Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Kargaşada kaosu yaşıyoruz

Evren, doğa ve insanın günlük yaşantısının akış ve işleyiş süreçleri oldukça karmaşıktır.  Bu süreçleri başıboş akışına bırakırsanız kargaşadan kaos çıktığını görürsünüz. Ancak tekil aklın düzeni olarak, otoriter tek boyutlu bir kişisel düzen kurmaya kalkarsanız, bu durum da, daha genel boyutta daha da çok düzensizlik ve kaos yaratır. Zira kaos ve düzen iç içe ilişkiler yumağı içinde bulunurken bu sarmalı doğru ve etkin yönetmek gerekir. Oysa insanlık, uygarlık adına gelişme iddiası içinde, kişisel hırslar ve çıkarlar için doğanın kendiliğinden oluşan düzenini tahrip ederek bugünkü iklim krizi, çevre sorunları ve antroposen çağını yarattılar.

Türkiye de bu kargaşa ortamının yarattığı kaostan nasibini alıyor. Kendi elimizle yaratıp ürettiğimiz betonlaşma,  çarpık kentleşme, seller, depremler ve giderek gıda krizinin oluşturduğu kaotik girdaba doğru sürükleniyoruz. Zira mevcut iktidarın, nevi şahsına münhasır doğruları ile kendi kişisel düzenini ihdas etme sevdası Türkiye’yi daha çok betonlaştırdı, daha çok doğayı bir avuç altın için tahrip etti. Rant için ormanların yakılmasına göz yumdu veya kıyılar betonlaştı.  Yandaş ithalatçıyı zengin etmek için tarımsal üretim ithalat ile ikame edildi. Daha da kötüsü, yönetilemeyen ekonomi yüzünden çiftçi tarımı bırakmaya başladı. Zira bir yandan yoksullaşan kitlelerin alım gücü düştü; diğer yandan çiftçinin ürerim girdileri olan mazot, ilaç, gübre, fiyatları füze hızında dört beş kat artış gösterdi makas açılıyor. Başıboş bırakılan enflasyon dikey boyutta atılan füze gibi yükseliyor.

Yaratılan kaotik ortam yalnızca ekonomi ile sınırlı kalmayıp; siyasi kutuplaşmadan, sosyal ve grupsal ilişkilere ve buradan kültüre, zihniyete ve ahlaki değerlere kadar aynı derecede bir kara deliğinin ağzındaki kaotik döngüye kadar sürüklemiş bulunuyor. Ülke yönetimini elinde tutan sorumlular, kaos içinde düzen arayıp, toplumu bu girdaptan kurtarma uğraşında olması gerekirken; aksine kaosun kargaşasından medet uman bir tavır içinde bulunuyorlar.

 Peki bu kötü gidişin çözümü için toplumu yönetenlerin ne yapması ve nasıl davranması gerekir? Karmaşık sorunların çözümü kaos içinde düzen kuracak, bilinçli yönetilen etkin sistemler geliştirmekten geçer. Zira kaos içinde kısmi sistemler ve yeni düzenler oluşturmak, sistem yönetimi ve bu sistemin kurumlaşmasından geçer. Ancak hem yetersiz ve zayıf sistemler; hem de aşırı katı ve otoriter sistemlerin her ikisi de kaotik ortama hizmet eder. Bu nedenle kurulacak sistemlerin, kaosta düzen ve düzende esneklik ve dinamizm yaratacak kıvamda olması gerekir. Bu kıvamı yaratacak ilkeler, kurallar ve kurumlar ancak akıl, bilinç, bilim ve insani değerlere dayalı deneyimlerle elde edilirler. Oysa Türkiye’de var olabildiği kadarı da son yıllarda var olanlar bile ya tahribata uğradı; ya da yok edildi.  Genel planlama, mekan planlaması, bölge planlaması, kent planlaması ya oluşturulmadı; ya da olduğu kadarı da yok edildi. Örneğin toplumu yönetmesi gereken parlamenter sistem ve ekonomiyi yöneten DPT ortadan kaldırıldı. TÜBİTAK siyasetin emrine alındı. Bağımsız denetleme kurumları işlevsizleştirildi. Sonuçta tek merkezden emirle yönetilen, bir sistemsiz sistem oluştu. Bu yüzden sorun çözmek yerine, yeni sorunlar üreten, yeni kaotik durumlar yaratan bir ortam ve düzensizlik düzeni oluştu.  Bu nedenle etkin ve işlevsel sistem ve düzen içermeyen, aksine salt kaotik ortamların oluştuğu toplumsal durumlar sürdürülebilir değildir.

Yaratılan karadelik bir şekilde içe çökmek durumunda kalır.  Bu çöküşten istisnasız herkes zarar görür. Dileyelim ki, daha da kaotik bir duruma düşmeden demokratik seçimlerle, aklı, bilimi, bilinci, etik değerleri ve erdemli davranışları öne çıkaran sistemler ve yeni düzenlemeler devreye girsin.  Aksi durumda ülke ve insanımız kaotik işleyişin girdabında acı çekerek ezilmek durumunda kalacak.