Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Demirel Terakki’nin kendisidir

Bugün Süleyman Demirel’in ebediyete intikallerinin yedinci yılı!

Kendilerini yakından tanıma şansına erdiğim Süleyman Demirel, her şeyden önce bir kural ve prensip adamıydı.

Ben; O’nu hakkında kitap yazacak kadar yakından tanıdım. İlk kitabım 1971 yılında 12 Mart muhtrasından sonra “Köylü Başbakan Demirel” adıyla yayınlanmış ve her biri beş bin adet basılan beş ayrı baskı yapmıştı.

Hakkında ikinci kitabımı ise pandemi döneminde yazdım. O kitapta ise; hem eski dostlarının düşüncelerini, hem de kendi düşüncelerimi bir arada okuyucunun dikkatine sundum. Lütfettiler başta Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve o gün Cumhurbaşkanı olan Nursultan Nazarbayev’inde aralarında bulunduğu yabancı dostları da hatıralarını kitabımda benimle paylaştılar.

Doksan yılı aşan ömründe Anayasa kitapçığını yanından ayırmayan Süleyman Demirel demokrasinin faziletine inanmış aydın bir devlet adamıydı.

Terakki kelimesine en mümtaz örnek olarak O’nu ve Eşi Nazmiye Hanımı gösterebiliriz. Isparta’nın bir köyünden İstanbul Teknik Üniversitesi’ne intikal eden Süleyman Demirel ile Enstitü mezunu eşi Nazmiye Hanımı 1950’li yıllarda gittikleri Amerika Birleşik Devletleri’nde birden Cumhuriyetin erdem ve faziletiyle donanarak terakkinin yüksek fazileti içinde görürüz. Nazmiye Hanım’ın Amerika Birleşik Devletleri’nde ehliyet alıp araba kullanarak iki yıla yakın bir süre her sabah Süleyman Beyi işe götürmesi daha sonra evlerinin alışverişini yapması sonra da akşamları O’nu işten alması Demirel Ailesi için başlı başına örnek gösterilecek bir terakki işaretidir.

Adalet Partisi’nin başına geçmesi ile siyasette rakibi İsmet Paşa’ya gösterdiği yüksek saygı ile muhalefet yapmak, daha sonra aynı incelik ve zarafetle Osman Bölükbaşı’yla, Ekrem Alican’la, Bülent Ecevit’le, Necmettin Erbakan’la, Alparslan Türkeş’le, Turhan Feyzioğlu ile muhalefetini ölçüler içinde sürdürmesi gene O’nun terakki davranışının önemli bir işaretidir.

Cumhurbaşkanlığı döneminde ortaya koyduğu tarafsızlık ilkesi ise terakkisinin olağanüstü ayrı bir ölçüsüdür.

Görevi bittikten sonra adeta kendini yenilercesine ulusal ve uluslararası alanda ortaya koyduğu ve kabul gören düşünce ve davranışları da terakkisinin bir diğer ölçüsüdür.

Evet Süleyman Demirel doksan yılı aşan ömrünü terakki kelimesinin gerçek anlamıyla taçlandırabilmiş ender şahsiyetlerden biridir.

Yazımı O’nun dostluğa verdiği önemi ortaya koyan bir hatıramla bitirmek istiyorum.

Ünlü gazeteci Bedii Faik ile çok samimi bir dostlukları ve bir birlerine karşı eşsiz bir sevgileri olmasına rağmen kırgındılar. Görüşmüyorlardı. Olay münasebetsiz veya toy bir görevliden kaynaklanmıştı. Süleyman Demirel, Cumhurbaşkanı olmuştu. İstanbul’da Çırağan Sarayı’nda bir resepsiyon vermektedir.

Kızın biri Bedii Bey’e telefon eder. “-Efendim, filan akşam Çırağan Sarayı’nda Cumhurbaşkanımızın daveti var. Sizi de davet ettiler. Davetiyeniz otelin resepsiyonunda gelin, alın!” Bir zarafet insanı olan Bedii Bey’in canı sıkılır; “davetiye verilir, gidip alınmaz” der. Almaz ve davete de icabet etmez. Bekler ki, Demirel kendisini arayacak, neden gelmediğini soracaktır. Demirel, Cumhurbaşkanlığının hay huyu içinde olsa gerek O’nu aramaz, belki O’da mazeretsiz gelmediği için Bedii Bey’e kırılmıştır. Bilemiyorum. Aradan geçen günler ikisinin arasını daha da açar. İkisi de kırgınlardır, ama sebebinin ikisi de farkında değildir. Engin Köklüçınar’la konuştum. Zira farkındaydım ki; dargınlıklarının, alınganlıklarının ikisi de doruğundaydı. İstanbul’da Marmara Grubu Vakfı’nın bir etkinliğine Demirel’den habersiz Bedii Bey’i, Demirel’in bilgisi var diyerek davet ettik. Demirel İstanbul’a geldi. Atatürk Havalimanı’nda kendilerini karşıladım, toplantı salonuna gitmek üzere arabada bilgi sunarken, Bedii Bey’in gelebileceğini söyledim. Sevindi.

Salona girdiklerinde sanki bir saat önce ayrılmış gibi birbirlerine sarıldılar. Ölene kadar da iki samimi dost olarak yaşadılar. Talihin cilvesidir ki, Bedii Bey’in vefat haberini hastaneye ulaştırdığımdan altı saat sonra da Süleyman Bey’i kaybettik.

Şimdi düşünüyorum da Engin’le ne güzel bir iş gerçekleştirdik, diyorum. Gene burada Engin Köklüçınar’la birlikte bildiğimiz bir başka anıyı da tarih önünde paylaşmak isterim.

12 Mart 1971 Askeri Muhtırası’ndan sonra, Başbakanlık görevinden istifa eden ve yalnızlığa itilen Süleyman Demirel’i sadece ve sadece Dünya Gazetesi’nde yazılarıyla Bedii Faik sahiplenmişti. Hem de ölesiye. En sonunda Sıkı Yönetim Komutanlığı Dünya Gazetesi’ni üç ay kapatma kararı almıştı. Bu dönemde bir gün Bedii Faik’i Ankara’ya davet etmiş ama “Gel benim evimde konuşmayalım, dinleme cihazı koymuşlardır. Özel Kalem Müdürü Muammer Ekonom’un evine gidelim.” demiş.

Daha kapıdan içeri girer girmez, Bedii Bey’i öyle bir kucaklamış, öyle bir içtenlikle sarılmış ve şöyle demiş Demirel; “Eğer vefanın, kadirbilirliğin heykelini yapmak istiyorum diyen bir heykeltıraş, bir model isterse, hiç düşünmeden bu modelin Bedii Faik olduğunu söylerim.”