Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

İddialar doğruysa ’adli ve idari’ gerekenler yapılmalı

Uzun zamandır SADAT konusu kamuoyunda tartışılmaktadır. Bu konu ile ilgili çok çeşitli iddialar ileri sürülmektedir. Bu iddialarla ilgili bugüne kadar “adli veya idari” bir soruşturmanın yapıldığını duymadık. Oysa öncelikle herhangi bir “suç duyurusuna” gerek kalmadan, iddialarla ilgili bir “adli veya idari” soruşturmanın yapılması gerekirdi.

Şimdi CHP, daha önce Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu konu ile ilgili olarak yaptığı açıklamalar karşısında, doğrudan adli makamlara başvurmayı uygun bulmuş ve Cumhuriyet Başsavcılığına muhtemelen ellerindeki delillerle beraber başvuruda bulunmuştur.

Bu başvuru karşısında Cumhuriyet Başsavcılığı, iki yoldan birini izleyecektir: Suç unsuru görmezse takipsizlik kararı verecek veya konunun soruşturulmasına karar verecektir.

Verilecek kararlara göre, çok tartışılan SADAT konusu, yeni boyutlar kazanacaktır.

Temennimiz iddia edildiği gibi Anayasa ve yasalara rağmen “paramiliter” bir yapı söz konusu ise, hele artık seçimlere çok az bir zaman kaldığı şu dönemde, “adli ve idari ” gerekenlerin yapılmasıdır.

Canan Kaftancıoğlu meselesinde ise öncelikle konunun hukuksal boyutuna kısaca değinmek gerekir. Gerçekten yasalara göre, işlenen suça verilen ceza belli bir miktarı aşıyorsa, verilen ceza ile birlikte “siyasi yasaklar” da gelmektedir. Burada bir konuya açıklık getirmek gerekir.

İlk günden beri açıklık getirmeye çalışacağım konu yanlış bir biçimde yorumlanmıştır.

Mahkeme verdiği cezaya ilaveten “siyasi yasak” cezası vermemektedir. Böyle bir durum söz konusu değildir. Ya ne olmuştur? Verilen ceza, siyasi partiler yasasına göre, aynı zamanda “siyasi yasağı” da getirmektedir. Bu yasak hem “seçilmeyi” önlemekte ve hem de “siyasi parti üyeliğini” de düşürmektedir. Ceza alan kişi, aynı zamanda siyasi partilere üye olamamakta ve üye ise üyeliği silinmektedir. Yapılan işlem kısaca bundan ibarettir. Bu hal karşısında ne yapmak gerekir? Öncelikle işlendiği iddia edilen suç ile verilen cezalar (yasa gereği) iki ayrı konuyu kapsamaktadır. Birincisi “hürriyeti bağlayıcı ceza”dır. Fakat esas ikincisi farklı bir durum yaratmaktadır. “Hürriyeti bağlayıcı” ceza ile “siyasi yasak” arasında kanaatimizce bir “irtibat” yoktur. Suç sabit ise verilen cezanın infazı olacaktır. Ancak “partilere üye olamamak veya üyeliğin düşürülmesi “ cezası ayrı “ceza” olarak görülmektedir. Tartışılması gereken konu budur. “Hürriyeti bağlayıcı “ ceza verililerken, yasa ayrıca bir başka “hak”tan da kişileri mahrum etmektedir. Bu sebeple konunun TBMM’de ele alınması ve yeni bir düzenleme ile “adil” olmayan bu uygulamanın düzeltilmesi gerektiği görüşündeyiz.