldüğünü ve bir hafta süreyle silah ve bıçak tehdidi altında rehin tutulduklarını ortaya çıkardı. Rehinelerin ailelerinden 2 bin / 3 bin euro fidye istenmişti.

Operasyonla yakalanan şüpheliler, “Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma”, “Gasp(Yağma)” ve “6136 SKM” suçlarından adli makamlara sevk edildiler ve tutuklandılar…

******

“TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNDE FEVKALADE BİR OLUMSUZLUK YARATACAK”

Metin Öney (Eski Milletvekili)- Öncelikle hukuksal bir durumu tespit ederek konunun açıklanmasına çalışalım. Şüphesiz Türkiye bir “açık cezaevi” değildir. Bu sebeple: Yasal prosedürü tamamlayan kişiler Türkiye’ye girebilir. Bunun için: Kimlik, pasaport ve karşılıklı bir anlaşma yoksa vize olması gerekir. Bu şartları taşıyan kişiler Türkiye’ye girebilir. Belirli müddet kalabilir ve sonra da Türkiye’yi terk ederler. Türk vatandaşları da ancak yukarıdaki şartları yerine getirdikleri takdirde başka ülkelere gidebilmektedirler.

Şimdi. Uzun zamandır içinde bulunduğumuz duruma bir göz atalım. Türkiye’de bulunan yabancılar yukarıda belirttiğimiz şartları taşıyorlar mı? Verilecek cevap genelde “Hayır”dır. Çünkü çeşitli sebeplerle fiilen “De facto” gelmişler ve kalmışlardır. Sayıları, ne iş yaptıkları, nerede kaldıkları ve diğer hususları kapsayan yasal bilgiler genelde mevcut değildir. Hatta bu gelenlerle ilgili yasal deyimler yerine “ensar muhacir” gibi terimler kullanılmaktadır Devleti yönetenler tarafından. Gelenler bir taraftan “ekonomik” sorunlar yaratırken, diğer taraftan “hukuksal sorunlara ” da yol açmaktadırlar.

Bu sebeplerle ve öncelikle, yukarıda ifade etmeye çalıştığımız gibi bu kişilerden: Kimlik, pasaport ve vize konuları yerine getirilmeli ve sayıları ve nerede kalıp ne yaptıkları hususları tek tek tespit edilerek ülkenin “yolgeçen hanı” olmadığı ortaya konmalıdır. Daha sonra gelen kişilerin ilgili ülkeleri ile yapılacak görüşmeler sonucu durumları açıklığa kavuşturulmalıdır. Her ne sebeple olursa olsun “vatandaşlık” gibi çok önemli bir kurumun “siyasal” düşüncelere alet edilmesini ise izah etmek asla mümkün değildir. Tüm bu konuların Türkiye’nin geleceğinde fevkalade önemli bir olumsuzluk yaratacağı da apaçık bir durumdur.

*******

“AÇLIK VE GÜVENLİK”

Hüsnü Erkan (Prof.)- Bir canlının en temel; en ilksel iki ihtiyacı, karnını doyurmak ve güvenli bir yuva oluşturmaktır.  Bu içgüdüsel süreç en ilkel sürüngen ve uçan kuştan, memeli hayvanlar ve insanlara kadar geçerlidir.  Hayvanlar alemi bu sorunun çözümünü doğada arar ve karşılar. Akla sahip insan ise, bu sorunlarını çözebilmenin yolu olarak, bir arada yaşayarak ve dayanışarak toplumsal çözümler üretir. Toplumsal yaşam ise, toplumsal süreçlerin doğru yönetilmesi ihtiyacını da doğurur. Dolayısı ile sorunların çözümü için hem doğa ve coğrafyayı, hem de toplumsal süreçleri doğru yöneten toplumlar, kendi insanlarına güven ve güvenlik içinde yaşama olanakları sunarlar. Örneğin doğal kaynakları çok sınırlı olan Japonya, akıl, bilim, teknoloji ve doğru yönetimle her türlü sorunu aşmayı bilmiştir. Yani “coğrafya kaderdir” deyip, işi oluruna bırakmak yerine, kendi kaderini akıl, bilim, teknoloji ve etkin yönetimle eline almış ve çözmüştür.

Bizim yaşadığımız Anadolu coğrafyası,  dört yana açık ve üç kıtanın düğüm noktası olarak, etkin yönetildiğinde çevresini kontrol eden çok sayıda güçlü toplumsal yapılanma ve imparatorluklar yaratmıştır. Aksine etkin yönetilmediği dönemlerde ise çevredeki güçler tarafından işgal edilmiş ve parçalanmıştır. Ülkemiz ne yazık ki bugün etkin yönetilemiyor. Zira Afganistan’dan,  Irak, Suriye ve Afrika yanında sayısız ülkeden kopup gelen sığınmacı, mülteci ve göçmenin kontrolsüz göç dalgası ile adeta istila edilmektedir. Bu başıboş insanlar hayatta kalabilmek için öncelikle karınlarını doyurmak ve başını sokabileceği bir barınak bulmak zorundadır. Bugünün modern toplumunda yaşamak için yiyecek ve barınak bulmanın yolu ise, bir iş sahibi olmaktan geçiyor.  Kendi insanının açlık ve yüksek işsizlikle yüz yüze kaldığı bir dönemde, kontrol dışı göç dalgası ile gelenler bu işin tuzu biberi olmaktadır.  Mevcut iktidar, kontrol dışı göçü yönetemediği gibi, ekonomiyi de yönetemeyip, yüzde yüz oranlarını bulan bir enflasyon olgusu ve diğer ekonomik sorunlarla yüz yüze kalmış bulunuyor. Bu korkunç tablo artık toplumsal yaşama, kent suçlarının artışı olarak yansımaya başladı. Yaşanan fidye olayları, rehine alma olayları veya hırsızlık ve soygun olayları sürecin ilk belirtileri olarak kalmayacaktır. Bu süreç hızlanarak devam edecektir.

Ekonomisi çöküşte olan bir ülkede, eğer işsizlik ve enflasyon alıp başını giderken, halkı fakrü zaruret içinde bocalarken, zengin yoksul farkı tarihinin en kötü dönemini yaşarken, toplumsal kutuplaşma iktidar tarafından siyasi olarak kullanılıyor; KOBİ’ler kapanma tehdidi içinde bulunuyor, ülke kontrolsüz göç dalgasının istilasına uğruyor; ekonominin günlük çarkların dönüşü için yoksul Afrika ülkelerine vatandaşlık satışı için ilan veriyor ve ülke siyasi İslamcı ideolojik tavrı ile kendini bir Ortaoğu ülkesi olma eğilimine sokuyor; ancak çağ dışı yönetim altındaki diğer Ortadoğu ülkelerinden medet umar hale geliyor ise bu ülke yönetilemiyor demektir.  İçine düşülen bu durum ülke için en büyük güvenlik sorunudur. Bundan daha büyük bir güvenlik sorunu olamaz.  Bu güvenlik sorunu, yönetim zaafının, ekonomik ve toplumsal süreçlerin yanlış ideolojik tutumlar içinde, çağ dışı ön yargı ve inanç kalıpları nedeniyle, aklı bilimi, tutarlı davranışları engelliyor olması yüzünden tetiklenmiş bulunuyor. Esasen toplumun güvenlik sorunu kozmik odaya girilmesi ile başladı. Ergenekon ve benzeri sahte davalarla sürdü. Cumhuriyet kurumlarının, başta parlamenter sistem ve meclis denetimi olmak üzere tasfiye edilmesi, FETÖ isyanı ve tek adam yönetimine geçiş ile sürdü. Ayrıca bunlara başıboş göç dalgası ve nihayet derin ekonomik kriz eklendi. Çözüm her zaman için, aklın ve bilimin yol göstericiliği içinde sorunların doğru analizi üzerine, yeterli ve tutarlı çözüm seçeneklerinin üretilmesi ile bulunabilir.