Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Biyz biliriz biyz!

“Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur!”

Genlerimize nakış gibi işlenmiş kulaklarımızdaki küpedir bu…

Sonra yedi düvele karşı bayrak açmaktan başlayıp yokluklardan bir dünya yarattığımızın hikayesi ile modası geçmiş bir söylem olarak görüyorum. 

“Değerli Yalnızlık”

“Kıskanıyorlar Bizi”

“Çekemiyorlar Bizi”

Hepsi, alt beyinciğimizdeki bu sorunsaldan kaynaklanıyor.

Kibrimiz, burnumuzdan kıl aldırmaz halimiz ve yargılayıcı düşünce biçimimizle başkalarının da alnına etiket vurmaktan geri kalmayız.

Makarnacı İtalyanlar, hırsızdırlar mesela değil mi?

Fransızlar soğuktur değil mi?

İngilizler yemek bilmez değil mi?

Peki, dışarıdan biz nasıl görünüyoruz? Birkaç senedir Türkiye’ye gelemiyorum ama Türk toplumunun modern, “Avrupalı” görünme gayreti “Yeni” Türkiye’nin yükselişine paralel paçalardan dar pantolon, yelek, tespih ve kirli sakalda beden buldu.

İnsanların kafası gibi görüntüleri de değişti. Amerika’da Türklere vurulan etiketse “sinsi”

Bu sinsilik bana yurtdışında yıllarca Türklerden kaçmamı öğütledi…

Her şeyi biliyor, kural dinlemiyorduk…

Neden çünkü “Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardı!”

“Türk Tipi Başkanlık”, “Türk Tipi Ekonomi” bizim yoğurt yeme şekillerimizden bazıları. Hatta revize ederek “İslami” şartlara göre yoğurt yeme şeklimiz!

Kılavuzumuz, hamdolsun Nas kapital.

“Görecekseniz temmuz ayından itibaren ülkemin ekonomisi öyle bir şaha kalkacak, öyle bir sıçrayacak ve büyüyecek ki etrafımızdaki Almanya’sı, Fransa’sı, İngiltere’si, İtalya’sı ve hele o her şeye burnunu sokan ABD’si de çatlayacak, patlayacak” idi. Ne diyor şair o güzel ülkeler kendi ekonomi programlarına bindiler ve gittiler!

Türk Tipi Ekonomi atılımlar ve sunumlarla umut vaat ediyordu “burası çok önemli” noktasında gözlerdeki enerjiyi ekonomiye kazandırma programı, altı ay sonra her şey çok güzel olacak alkışlarından sonra bugün olduğumuz yer “şahlanış” kısmındaki umutsuzluğu mumla arar haldeyiz.

Türkiye’de hal böyleyken, ABD Merkez Bankası, son yıllarda hızla artan tüketici fiyatlarıyla mücadele için son 28 yılın en yüksek faiz artışına gitti. Faiz oranlarında hedef aralığını yüzde 1,5 ile yüzde 1,75 aralığına oturtan FED, böylece 2019’dan bu yana en yüksek faizi görmüş oldu. Mart ayından bu yana yapılan bu üçüncü artış, geçen ay enflasyon oranlarının beklenmedik şekilde yeniden yükselişinin ardından geldi.

Banka açıklamasında enflasyonla mücadele için daha fazla artışın da gelebileceğini belirtildi.

FED toplantısının ardından yetkililer, faiz oranlarının yılsonunda yüzde 3,4’e kadar ulaşabileceğini öngördüğünü açıkladı. Bu faiz oranı ABD halkına daha yüksek oranda ev kredisi, eğitim kredisi ve kredi kartı borçlanması olarak yansıyacak.

İngiltere’de de Nisan ayında enflasyon yüzde 9’a yükselmişti. İngiltere Merkez Bankası’nın da bugün yapacağı toplantının ardından -Aralık ayından bu yana beşinci kez- faiz artırımına gitmesi bekleniyor. Bu da İngiltere’de faiz oranlarının 2009’dan bu yana ilk kez yüzde 1’in üzerine çıkması anlamına geliyor.

Brezilya, Kanada ve Avustralya da faiz oranlarını artırdı; Avrupa Merkez Bankası da yaz sonunda yapacağı toplantının ardından benzer bir artışa gideceğinin işaretlerini verdi.

2020’de pandeminin vurduğu ekonomiye destek olmak için faiz indirimi yapılan ABD’de, Merkez Bankası bu yıl iki kez oranları yükseltti. İlki Mart ayındaki yüzde 0,25’lik; ikincisi de Mayıs ayındaki yüzde 0,5’lik artış oldu.

FED Başkanı Powell harekat planlarını basınla paylaşıyor, başkan onu destekliyor ve bu planların meyvelerini toplayacaklarına ben inanıyorum.

Ama onlar ne bilir ki?

“Biyz biliriz biyz!”

“Çekemiyorlar bizi”

1994’den beri FED böylesine yüksek bir faiz artırımı açıklamamış olması atılan adımların Amerikan basınında geç mi kalındı sorularının sorulmasına sebep oldu. Neyse, 2023’de Lozanın gizli maddeleri açıklanınca, onlar düşüşe, biz de uçuşa geçeceğiz hepimiz göreceğiz!

Haftaya görüşmek üzere…