Mesele Yeneroğlu meselesi değil

Milletvekili Mustafa Yeneroğlu ve polis kısa bir süre önce karşı karşıya getirildi. Burada mesele Yeneroğlu meselesi değildir. Türkiye’nin içinde bulunduğu evrensel standartlarının dikkate alınmamasıdır. Bunlar bizim imzaladığımız uluslararası anlaşmalara, anayasaya apaçık aykırı tutum ve davranışlardır. Bu tarz örneklere çok sık rastlar olduk. Bir de bunların örneğini yasaya uydurma çalışmaları var. Hukuka aykırı ama yasaya uygun. Yasaya uygun olması onların kabul edilir olması anlamına gelmez. Hukuka aykırılık ayrı, yasaya aykırılık ayrıdır. Yasal bir düzenleme ile bu işe kılıf uyduramazsınız. Bu işe bu şekilde kılıf uydurursanız kabul ettiğiniz evrensel standartlar sizi reddeder ve siz o standartların altında kalırsınız. Yapılmakta olan düzenlemeleri görüyoruz. Önümüzdeki hafta basın özgürlüğünü ortadan kaldıracak olan bir düzenleme yapılıyor. Basın özgürlüğü konusunda Türkiye’nin raporu maalesef iyi değil. Önemli olan iyi yönetim ve iyi yönetişim, her sahada büyük bir zafiyete uğradı. Bu zafiyete uğramak Türkiye’nin standartlarını düşürüyor ve Türkiye bunu gerçekten hak etmiyor.

Sadece milletvekiline değil bütün insanlara yapılan kötü muamelelere karşı tepki gösterilmesi gerekmektedir. Yeneroğlu öncelikle “İnsan Hakları Komisyon Üyesi”ydi bu olayı değerlendirirken göz önünde bulundurmamız gereken bir nokta. Meclis Başkanının bu konudaki tutum ve davranışları çok önemlidir. Meclisin hukuka aykırı olan tutum ve davranış karşısında idareyi, hükümeti denetleme görevi vardır. Kim olursa olsun ister Cumhurbaşkanı, isterse polis memuru .İnsan onuruna aykırı davranamaz. Sadece bu olayda ve bu tutumda değil kadınlara, çocuklara karşı eylem ve işlemlerde de var. Bu nedenle bizim iyi yönetilme hakkımızı ortadan kaldıran tutum ve davranışlara karşı mücadele etmemiz gerekiyor. Bu mücadele demokratik cesaretle olur cesaretten yoksun olan bir mücadele, mücadele değildir. Yeneroğlu’nun tutum ve davranışı hukuka uygun, cesur bir davranış. Bu davranışı fevkalade olumlu, şikayeti ile de doğru bir davranış sergilediğini düşünüyorum. Seçenler ve seçilenler bir bütünüz. Bu bütünlük insan hakları, adalet ve dürüstlük ile ölçülür. Bu tür davranışlara tepki verilmedikçe yaygınlaşacaktır. Önemli olan bunların azaltılması değil ortadan kaldırılmasıdır.

Önümüzde seçim var. Haksız oy teminine yönelik her türlü işlemi kınamak lazım. Oya tesir etmek, seçmene tesir etmek bir nevi haksız oy kullanmaktır. Haksız oy kullanmak kabul edilebilir bir şey değildir. Ülkemizde haksız oy kullanımına dair çok önemli, çeşitli deliller var ve bunları görüyoruz. Eğer siz basına siz bunlar duyulmasını diye engelleme getirirseniz tam aksi gerçekleşecektir ve daha fazla duyulacaktır. Gelin özgürlüğü tam olarak yerleştirelim. Hiçbir Şüpheye yer bırakmayalım ve kamuda çalışanların da hukuka uygun davranmalarını isteyelim. Ehliyet ve liyakate hakim kılalım. Kişiler korkmasın, çekinmesin. “Bir hakim kararından sonra ben bu karar ile muhalefet seyrini yazdım. O nedenle atanıyorum” demesin. Eğer bu cümleyi kurabiliyorsa bu işte büyük bir hukuksuzluk var demektir. Bu aynı zamanda Yeneroğlu hadisesinin de bir benzeridir. Söyleyen söylesin, insanlar dinlesin, hangisi güzelse onu arasın! Bugün ki yönetimin tutum ve davranışları güzel değil. Lütfen Ehliyeti ve liyakati siyasette hakim kılalım.