Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

TÜSİAD doğruları söylüyor, Erdoğan düşman yaratıyor

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündeminde olan konu ve gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı. Kışlalı, TÜSİAD’ın iktidarın ekonomi politikasına yönelik eleştirileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın buna cevabını,  Kılıçdaroğlu’nun “Kaçacaklar, kurdukları vakıflar aracılığı ile ABD’ye milyon dolarlar gönderiyorlar” açıklamalarını, polis ve üniversite öğrencileri intiharları, basın ve sosyal medyaya yeni yasalar ve cezalar getiren düzenleme, Türkiye’nin tarımsal üretim için 10 ülkede arazi kiralama girişimleri konularında açıklamalarda bulundu.  İşte görüşleri…

 

GÖZLEM – TÜSİAD Başkanı Orhan Turan ile TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Özilhan’ın iktidarın ekonomi politikasına karşı eleştirileri konusunda görüşünüz, haklılar mı?

K – TÜSİAD Başkanı Orhan Turan bu eleştirilerin geleceğine ilişkin ipuçlarını hem hafta içinde Ankara’da gerçekleştirdikleri parti ziyaretlerinde, hem de önceden Cumhuriyet’te yer alan 1 Haziran tarihli söyleşide vermişti. Turan burada “Türkiye bu kritik dönemde bir kez daha yaşam tarzı ve kültürel farklılık tartışmalarının kısırdöngüsüne düşmemeli. Kutuplaşmanın yerel ve küresel düzeyde arttığı şu dönemde hiç aklımızdan çıkarmamamız gereken şey, hepimizin etrafında araya gelmesi gereken özgürlükler ve demokratik değerlerden uzaklaşmamaktır” derken aslında doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alıyordu. “Yaşam tarzı ve kültürel farklılıklar”, “kutuplaşma”, “özgürlükler ve demokratik değerler” tamamen Erdoğan’a dönük eleştiriler. Aynı söyleşide enflasyona dönük tespitleri de çok dikkat çekici ve isabetliydi: “Hem global enflasyon şiddetli, hem de Türkiye ekonomisinde sadece arz yanlı değil, talep yanlı bir enflasyon mevcut. Bizim enflasyonumuzun yaklaşık üçte biri global kaynaklı. Ana kısmı ise içeride ürettiğimiz enflasyon. Üretici Fiyat Endeksi yüzde 122 ile artışını sürdürüyor. ÜFE tarafında aşağı yönlü bir hareket görmeden Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) enflasyonunun da durması çok olası değil. Her şeyden önce enflasyon yaratan tüm dinamikler devam ediyor ve bunu durduracak herhangi bir önlem almadığımız için enflasyonun bir süre daha yükseleceğini hedefliyoruz.” Tamamen Erdoğan’a dönük eleştiriler. “Enflasyon yaratan tüm dinamikler” derken aslında Erdoğan’ın “Faiz sebeptir, enflasyon sonuç” teorisi çerçevesinde ekonomide sürdürülen enflasyonun çok altında faiz seviyelerini kastediyor. İktidarın “bunu durduracak herhangi bir önlem almadığı”nı söylüyor. Çok ağır eleştiriler. Hafta içinde de TÜSİAD toplantısında “Türkiye’nin fakirleşerek büyüdüğünü”, “enflasyonun üç rakamlı eşiğe ilerlediğini” tespit etti. Ardından yine doğrudan Erdoğan’ı ve teorisini hedef alan eleştirilerde bulundu. Turan “enflasyonla mücadelede dünyada faizler yükseltilirken, Türkiye’nin hem kurun yükselmesine ve hesap yapılamamasına yol açan, hem de tasarruf sahiplerini cezalandıran bir para politikası (Erdoğan’ın faizleri düşürülmesine dönük politikasını kastediyor) izlendiğini”, “iktisat bilimiyle ve tüm dünyadaki uygulamalarla çelişen bir yaklaşımın sürdürülmemesi gerektiğini”, “rekabetçi kur, yüksek ihracat ve cari fazla mantığıyla kurgulanan (ki bu politika Erdoğan’ın hedefiydi) ama günümüz kalkınma anlayışı ve pratiğiyle yeterince örtüşmeyen (çünkü Türk sanayisi üretim için ithalata bağlı olduğundan kurların yükselmesi maliyetleri olumsuz etkiliyor ve cari fazla vermek yerine cari açığın daha da artmasına yol açıyor) politikaların istenen sonuçları vermediğini” söyledi. Bunların hepsi doğru ve haklı tespitler. Turan hem bu tespitleri yapıyor, hem de ve bu durumun sorumlusunun uyguladığı bu politikalarla Erdoğan olduğunu ima ediyor. TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan da “Enflasyondaki artış daha önceki enflasyonist dönemlerle karşılaştırılamayacak kadar hızlı. Ekonomideki en büyük öncelik enflasyonun kontrolden çıkmasını önlemek ve ardından kalıcı bir düşüş sağlamak olmalı. Aksi halde Türkiye’nin geçmişinde olduğu gibi bir enflasyon sarmalına girmesi topluma çok yüksek bir bedel ödetir” diyerek, durumun Erdoğan’ın sık sık karşılaştırma yaptığı 70’li 80’li 90’lı yıllardan daha kötü olduğunu tespit ediyor. İş dünyasından son derece sorumlu ve yerinde tespitler.

GÖZLEM – Cumhurbaşkanı Erdoğan, TÜSİAD Başkanı’nın eleştirilerine karşı “Sen bize ders veremezsin, daha çıraksın. Haddini bil. Sizden önce gelen ağababalarınız da aynı kafadaydılar, görüyorum ki siz de aynı kafadasınız. Eğer TÜSİAD bu gidişiyle devam ederse, bu iktidarın kapısını hiç çalmasın. Bu kapı, yerli ve milli duruş sergilemeyene kapalıdır” dedi. Bu cevap konusunda görüşünüz?

K – Cumhurbaşkanı her ne kadar kendisine dönük direkt eleştirilerden hoşnut kalmamış olsa da, bu durumun gündemi biraz olsun bozuk ekonomiden uzaklaştırmasından ve kendisine kısa süreliğine de olsa yeni bir “düşman” yaratma olanağı vermesinden memnun olmuştur. Erdoğan sağa sola hücum ederek ve içinde en küçük doğruluk payı olmadığını bildiği “Camide bira içtiler” ya da Van 100. Yıl Üniversitesi ile ilgili –adı üstünde 100. yıl üniversitesi, Atatürk’ün doğumunun 100. yılında kurulmuş– “Biz kurduk” gibi “gerçek olmayanları” sürekli tekrarlayarak bunların ayrımında olmayan tabanını yarattığı kişiliğin etrafında bir arada tutmaya çalışıyor.

GÖZLEM – Ana Muhalefet Partisi Lideri Kılıçdaroğlu’nun “Kaçacaklar, kurdukları vakıflar aracılığı ile ABD’ye milyon dolarlar gönderiyorlar” açıklamasını yayınlayan kanallara “doğrulanmayan haber verdikleri için, ağır para cezaları veren” RTÜK… AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “sorumlu ve görevli imam tarafından yalanlandığı” halde “Bira içtiler, Camiyi pislettiler” açıklamasını, “isimleri sorulduğu halde isim veremediği ve de hiçbir yetkilinin, TV kanalının, gazetenin doğrulamadığı bir başka iddia olan ‘Camileri yaktılar’ sözlerini” haberleştiren, yayınlayan TV kanalları için hiçbir şey yapmadı. Ne diyorsunuz?

K – RTÜK iktidarın televizyonları kontrol altında tutmak için oluşturduğu “sopası”. Bunu gazetelerde de Basın İlan Kurumu aracılığıyla yapmaya çalışıyorlar. Sosyal medya ve internete şimdi yeni yasaklar geliyor. Bu tarafı da Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu aracılığıyla kontrol altında tutmak istiyorlar. Kullandıkları yöntemler de Hitler’in propaganda yöntemleriyle büyük ölçüde örtüşüyor. Bu açıdan bakıldığında şaşılacak bir şey yok. RTÜK’ten yandaş medyaya ceza vermesi beklenmezdi zaten. Yargı da kısmen, özel timler gibi noktasal olarak ele geçirilmiş durumda gözüküyor. Onun için de “sürtük” gibi bir hakaret için bile şu an için yapılabilecek bir şey yok gibi gözüküyor.

GÖZLEM – Polis intiharları, üniversite öğrencileri intiharları “günlük gazete haberleri” hâline geldi. Sizce neden ve ne yapılmalı?

K – Seçim yapılmalı, iktidar değişmeli. Bu tür olgular maalesef bu iktidarın kasıtlı olarak iktidarını elden bırakmamak, kaybetmemek için yarattığı kutuplaşma ve kanundışılık ortamının sonuçları. Çok üzücü insan, aile dramları yaşanıyor. Bunun vebali ne olacak? Bu ortamı bu iktidar yarattığı için, bu iktidardan bu ortamı düzeltecek, değiştirecek bir şeyler yapmasını beklemek saflık olur.

GÖZLEM – Basın ve sosyal medyaya yeni yasalar ve cezalar getiren düzenleme TBMM Adalet Komisyonu’ndan geçti. “Bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası getiren ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçunun yer aldığı 29. madde de ‘aynen’ kabul edildi. Madde konusunda Yargıtay 8. Ceza Dairesi üyesi İhsan Baştürk, “Yargı erki tarafından uygulanmasında önemli tartışmalar çıkabileceğini tahmin etmek hiç de güç değil. ‘Kamu barışını bozmaya elverişli şekilde yayılma’ unsurunun belirlenmesi de ayrı bir güçlük olarak karşımıza çıkmaktadır” dedi. Siz ne diyorsunuz?

K – Yasa metnine “İktidar ve çevresi hakkında olumsuz bir haber yayımlanamaz. Olumsuzluğun tespiti iktidarın yargıya başvurması ile kesinleşir” şeklinde bir hüküm konularak tüm bu belirsizliğin önüne geçilebilirdi. Tabii onu bu açıklıkla henüz yazamıyorlar. Onun yerine iktidarın eline istediği gibi kullanabileceği yeni bir “silah” daha verilmek istenmiş. Tüm amaçlanan iktidarın korunması. Ama biraz yargının hâlâ tam olarak ele geçirilememiş olması, biraz da bu yaratılan mağduriyetlerin misliyle iktidarın aleyhine işlemeye başlaması ve “ekonomik ve sosyal sistemin gittikçe daha fazla bozulduğuna” dönük algının iyice yerleşmesine yaraması, bence bu amacın gerçekleşmesini engelleyecek.

GÖZLEM – Türkiye’nin “Suriye’nin kuzeyinde askeri operasyon yapması gündemdeyken” bu operasyona karşı çıkan ABD, Perşembe sabaha karşı, “Chinook ve Kara Şahin” helikopterleriyle, PKK/PYD/YPG’nin de desteği ile Türkiye’nin korumasında olan Suriye Milli Ordusu’nun Türkiye’ye çok yakın Al- Humeria bölgesine operasyon gerçekleştirdi. Çatışmalar oldu. Haberi veren İngiliz Haber Ajansı Reuters’a göre “Operasyondan Türkiye haberdar edilmedi.” ABD, operasyondan sonra “IŞİD’in Suriye üst düzey liderlerinden ve bomba uzmanı da olan biri yakalandı” açıklamasını yaptı. Yorumunuz?

K – ABD, bu operasyon ile diğer hedeflerinin yanı sıra Türkiye’ye “ayar” veriyor. Sadece ABD değil Rusya da farklı yöntemlerle Türkiye’ye “ayar” vermeye devam ediyor. Rus Dışişleri Bakanı Lavrov, Türkiye’nin yapmayı düşündüğü Suriye operasyonu ile ilgili Rus basınına “ABD hâlâ Fırat Nehri’nin doğusunun büyük bölümünü işgal ediyor. Orada sözde devlet kurmaya çalışıyorlar, bölünmeyi destekliyorlar. Türkiye tabii bunlara kayıtsız kalamaz. Bu sorunların Suriye’nin bağımsızlık ve toprak bütünlüğüne saygı çerçevesinde çözülmesini istiyoruz. Kürtleri ABD’nin sözlerini tutmadığını görmeye davet ediyoruz” derken, önceki hafta da Türkiye’yi ziyareti sırasında “Türkiye’nin sınır güvenliği hassasiyetini önemsiyoruz. ABD burada birtakım örgütleri besliyor. Aynı şeyi bizim sınırlarımızda da yaptı” diye konuşurken, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova “Suriye Arap Cumhuriyeti’nin meşru hükümetinin rızası olmadan atılacak bu tür bir adım, Suriye’nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün doğrudan ihlali olacaktır” açıklaması yaptı. Rusya’nın Suriye Özel Temsilcisi Aleksander Lavrentyev de, Türkiye’nin planladığı operasyon ile ilgili “Bu, bölgeyi istikrarsızlığa sürükleyebilecek, gerilimi tırmandırabilecek ve yeni bir çatışma sarmalı başlatabilecek, akıllıca olmayan bir adım olur” dedi. Aslında Türkiye’nin yapması gereken, böyle bir Suriye operasyonuna, Suriye ile ilişkileri düzeltip Rusya’yı da kendi yanına aldıktan sonra girişmesidir. Ama Suriye konusunda Türkiye’nin çıkarı ile iktidarın çıkarının aynı olmamasından dolayı böyle bir adım atılacağını beklemiyorum.

GÖZLEM – Türkiye, “Ülkemizde iklimsel olarak üretimi zor olan ürünlerin ekimi ve ticaretinin yapılması” gerekçesiyle tarım yapmak için Latin Amerika ve Afrika’daki 10 ülkede arazi kiralayacak. Bu arada Venezuela’nın isteği üzerine, orada da buğday… Türk çiftçisi kan ağlar ve destek beklerken, “Türkiye gıda krizinde en riskli 11 ülkeden biri” hâline gelmişken, “Tarım Bakanı’nın verdiği bu müjdeler” konusunda görüşünüz?

K – Birincisi Erdoğan gerçeklerden koptukça ve totaliterleştikçe çalıştığı yöneticilerin kalitesi düşüyor. Bu tespiti yapmak lazım. Ekonomide faizi yükseltmemek adına Kur Korumalı Hesap veya Gelire Endeksli Senetler gibi sonuca etki etmeyeceği ve durumu kötüleştireceği önceden belli olan yöntemlerin uygulandığı yerde, tarımda da yerli üretimi desteklemek yerine böyle garip yöntemlerle bir sonuca ulaşılmak istenmesinin saçmalığı ortada. Ancak ben bu tür uygulamalarda bu “niteliksizliğin” ve “yetersizliğin” yanında bu yollarla, rant yaratmaya dönük yeni mekanizmaların oluşturulmak istendiğinin etkili olduğunu da düşünüyorum. Afrika’da daha önce alınan ve üretim yapılacak tarım arazilerine ne oldu? Hiçbir şey yapılamadı. Durum ortadayken böyle yöntemler önerilmesi insanın aklına “Acaba bunun arkasında başka işler mi var?” sorusunu getiriyor.