Şimdikiler, kendilerini milletin değil, iktidarın memuru olarak görüyorlar

Birol Aydemir, “TÜİK’in şeffaf olması gerektiğinin, aksi halde güven vermeyeceğinin” altını çizerek, bugünün yöneticilerine “Hiç utanmıyor musunuz” sorusunu sordu.
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Eski Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Başkanı Birol Aydemir, kurumun açıkladığı verilere güvenmediğini söyledi.  Halkın giderek daha hızlı fakirleşeceğini söyleyen Aydemir, iktidarın enflasyonla mücadele etmediğini söyleyerek “Biz bütün dünyanın yaptığının tam tersini yapıyoruz, bir tek biz mi biliyoruz? Akıntıya karşı kürek çekiliyor” diye konuştu.

TÜİK’in 2011-2016 yılları arasında başkanlığını yapan Birol Aydemir, görevden ayrıldıktan sonra 2018 yılından bu yana kurumda çok büyük değişiklikler yaşandığını belirterek, “Kurumun son bağımsız başkanı bendim. Şimdiki memurlar kendisini iktidarın memuru olarak görüyor” iddiasında bulundu.

 

“Gerçek çöküşü yaşayacağız”

Enflasyondaki yükselişi ve TÜİK’in açıkladığı oranları değerlendiren Birol Aydemir, ekonomi yönetiminde sistematik sorunların olduğunu bunların düzeltilmemesi durumunda ekonominin toparlanamayacağını söyledi.

TÜİK’in açıkladığı verilere güvenmediğini dile getiren Aydemir, “Bu gidişle kuru da patlatacaklar. Ondan sonra zaten gerçek çöküşü yaşayacağız. Bu gidişin sonu çıkmaz sokak” dedi.

Ekonomik krizin iktidardan başka sorumlusu olmadığını ifade den Aydemir, hangi veriye bakılırsa bakılsın TÜİK’in verileriyle örtüşmediğini belirterek “TÜİK’e inanmıyorum, suç işliyor” diye konuştu.

Aydemir, orta sınıfın çökmeye başladığını dile getirerek “İktidar ne kadar yardım yaptığı ile övünüyor. İşi yoksulluğu ortadan kaldırmak olan iktidar yoksul sayısı ile övünüyor” ifadelerini kullandı.

“Güven kalmaz”

TÜİK gibi kurumların bağımsız olmak zorunda olduğuna dikkat çeken Aydemir, “Bu uluslararası bir normdur, Eurostat’ın normudur, isteğe bağlı değildir. Yoksa yayınladığı rakamlara güven kalmaz” uyarısında bulundu.

Kendisinden önce TÜİK Başkanı’nın Bakanlar Kurulu kararıyla atandığını ve istifa etmediği sürece 5 yıl boyunca görevden alınamadığını belirten Aydemir, sözlerini şöyle sürdürdü: “Benden sonra başkanlar cumhurbaşkanı kararıyla görevden alınır oldu. Bir kurum bağımsızlığını yitirdiyse gelen talimatlara göre hareket eder. Birisi talimatınıza uymadıysa yarın görevine son verir hale gelirsiniz. Bakkalda çıraklık yapan birisini de artık başkan yapabilirsiniz. Kurumların iyi işlemesi için olmazsa olmaz iki özelliği şeffaflık ve hesap verilebilirlik olmalıdır.”

Aydemir, enflasyon verilerinden madde sepetinin kaldırılmasına ilişkin de “TÜİK insanların bu kalemlere bakıp eleştirmesinden rahatsız oluyordu. Madde sepetinin açıklanmasını o yüzden durdurdular. Oysa ne kadar şeffafsanız yaptığınız işten o kadar eminsiniz, hesap verebilirsiniz demektir. Kaldırma gerekçeleri gerçeği yansıtmıyor” yorumunda bulundu.

*****

“YAPILAN AÇIKLAMALAR, İBRETLİK ÖRNEKLERDİR”

Yekta Güngör Özden (Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı)- Devletin kurumlarının değeri ve önemi tutum ve davranışlarının herkesçe benimsenen bir açıklıkta ve aydınlıkta olmasını gerektirir. Türkiye’de son yıllarda siyasi iktidarın baskısı ve etkisiyle çok olumsuz olayların, olumsuzlukla yansıtıldığı izlenmektedir. Bunlar bir yurttaş olarak hepimizi üzen durumlardır. Bu bakımdan başkanın açıklamaları da ilgiyle izlenip değerlendirilecek sözlerdir. Bu, partizanlığın boyutlarının, siyasal iktidarın tek adamın buyruğunda nerelere sürüklendiğinin ibretlik örneklerinden birisidir. Bu hepimizi düşündürmeli. Özellikle yurttaşların kendilerini yönetenleri seçmelerinde kullanacakları namus bilerek verecekleri oyların ne kadar önemli ve değerli olduğu bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

Bizim siyasal iktidarların baskısında partizanlıktan kurtulmak için onlara oylarımızla ders veren süreci iyi kullanmamız gerekiyor. Bu görüşlerin, yapılan açıklamaların ibretlik örnekler olduğunu düşünüyorum.

Yurttaşların, yurttaşlık niteliklerin en başında geleni özgür yaşamaları, bağımsızlık için yaşamaları,  varlıklarını korumaları ama en önemlisi de siyasal iktidarın hedefi durumuna düşmemeleridir. Yurttaşlar biraz da iktidarın kendilerine bakarak yön verecekleri değerli bir konumdadır. Ama Türkiye’de bunlar son yıllarda olumlu işletilmiyor. İktidarlar kendi bildiklerini seçmenlere ve halka dayatıyorlar. Ulusun içinde bulunduğu aydınlık olması gereken ortamı alacakaranlık görüyorum.

Bugünkü iktidarın demokratik bir yapılanma ve yaşam özgürlüğü içerisinde halka değer veren bir kurum olduğu kanısında değilim. Yeni gelecek iktidarın, bu iktidarın düşürdüğü ve kendisinin düştüğü durumdan ders çıkarıp kendilerine yöne ve yol vereceklerini tahmin ediyorum. Yurttaş olarak o kadar karamsar durumdayım ki bundan daha kötüsü de iktidara gelmez, diyorum.

*********

“GÜVENİLİR DEĞİLSE, O YÖNETİM AYAKTA KALAMAZ”

Metin Öney (Eski Milletvekili)- Devlet, kurumlar hiyerarşisidir. Hiçbir kurum tek başına devleti temsil etmez ve edemez. Bu kurumların en önemli özelliği “güvenilir” olmalarıdır ve “güvenilir” olmaları şartıdır.

Ünlü düşünür Konfüçyüs diyor ki:

“Bir yönetimin üç vasfı olmalıdır. Birincisi, halkın iaşesini sağlamak. İkincisi, halkın güvenliğini sağlamak. Üçüncüsü “güvenilir” olmak.” ve ekliyor:  “Bir yönetim ilk ikisini sağlamsa bile kendisi “güvenilir” değilse o yönetim ayakta kalamaz.”

Şimdi…

TÜİK’in açıkladığı rakamlara inanılmıyor. Çünkü bağımsız hareket etmediğine iktidarın talimatına uyduğuna inanılıyor. İlaveten son yıllarda kurumları yönetmek için aranması gereken “liyakat” şartı göz ardı ediliyor. İtaat ve bir başka deyişle biat ön plana çıkıyor. Böyle olunca kurumlar yasanın kendisine verdiği görevi değil iktidarın siyaseten uygun bulduğu politikaları ve talimatları uygular hale geliyor.

Batılı kamuoyu hükümetine değil devletine güvenir. Diğerini geçici bulur kalıcı olanın devlet olduğuna inanır ve hatta aylarca hükümetler kurulamasa bile yurttaşın hiçbir işi aksamaz. Bu durum ifade etmeye çalıştığımız gibi “kurumlara” olan güvenin bir ifadesidir.

Son 20 yıldır sadece TÜİK değil bütün kurum ve kuruluşlar politize olduğu içindir ki hem güven sarsılmıştır ve hem de “başarı” oranı son derece düşüktür.

Hele bazı kurum ve kuruluşların Merkez Bankası, RTÜK, TÜİK seçim kurullarının ve benzerlerinin liyakatle, güvenilir olmakla ve bağımsızlıkla donatılmış olmaları şarttır.