Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Dil cahilleri medyayı sardı!

Sevgili bir dostumdan, avukat Tayfun Akçay’dan bir mail aldım. İsyan ediyor… Haklı, hem de çok haklı…

Artık TV ekranları, “Türkçe cahili” sunucular, program yapımcıları, haber spikerleri ile dolu…

“Şık giyinen” hanımlar ve beyler, bir de “Türkçe bilebilseler…”

İşte, diyor ki, yılların hukukçusu Akçay kardeşim; “Ben de, kendimi alamadığım yazı dilinin edebî; felsefi olması gerekliliği konusundaki inancımdan, tutkumdan vazgeçmiş olmamakla birlikte; yalın, bilinmeyen, algılanamayan içselleştirilemeyecek kelimelerle kurulan cümlelerle anlatım yolunu seçmekten çok uzağım maalesef…”

Ve devam ediyor:

… Özellikle adalet arayışlarında halka uzanan dilRoma Hukuku’ndan başlayarak biçimlendirilmiş; hatta Mecelle’de bile özenilerek, göz ardı edilmemiştir. Zaten “kanun yapmak” için gerekli olan bir öz deyiş gerekliliği de böyle başlamıştır.

Halk arasında, bir dil kullanımına verilen, “Tarzanca” diye tabir edilen bir ad vardır; Tarzan filmlerinden mülhem!

Günümüz Türkiye’sinde, okumuşlukları yok sayılabilecek eksiklikleriyle boy gösteren O’nun Bu’nun bir şeyleri; gazetecilik; sunuculuk; özellikle “TV’lerde görsellik olsun” diye seçilmiş kadınlı erkekli “konu mankenleri” ne yazık ki, yozluğu su üstüne çıkartıyorlar!

Zengin Mutfağı” uğruna “kıdemli” diye ortaya çıkartılıpsürekli sapla samanı karıştıran; saç-baş yoldurtan; “bilmiş, bilinen meşhurların ‘program yapıcısı’  diye” eziyet çektirici sunumlarıyla at oynattığı Türkiye’de yaşıyoruz !

“Aymazlığın nereden geldiği; gidecek bir yerinin de olmadığı iyi anlaşılsın” diyerek bir saptama yapmaya çalıştım.

Dilini bile bilmeyen; konuşmaktan aciz; ağzından çıkanı bilmediği gibi, ola ki, tercüme edilirse belki duyup; “haz duyarım” diye kulaklık takmış; gözlerini de kapalı tutanlardan ne beklenir ki…

Günlük, edebi yazıları okusalar bile; nasıl konuşulması gerektiğini öğrenebilme kültürel alt yapısı olmayanları; “trafik ehliyeti alabilme şartı” olan ilkokul diploma sahipleri ortalıkta dolanırken, “Ben nasıl anlatabilirim” endişelerini taşıyorum…

Böyle bitiyor, Tayfun Akçay’ın satırları… Satır aralarından anlıyorum, yazacak çok şeyi var ama, eskilerin tabiri ile “Efradını cami, ağyarını mani” bir özet yapmış; “Kendisine aitleri (bireyleri) toplayan, kendisine yabancıları dışarda bırakan.”

Eskiden bir TRT vardı; “ekrana çıkan sunucular, spikerler, konuşucular, anlatıcılar eğitimden, jüri sınavlarından geçer” ve evet, “jürinin önünden çıkarlarsa” ekrana da çıkarlardı…

Bugün… Vah ki, ne vah… İstisnalar” elbette; hariç…

++++++

Erdem….  Ve politika…

Prof. Osman Turan Hoca’yı hatırlıyorum. Hoca her gün ‘aynı elbise’ ile gelince, kendisine ‘Muhterem Hocam anlaşılan bu elbiseyi çok seviyorsunuz” deyince, “Bana bak evlat, bu millet ayağına çarık bile bulamazken, ben ikinci elbiseyi alamam” cevabını vermişti.

Ali Naili ERDEM

 

+++++++

 

Başkan’a bir mesajım var!..

Önce şükran… Sonra teşekkür…

 Nihayet, İzmir ve İzmirli Gazeteciler “İzmir’e yakışan ve İzmir Gazetecilerin çoktan hak ettiği” Uluslararası Basın Merkezli, konferans salonu, televizyon stüdyosu, serbest gazeteciler için çalışma odaları, akademi eğitim laboratuvarları, kütüphane ve Uluslararası Medya İletişim ile çalışma ofislerinin bulunduğu, otopark sorununun yaşanmayacağı bir “çağdaş” mekana kavuştu.

Açılış bir bayram havasında geçti, “yabancı misafirlerimiz” başta, belediye başkanlarımız, iş aleminin ünlüleri ve meslek kuruluşlarının başkanları, diğer davetliler ile beraber, “harika müzik yapan” bir orkestranın eşliğinde şarkılar söyledik, danslar ettik; tam bir bayram havası yaşadık…

Bu mekanın yerini, İzmir Gazeteciler Cemiyeti’ne tahsis eden, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’e ve Belediye Meclisi üyelerine, “İzmir’de yaşayan ve Cemiyetin üyesi olan” bir gazeteci olarak şükranlarımı sunarım…

Sonra da bu mekanı, “adına ve işlevine layık hâle getirmek için aylarca ve ‘gece – gündüz’ denilecek bir çalışma ortamında ellerinden gelen her gayreti gösteren” Dernek Başkanlarımıza ve Yöneticilerimize de teşekkürlerimi sunarım, tabii emeği geçen herkese de…

Dilek Gappi başkanlığındaki, Semih Aksoy, Yılmaz Coşkun, Mehlika Gökmen, Meltem Seyis, Duygu Tuncer, Gökhan Soyulmaz, Esat Erçetingöz, Erdal Erek,
Mücahit Bektaş, Mehmet Güçlü Güler’den kurulu yönetim kurulumuzu hiç unutmayacağız.

Tabii, “bu mekanın Cemiyetimize tahsisinde” ağırlığını koyan ve sonucun alınmasını sağlayan “önceki” başkanımız Misket Dikmen’i ve yönetimini de…

Türk Basınına, İzmirli gazetecilere ve İzmir’e hayırlı uğurlu olsun… Ebediyyen yaşasın ve Soyer Başkan’ın açılışta söylediği gibi “Özgür basının üssü olarak hizmet versin!..”

++++++

 

ŞAİR EŞREF ŞAYET YAŞASAYDI… NE YAZARDI?..

Nihat DEMİRKOL

+++++++

Sözün Özü

Milletvekili adayı olan büyük dayımız, Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Mareşal Fevzi Çakmak’ın silah arkadaşı General Aşir Atlı’nın milletvekili adayı olduğu ve kaybettiği 1950 seçimlerinden beri “siyasetin içinde” yaşadım, 1955’den sonra da gazeteci olarak…

Siyaset zirvelerinde “tartışma üslubunun bu kadar düşeceğine” rüyamda görsem inanmazdım.

Allah ömür verirse, 2023 seçiminde oy verecek bir TC vatandaşı olarak utanıyorum.

 

+++++++++

 

İnternet’ten “esen” rüzgarlar!..

(Özgen Acar’a teşekkürlerimle…)

++++++++