Peş peşe “şehit” ve “öğrenci intiharı” haberleri geliyor

Yaklaşan seçimler öncesi başta ekonomik kriz olmak üzere artan şehit ve intihar haberleri, göçmen krizi, yargı sistemine olan güvenin kaybolması, muhaliflere yönelik baskı gibi pek çok gerçek Türkiye’nin gündeminde bulunuyor. Kadınların büyük pay aldığı cinayetler de “can güvenliği krizine doğru bir gidişi” işaret ediyor.
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Türkiye, son dönemde bir yanda şehit haberleri, bir yanda da intihar haberleriyle çalkalanıyor. Pençe- Kilit operasyon bölgesinde son bir haftada en az 6 şehit haberi geldi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun verdiği bilgilere göre, “Türkiye’deki terörist sayısı 150’nin altına inmişti. Vatandaş soruyor; “Terörist sayısı bu kadar azalmışken, hemen her gün niye şehit veriyoruz?”

Ekonomik kriz ve artan geçim derdi vatandaşları intihara sürüklüyor. Mayıs 2021 yılında İstanbul Fatih’de aynı aileden 4 kişinin siyanür içerek hayatlarına son vermelerinin ardından ülke açlık intiharları gerçeğiyle yüzleşti. Türkiye’nin 4 bir yanından işsiz kalan, borcunu ödeyemeyen, her şeylerine haciz konan vatandaşların intihar haberleri gelmeye başladı. İşsiz gençler ve üniversite öğrencilerinin intiharı dikkat çekiyor. Akdeniz Üniversitesi’nde okuyan 4 öğrencinin son iki ayda intihar etmesi sosyal medyada gündem oldu.

Soylu: “Terörist sayısı 150’in altına düştü”

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 24 Ocak 2022’de İstanbul Berberler Odasının İstanbul Kongre Merkezi’ndeki olağan genel kurulunda yaptığı konuşmada, Türkiye’deki terörist sayısının 150’nin altına düştüğünü söylemişti. Soylu, o toplantıda yaptığı konuşmada, “Sadece PKK ve DEAŞ, komşumuz olan iki ülkede devlet otoritesini yok etti. Her iki ülke, topraklarının bir bölümünü bu terör örgütlerine kaptırdılar. Türkiye’den ise çakıl taşı bile koparamazlar. Türkiye’de eylem kabiliyetleri ve varlıkları bitme noktasına geldi. 2014’te tam 5 bin 558 yeni katılımı olan bir örgüttü PKK terör örgütü yani dağa 5 bin 558 kişi gidiyordu. Bugün bırakın katılımı, dağdaki silahlı eleman sayısı Allah’a hamdolsun 150’nin altına düştü. Eylem sayısı 2014’te yıllık 2 bin 817’ydi, 2021 sonu itibarıyla eylem sayısı 141 oldu.” demişti.

Soylu’nun açıkladığı rakamlara göre terörist sayısı bu kadar azalmışken, art arda şehit haberlerinin gelmesi dikkat çekici bulunuyor.

İntihar rakamları korkutuyor

Türkiye’de iyi eğitim almış bireyler bile intihar ediyor. Düzenli bir işi olan polis ya da avukat hayata küsen gençler intihar ediyor. Aile büyüklerinin empati eksikliği, düşük refah seviyesi, hayat tarzına müdahale ve toplumsal baskı acı sonuçlarla noktalanabiliyor. Akdeniz Üniversitesi’nde okuyan 4 öğrenciden 3’ü kaldıkları Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) Yurdu penceresinden atlayarak, bir öğrenci de evinde yaşamına son verdi. İntiharların “Cemaat / Tarikat baskısına bağlandığı” iddiaları araştırılıyor.

Cemaat evinde kalan tıp fakültesi öğrencisi Enes Kara’nın intiharı toplumda günlerce tartışıldı. 19 yaşındaki Kara, “doktorlara uygulanan şiddetin, ülkenin geleceğine dair ümitsizliğinin, cemaat evinde kalmak zorunluluğunun” mesajlarını vererek intihar etti. Kara’nın Elazığ’dan benzeri bir çığlık babası Elazığ Cezaevinde yatan 16 yaşındaki Bahadır Odabaşı’dan geldi. Odabaşı, babası cezaevine konulduğu için bunalıma girerek intihar etti.

Öğrenciler arasında artan intihar olayı, düzenli işi olan polisler arasında da yaşanmaya başladı. İçişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Çataklı, bu yılın ilk üç ayda 13 emniyet mensubu intihar ettiğini, bu sayının geçen yılın aynı döneminde 17 kişi olduğunu açıkladı.

Emniyet-Sen Genel Başkanı Faruk Sezer, sosyal medya hesabından polis intiharlarının azaldığı haberlerine tepki gösterdi. Sezer, “Ben 24’ten çok fazla arkadaşımızın canına kıydığını ispatlarım. 1 kişinin intiharı bile çok önemliyken algı operasyonu yapmak devlet ciddiyetiyle bağdaşmamaktadır” dedi.

 

İstanbul’da 13 haziran günü stajyer avukat olduğu öğrenilen 23 yaşındaki Tugay Ç., tarihi Galata Kulesi’nden atlayarak intihar etti.

Araştırılmıyor

Antalya’da KYK yurdunda iki ayda üç öğrencinin intihar etmesi Meclis gündemine taşındı. Muhalefet milletvekilleri, konunun araştırılması için Meclis’te komisyon kurulmasını talep etti. Daha önce yaşanan intiharların araştırılması için Meclis’e verilen araştırma önergeleri iktidar partisi milletvekillerinin oylarıyla ret edilmişti.

 

********

“TERÖR OPERASYONU ÖNCEDEN DUYURULARAK YAPILMAZ”

Soner Aydın (Emekli Albay) – Son zamanlarda terörle mücadele operasyonlarında şehit ve gazi sayısındaki artış dikkatleri çekmekte, yürekleri dağlamaktadır. Ülkemizde terörle mücadelenin olması gerektiği gibi yönetilip yönetilmediği; üzerinde hassasiyetle düşünülmesi gereken bir konudur. Bir askeri operasyonda can kaybı ve yaralanmaların olması kaçınılmazdır. Ama bir günde 4-5 şehit ve şehitler kadar da yaralı veriliyorsa bunun mutlaka sorgulanması, hata ve eksiklerin tespit edilmesi, gereken önlemlerin ivedilikle alınması gerekmektedir.

Bence hatalar zincirinin ilk halkasında terör tehdidini küçümsemek yer almaktadır. İçişleri Bakanlığı sık sık yurt içindeki terörist miktarını ve terör örgütüne katılımları kesin rakamlarla çok düşük göstererek ilan etmektedir. Bunu yaparken de kendilerinden öncekileri, bizler gibi yıllarını terörle mücadele için harcamış insanları başarısızlıkla itham ederek, terörü bitirme noktasına getirdikleri algısı yaratmaya çalışmaktadırlar. Böyle olunca; halkımızda terörün tehdit olmaktan çıktığı, operasyon birliklerinde de terör unsurlarının savaşma yeteneğinin zayıf olduğu algısı oluşmakta, bu da rehavete neden olmaktadır. Oysa ne kadar zayıf olursa olsun düşman asla küçümsenmemelidir.

Hatalar zincirinin bir diğer halkasını açık kaynaklarda verilen bilgiler oluşturmaktadır. Başta Cumhurbaşkanı ve İçişleri Bakanı olmak üzere bazı yetkililer; bir operasyon yapılacağını, bunun hedeflerini, operasyona katılacak kuvvetin tabur ve bölük seviyesine kadar çapını, hatta asker ve korucu sayısına varıncaya açıklıyorlar. Bu bilgiler bazı TV’lerde tablolar halinde yayımlanıyor. Güvenlik uzmanı oldukları iddia edilen bazı şahıslar harita üzerinde operasyon planlarını tartışıyor. Bu bilgilere rahatça ulaşan terör örgütü kendince önlem almaya başlıyor. Güvenlik güçlerinin yaklaşma istikametlerini ve kritik noktaları mayın ve el yapımı patlayıcılarla tuzaklamakta, bölgeden kaçarak kendince emniyetli alanlarda tertiplenmektedir. (Terör örgütünün bu taktiği, doğrudan temas yerine mayın ve tuzaklarla zayiat verdirmek istediği tecrübelerle sabittir). Operasyon başladığında karşılarında savaşacak terörist göremeyen güvenlik personelimiz daha rahat hareket etmekte, bu da zayiatımızı artırmaktadır. Dikkat edilirse en çok zayiat mayın ve EYP nedeniyle verilmektedir.

Aslında hatalar zinciri 2005 yılındaki açılım süreciyle başlamıştır. Bu süreçte PKK terör örgütü toparlanma fırsatı bulmuş, başta ABD olmak üzere pek çok batı ülkesinden aldığı siyasi, mali ve teknik destekle bu günkü seviyesine getirilmiştir. Bu sürecin ayrıca ele alınmasında ve yaklaşan seçimler öncesinde yeni bir açılım süreci başlatılması düşünülüyorsa çok iyi hesap yapılmasında yarar vardır. Bunların yanında ülkemizde terörle mücadelede büyük tecrübeye sahip kadroların tarikat ve cemaatlerin etkisiyle ortaya konan kumpaslarla tasfiye edilmesi de vardır ki; bunun üzerinde de ayrıca durulması gerekmektedir.

Büyük Önderimiz Atatürk’ün şu tespiti akıllardan çıkarılmamalıdır: “Bir ordunun kudreti; zabitan ve kumanda heyetinin kıymetiyle ölçülür!” Özellikle günümüzde, kumanda heyetinde yer almaya hevesli siyasi otorite; güvenlik kuvvetlerimizin gücüyle paralel bir yönetim anlayışı oluşturmalı, terörle mücadeleyi, milli birlik, beraberlik ve bütünlüğümüzü her türlü siyasi çıkarının üzerinde görmelidir.

Terörle mücadele operasyonlarında verdiğimiz şehitlerin yanında; ülkemizin gençleri, polislerimiz, öğrencilerimiz de yaşamdan kopup gitmektedir. Çaresizlik ve umutsuzluğa düşen vatandaşlarımız yaşamlarına son vermeyi kurtuluş olarak görmektedirler. İnsan; arkasında yeterli destek olduğu sürece her türlü zorluğa karşı koyabilecek yapıdadır. Ama bazı insanlar; ülkemizin içine düşürüldüğü siyasi, sosyal, ekonomik ortamda umutlarını her geçen gün biraz daha kaybetmektedirler. Buna bir de tarikat ve cemaat baskısı, yaşam tarzlarına, hayallerine, beklentilerine müdahaleler eklenince geleceklerinden umutları kesilmekte ve mücadele azimlerini bütünüyle yitirmektedirler.

Bir ülkede her gün birkaç vatandaşımız intihar ediyorsa, aile içinde ve sokaktaki tartışmalar cinayetle sonuçlanıyorsa, gencecik kızlarımız ve kadınlarımız katlediliyorsa, yolsuzluk, hırsızlık, yankesicilik sürekli artıyorsa, bunlara karşılık yargı; adaleti sağlamak yerine talimatla hareket ediyorsa, işsizlik tahammül sınırını aşmışsa ve bunlar yönetim kademeleri tarafından ciddiye alınmıyorsa ya bir toplumsal patlama olacaktır ya da insanlar umutsuzluğa kapılarak kendilerine bir yol çizeceklerdir. Geldiğimiz aşamada imkânı olanlar ülkemizi terk etmekte, imkânı olmayanlardan bazıları durumu kabullenip biat yolunu seçerken; kabullenemeyenler, destek ve mücadele gücü bulamayanlar çevrelerine ya da kendilerine zarar vermektedirler. Bazı intihar vakaları da protesto amacı taşımaktadır. Amirallere suikast kumpasını gururuna yediremeyen Yarbay Ali Tatar gibi… Koşullar ve umursamazlık böyle devam ettiği sürece bu tür olaylar maalesef kaçınılmazdır.