Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Tiflis, turizm ve kaçaklar

Siyasi kavgalardan, siyasetçilerin sorumsuzluğundan, liderlerin pardon genel başkanların birbirlerini (adayını açıkla) tuzağına çekme gayretlerinden bunaldık doğrusu.

Ülkenin bin bir çeşit sorunu varken, bunların çözümüne gayret sarf etmesi gereken siyaset esnafının, işi gücü bırakıp kafayı bir yıl sonra yapılacak Başkanlık seçimine takması, milleti huzursuz ediyor. Anayasa’ya göre mevcut başkanın önümüzdeki seçime katılmaması lazım. Ama muhalefet bile aksini kabul etmiş olmalı ki, gel gel oyunlarına cevap yetiştiriyor devamlı. Anayasayı aklına bile getiren yok. İnşallah Anayasa Mahkemesi getirir.

Böyle bir ortamda, dönüşte tartışmaları daha salim bir kafayla izlemek üzere, turistik bir geziye çıkmaya karar verdim. Öyle uzağa filan değil, yakınımızdaki vizesiz gidilebilen ülkelerden Gürcistan’ı bir dolaşayım dedim. Tiflis’e 20 sene, Batum’a ise 10 sene önce gitmiş, zorlu ekonomik koşullarla boğuşan yoksul bir ülke olarak tanımıştım Gürcistan’ı. Onlar da bizim gibi kavgacı, onlar da zamanı siyasi çekişmelerle geçirmiş, onlar da Amerika ile Rusya’nın mücadelesi arasında ezilmeme gayreti göstermiş bir ülke. Zaman zaman Amerikan yanlısı bir lider, sonrasında ise Rus yanlısı bir başkan tarafından yönetilmiş. Gelecekte ne olacağı meçhul. Çünkü halk hapisteki liderini arıyor. Hatta yattığı hapishanenin önünde gösteriler bile yapmışlar.

Halen hapiste olan eski Başkan Mihail Saakaşvili ile 15-16 yıl önce Tiflis’te bir yemekte tanışmış, sonra da dostluğumuzu Batum’da pekiştirmiştik. Onun döneminde Amerikan’ın yardım ve desteğiyle Gürcistan önemli mesafeler almış, büyük yatırımları başlatmış, ülkenin elini ayağını düzeltirken, özerk bölge olan Acara’nın Başkenti Batum’u da turizm yatırımlarına açmıştı. Ama Amerika’nın Gürcistan üzerindeki proje ve yardımları haklı olarak Rus’ları rahatsız etmiş, burayı ABD’nin hakimiyet sahasının dışında bırakmak için Putin elinden gelen gayreti sarf ederek, görevlendirdiği milyarder bir Gürcü işadamına kurdurduğu (Gürcü hayali) partisiyle Saakaşvili’yi sandık yoluyla devirmişti.

Bu olaylar 2013 yılında olmuş. Seçimi kaybeden Saakaşvili Ukrayna’ya geçmiş, bir ara Amerika’ya gitmiş ve 2021 yılında (ülkem tekrar Rusya’nın yörüngesine giriyor)diyerek Gürcistan’a dönünce, başkanlığı döneminde görevini kötüye kullandığı ve suiistimal suçlamalarıyla tutuklanmış. Gürcü Hayali partisinin milyarder kurucusu ise, Rusya’nın verdiği görevi başarıyla tamamlayarak köşesine çekilmiş, başkanlığa kendisi oturmamış ve koltuğu şirketinin müdürü olduğu söylenen bir yakınına bırakmış. Şimdi ise 2018 yılından buyana Gürcistan Başkanlığını eski Dışişleri Bakanı Salome Zurabişvili Hanım yapıyor. Milyarder parti kurucusu ise Gürcistan’ın en önemli yerlerini satın almakla meşgulmüş.

Hikaye biraz karışık ama özeti bu. Niye yazdım bunları acaba? 10-15 yıldır siyasi çalkantılar içindeki bir yoksul ülkenin turizmle şahlanışını anlatmak istiyorum. Bir ülke bunca kavgaya rağmen, atlattığı kasırga şiddetindeki fırtınalara rağmen, nüfusunun iki katı turisti rahatlıkla ve örnek bir şekilde ağırlıyor ve iyi de bir turizm geliri sağlıyor. Gürcistan Türkiye’mizin ondabiri yüzölçümünde.             Yemyeşil, yeşillikte İsviçre ile rahatça çekişebilir. Hangi şartlar içinde olurlarsa olsunlar, müthiş bir doğa bilincine sahipler. Nitekim dünyanın en büyük ve güzel milli parkları Batum’da. Bir kültür ve sanat şehri olan ve 2 milyon nüfusa yakın Tiflis, modern cadde ve bulvarlarıyla, tarihi ve iyi korunan binalarıyla, konserleri ve sergileriyle Viyana’yı andırıyor. Trenle 5,5 saat mesafedeki Batum ise liman bölgesinde yoğunlaşan yüksek yapılarıyla kısmen Dubai’ye benziyor.

Güney Kafkasya’da yer alan Gürcistan’ın doğusunda Azerbaycan, kuzeyinde Rusya, güneyinde Ermenistan, güneybatısında ise biz varız. Ülkenin batı sınırlarını ise Karadeniz oluşturuyor. Bizim kaçakların çoğu oralarda yaşıyor. Fetö’cüler, arananlar, hatta hüküm giyenler bile Gürcistan’da. Kaliteli ve para sahibi kaçaklarımızın çoğu Batum’a yerleşmiş. Herkes birbirini tanıyor ama kimse kimsenin kuyruğuna basmıyor. Ben Batum’dayken Metro otobüslerinin sahibi Galip Öztürk (bizde cinayetten hükümlü iken oraya kaçmış) 7,5 kilo kokainle yakalanıp tutuklanmıştı. Galip Öztürk’ün Batum’da otelleri, alışveriş merkezleri, kumarhaneleri ve değerli arazileri var. Fazla yatmaz salıverirler diyorlar.

     Gürcistan’da toplam 600 binden fazla Türk var. Genç işadamlarına rastladım Tiflis’te. Müteahhitlik, temsilcilik, ithalat-ihracat gibi ciddi işlerle uğraşıyorlar.15 yıldan fazla orada yaşıyanlar ve iyi iş adamı olarak anılanlar mevcut. Üniversitelerinde de çok sayıda öğrencilerimiz okuyor. Tiflis çok medeni, hatta Avrupa’nın ileri şehirlerinden de çok daha düzenli. Halk korkunç okuyor, adımbaşı heryerde kitapçılara ve cadde kenarlarında sahaflara rastladım. Tiflis’in Rustaveli adlı ana caddesi çok ünlü. Opera evi, Ulusal müze, Parlamento binası filan bu cadde üzerinde. Puşkin caddesindeki özgürlük heykeli, rengarenk evleriyle eski Tiflis bölümü ve Çoruh nehrinin uzantısı olan Kura nehri ve çevresi ile barış köprüsü görülmeye değer. Tiflis Gürcüce’de sıcak anlamına geliyor. Yazın havası çok sıcak ama kışın da buz kesiyor ortalık. Baharlar en iyi mevsimi ülkenin. Gitmişken Meidan Bazaar kapalıçarşısını ve ucu bucağı olmayan antikacılar pazarını da mutlaka gezin.

Halkın zorlu ekonomik sorunlarla boğuştuğu pek belli olmuyor. İyi kötü işi var çoğunun. Çok fakir görülmüyor merkezlerde. Milli gelir yılda 4400 4600 dolar civarındaymış. Ama hayat orada da çok pahalı. Pandemiden sonra ev kiraları filan iyice artmış. İşçi maaşları 225 250, memur maaşları ise 350 375 dolar civarında geziniyormuş. Özel sektörde üst düzeyde görevli olanlar iyi kazanıyorlarmış. Gece hayatı da çok renkli. Sıra sıra cafelere ve eğlenceyi bünyesinde toplayan müthiş bir barlar sokağına sahip Tiflis. Avrupa ülkelerinde geçireceğiniz bir haftalık tatil parasının yarısından da ucuza, mükemmel sakin ve sanat kültürle kucaklaşacağınız bir tatil yapabilirsiniz burada.