Ancak yüzde 40’ın üstünü “zam” say!

İktidarı destekleyen gazete ve TV’ler, “açıklanacak olan” rakamı, “BÜYÜK ZAM” diye verecekler… GÖZLEM “gerçeği” uzmanlara sordu; işte uzman görüşleri…
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçen hafta açıklanan yıllık enflasyon mayısta yüzde 73.5 olarak açıkladı. TÜİK’in baskılanmış rakamlarına rağmen bu oran son 24 yılın en yüksek enflasyonu olarak kayıtlara geçti. Başta akaryakıt olmak üzere iğneden ipliğe her türlü ürünün fiyatına neredeyse her gün zam geliyor. Vatandaş, pazar ve marketlere her gittiğinde artan fiyatlarla karşılaşır oldu. Alım gücü her geçen gün düşen dar gelirli, temel gıda ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hale geldi. Hayat pahalılığını Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan da “Ülkemizde hayat pahalılığı sorunu var” diyerek kabul etti.
Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati ise AKP’nin yoksulluğun derinleşmesi pahasına “enflasyonla mücadeleyi” değil, “enflasyonla büyümeyi” tercih ettiklerini söyledi.
Milyonlarca memur, memur emeklisi ile SGK emeklisinin, 3 Temmuz’da açıklanacak Haziran ayı enflasyonuyla bu yılın ikinci yarısı için alacağı “maaş zammı oranları” belli olacak. Yapılacak olan artış, “aslında vatandaşın yılın ilk yarısında peşin ödediği enflasyon alacağı” olacak.

TÜİK Rakamlarına güven yok…

TÜİK’e göre Mayıs ayında enflasyon yüzde 2,98 artarak, yıllık bazda yüzde 73,50 oldu. Üretici enflasyonu ise yüzde 132,16 ile rekor düzeye yükseldi. Bağımsız akademisyen ve ekonomistlerden oluşan Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise mayıs ayında aylık enflasyonu yüzde 5,46, yıllık enflasyonu yüzde 160,76 olarak açıkladı.
TÜİK’in enflasyonu düşük gösterdiği iddiaları çok yaygın olarak konuşulur oldu. Verileri güven vermeyen TÜİK’te başkan dahil son dönemde neredeyse değişmeyen birim yöneticisi kalmadı. Hazine ve Maliye Bakanı Nebati, Mayıs ayı enflasyon rakamlarının açıklanmasının ardından, “Bugün açıklanan enflasyon rakamları, enflasyon artışının hız kesmiş olduğunu ortaya koyuyor. Nisan ayında yüzde 7,25 olarak gerçekleşen TÜFE aylık artış oranı Mayıs ayında yüzde 2,98 gerçekleşerek enflasyon düşüş eğilimine girmiştir” dedi.
Her türlü ürünün fiyatı artarken, döviz kurundaki yükseliş durdurulamazken, enflasyonun “düşüş eğilimine” girmiş olması inandırıcı bulunmuyor.

Erdoğan, “Enflasyon yok, hayat pahalılığı var”

Kabine Toplantısı’nın ardından konuşan Recep Tayyip Erdoğan ”Ülkemizde teknik olarak bir enflasyon değil, fiili hayat pahalılığı vardır” dedi ve ekledi: “Enflasyon bir sorun mudur? Evet sorundur ama Türkiye’nin asıl sorunu bu başlık mıdır? Teşhis yanlış konulunca tedaviye yanıt vermez. Bizde talep kaynaklı bir fiyat artışı yok. Üretimde de bir sıkıntıyla karşı karşıya değiliz. Bu iktidar faizi artırmayacaktır, tam aksine biz faizi düşürmeye devam edeceğiz.” Erdoğan fiyatları artan ürünlerin tedarikini artırarak stokçuların oyununu bozacaklarını kaydetti.
Hayat pahalılığı enflasyondan farklıdır. Erdoğan’ın, bu açıklaması AKP iktidarında halkın fakirleştiğini teyit ediyor. Hayat pahalılığı, halkın gelirinin ihtiyaç duyulan mal ve hizmetleri satın almaya yetmemesidir. Enflasyonun sıfır olduğu bir durumda bile, halkın geliri düşerse hayat pahalılığı söz konusu olabilir.
Erdoğan açıklamaları esnasında ülkedeki enflasyona değinerek, “Ülkemizde teknik olarak bir enflasyon değil, hayat pahalılığı vardır” ifadelerini kullandı

Dar gelirli bitti mi?

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, AKP’nin Kızılcahamam kampında yaptığı sunumda, adeta dar gelirli kesimi bitirdiklerini itiraf etti. Nebati, yoksulluğun derinleşmesi pahasına “enflasyonla mücadeleyi” değil, “enflasyonla büyümeyi” tercih ettiklerini itiraf etti.
Hürriyet yazarı Abdulkadir Selvi’nin aktardığına göre Nebati, “Dövizi düşürmek için yüksek faiz artışı yapabilirdik. Ama o zaman üretim bundan olumsuz etkilenirdi. Biz bir yol ayrımına gittik. Enflasyonla birlikte büyümeyi tercih ettik. Yoksa enflasyonu düşürmek için çok sert tedbirler alabilirdik. Yüksek faiz artışı yapardık.” diyor.
“Dar gelirliler hariç herkes kâr ediyor” diyen Nebati’nin açıklamalarından iktidarın halktan ziyade şirketlerin “büyümesinden” yana bir tercihte bulunduğu görülüyor. TÜİK verilerine göre Türkiye, yılın ilk çeyreğinde yüzde 7,3 oranında büyüdü. Ekonomi büyürken halkın fakirleşmesi, TÜİK verilerinde de görülüyor. Büyüme verisinde ücretlerin milli gelirdeki payı geçen yılın ilk çeyreğinde yüzde 35,5 iken bu yılın aynı döneminde 4 puan düşüşle yüzde 31,5’e geriledi. Yani işgücünün GSYH içindeki payı küçüldü.
Bakan Nebati’in açıkladığı gibi izlenen ekonomik politikadan dar gelirliler fakirleşirken, üretici firmalar, ihracatçılar kar ediyor. Bu arada olan da yüzde 100’ü aşan enflasyonun altında ezilen vatandaşa oluyor.
Kur yeniden hareketlendi

Erdoğan’ın faizlerin düşürülmeye devam edileceği açıklamaları ve ABD Merkez Bankası’nın Haziran ayında faiz artıracağı beklentisiyle döviz piyasasında hareketlenme arttı. Dolar/TL Çarşamba günü 17 lira barajını aştı. Böylece yılbaşından bu yana dolar kurundaki artış yüzde 25’i aştı.
14.8 milyon kişi yeterli beslenemiyor
Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın (WFP) yayınladığı rapora göre, 84 milyon nüfuslu Türkiye’de 14.8 milyon kişi yeterli beslenemiyor. Verilere göre, son üç ayda Türkiye’de yetersiz beslenenlere 410 bin kişi daha katıldı. Bu yükselişin 50 bini son bir ayda gerçekleşti. Türkiye’deki 5 yaş altı çocukların yüzde 6’sı uzun süreli yetersiz beslenme çekiyor. Aynı yaş grubunun yüzde 1,7’si de kısa süreli de olsa yeterli beslenme imkanına erişemiyor.
*******
ENFLASYON RAKAMINI DÜŞÜRME OPERASYONU SAKLANIYOR…

TÜİK, 2022 yılının başında “Tüketici Fiyatları Endeksi’ni hesaplarken oluşturulan madde sepetinde ürünlerin ağırlıklarını güncellemiş” ve “fiyatları fahiş bir şekilde artan enerji fiyatlarının, gıdanın ve alkollü içeceklerinin sepetteki ağırlık oranlarını düşürmüştü.
Bu ay da, “Enflasyonu hesaplarken oluşturulan madde sepetindeki ürünlerin ağırlıkları” güncellendi. Sepette son dönemde fiyatları büyük artış gösteren gıda, alkollü içecekler ve konut harcamaları alt gruplarının ağırlığı azaltıldı. Ağırlığı azaltılanlar arasında “konut harcamalarının içerisindeki ‘doğalgaz, elektrik harcamaları’ gibi kalemler” de var.
TÜİK, bu arada “sepetteki ürünleri açıklamayı” kaldırdı. Eleştiriler başlayınca, “Avrupa’da da açıklamayan ülkeler var” açıklaması geldi.
**********
“ENFLASYONLA BÜYÜME; SABİT GELİRLİYİ YOKSULLAŞTIRIYOR”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) – Maliye Bakanı “enflasyonla büyümeyi tercih ettik” demiş. Enflasyon ile büyüme olmaz. Büyüme İstikrar içinde gerçekleşirse refah artışı sağlar. Enflasyon sadece rakamları şişirir. Üstelik enflasyon en adaletsiz vergi olup; yoksuldan ve sabit gelirliden alır, aldığını zengine ve enflasyon etkisini yansıtabilenlere aktarır. Zira sabit nakit gelirler sadece rakam olarak şişse bile; zenginin dayanaklı malları katlanarak değer kazanır. Sonuçta yoksul giderek yoksullaşırken, zengin giderek zenginleşir; orta tabaka erir ve toplumsal dengeler bozularak; sosyal uçurum artar. Türkiye bu süreci yaşıyor. TÜİK’in yine enflasyon sepeti ile oynamayı sürdürmesine karşın enflasyon hız kesmiyor. Buna rağmen Mayıs ayı TÜFE yıllık bazda son 24 yılın en yükseği olarak, yüzde 73.5 olarak gerçekleşti. Üretici fiyat endeksi ise yıllık bazda neredeyse TÜFE’nin iki katına yakın olarak yüzde 132’yi aştı; üstelik hız kesmiyor. Zira ÜFE artışının artış hızı TÜFE artışının neredeyse 3 katı düzeyinde, yüzde 8,76 olarak gerçekleşti. Bu demektir ki, ÜFE önümüzdeki aylarda TÜFE’ye yansıyarak artışını sürdürecektir. Esasen yoksul ve sabit gelirliyi en çok etkileyen TÜFE kalemleri olarak; gıdadaki artış zaten yüzde 91,6; ev eşyasında yüzde 82 ve ulaştırmada yüzde 107,6 olarak gerçekleşmiş bulunuyor ve daha da artışı kaçınılmaz gözüküyor. Bu arada tarımsal girdilerdeki fiyat artışı da yüzde 105,7 olarak gerçekleşti. ENAG‘ın TÜFE’si ise yüzde 160,7 olarak gerçekleşmiş bulunuyor. Bu şekilde dörtnala koşan enflasyon olgusuna hangi sabit gelir dayanabilir ki.
Özetlenen dörtnala enflasyon olgusu karşısında, Ocak ayındaki yüzde 30 dolayındaki ücret ve fiyat artışları anında eridi. Zira ücret ve maaşlardaki artışlar daha mayıs ayı içindeki TÜİK korumalı TÜFE rakamının sadece yüzde 40’ına karşılık geliyor. Enflasyon devam etmese bile sabit gelirlinin enflasyon hızına ulaşmak için daha yüzde 43,5 puanlık bir alacağı ortaya çıkıyor. Kaldı ki. Önümüzdeki aylarda ÜFE giderek TÜFE’ye yansırken, sabit gelirlinin yoksullaşması artarak devam edecektir. İktidarın akıl ve bilim dışı ideoloji temelli ekonomi politika tercihleri devam ettiği sürece sabit gelirlinin kayıpları aratarak devam etme trendi gösterme eğilimindedir. Bu eğilimi bırakınız yüzde 40’lık bir ücret ve maaş artışını, yüzde 50’lik bir artış bile bu kesimi kurtarmaz. Kaldı ki, bu sorunların çözümü rakamlar üzerinden değil; radikal bir dönüşle aklın ve bilimin rotasında ekonomi politikaları uygulamaktan geçebilir. Ancak bu iktidar şimdiye kadar ki tercihleri ile bu şansını da çoktan kaybetmiş bulunuyor. Enflasyon akıl ve bilim temelli politikalarla güven verecek bir beklenti yaratma şansını çoktan kaybetmiş bulunuyor. Anlaşılan bu giderek zorlaşan, fakat çözülebilir olan sorunun çözümü bir iktidar değişimine kadar ufukta gözükmüyor.
*****
“HÜKÜMET İSTİKRARI BOZUCU MÜDAHALELERDE BULUNUYOR”
Esfender Korkmaz (Prof. Dr.) – Hükümet kendi haline bıraksa, birkaç yıl alır ve fakat ekonomide iç dinamikler istikrarı sağlar. Ama maalesef hükümet buna izin vermiyor. İstikrarı bozucu müdahale yapıyor.
Her şeyden önce Hükümet ne olup bittiğinin ve risklerin farkında değil. Mayıs ayında Yİ-ÜFE, Nisan ayında 7,67 iken, Mayıs ayında 8,76 oldu. Yıllık olarak da 121,82’den yüzde 132,16’ya yükseldi. Bu demektir ki yaz aylarında genel olarak eksi olan TÜFE bu sene artacaktır. Buna rağmen Hükümet ”enflasyon düşüyor” diyor.
Dış borçlarda iflas risk sigorta primini gösteren CDS oranı sürekli artıyor. Yabancı sermaye gelmiyor, tersine çıkıyor. Yerli sermaye içeride yatırım yapmıyor. Merkez Bankası rezervleri ekside. Bu şartlarda dış borçlarda temerrüt riski arttı.
Merkez Bankası TL’yi koruyamıyor. 2006 yılından beri enflasyon hedefi tutmadı. MB gösterge faizine göre reel faiz oranı eksi 32’dir. Hükümet bunu telafi etmek için farklı yollardan faiz veriyor. Dahası MB, bankalara düşük faizle destek vererek, sektörel dengeyi bozuyor. Faiz anarşisi varsa istikrar dikiş tutmaz.
Bu kadar risk varken, bir bakanın diğer ülkeler başarımızı sorguluyor demesi, iktisadi ajanların ve sermayenin moralini bozuyor. Ekonomi yönetimine olan güven düşüyor.
”Enflasyonu düşürmek için büyümeden fedakârlık etmek lazım” şeklindeki politika önerisi; gelişmiş ülkeler, ABD ve Avrupa için kısmen geçerlidir ve fakat Türkiye için uygun değildir. Kaldı ki, ABD’de bile FED faiz kararlarını verirken, enflasyon içinde durgunluk olasılığını da dikkate alıyor.
Türkiye’de enflasyonu düşürmek için büyümeyi düşürürsek; arz eksikliği ortaya çıkar ve maliyet artışı enflasyon yaratır. Doğru yol, istikrar programı yaparak kurları kontrol etmek, yapısal sorunları çözmek ve popülizmi önlemektir.
Özetle Hükümet yaptıkları yanlışları, kendi politikasının temel taşları olarak ve doğru görüyor. Bu nedenle bu hükümet devam ettiği sürece ekonomi dikiş tutmaz. Eğer sonbaharda seçim olmazsa, bu durum bir yıl daha sürdürülemez.
******
“KONTROLÜ KAYBETTİLER, BATAKLIKTA ÇIRPINIYORLAR”
Uğur Civelek (Ekonomist)- En son enflasyon rakamları açıklandı. Yıllık yüzde 73 seviyesine tırmandı. Ama beklentiler daha yukarı seviyeye gidebileceği yöndeydi. 400 küsur malın fiyatlarını açıklamayı bıraktılar. Bu değişikliği neden yaptılar? Birincisi, herkes piyasadaki fiyatları biliyor. Bu ürünlerin sepette alınan en son fiyatını görürse farkı da baskıyı da görecektir. Bu açıklama kalktı. Bunun kaldırılması bu şüpheyi güçlendiren bir faktör.
İkincisi, bir yandan gündemde 3600 ek gösterge gibi konular var. Bu ortamda enflasyonu baskılamak ne anlama geliyor ayrı konu. Onlara tepkiyi artırır. Ama hala çoğunluğu aldatabileceğini düşünen bir ekonomi yönetimi var. Bataklıkta çırpınıyorlar, ne yapacaklarını bilmiyorlar, kontrolü kaybettiler.
Oy kaybını durdurmak için enflasyonun üstünde fark vermek zorunda ama bütçedeki kontrolden çıkışı gizlemek için de enflasyonu baskılayıp, olduğundan küçük gösterip insanları aldatmak zorundalar. Bu onları yıpratıyor, işin içinden çıkamıyorlar.
Gerçek enflasyon açıklandığından daha yüksek. TÜİK itibarını sıfırlamış bir kurum. Tümüyle siyasallaştı, Merkez Bankası gibi. Faizleri nasıl düşük tutuyorsak enflasyonu da öyle düşük tutuyoruz.
İnsanları yoksulluk sınırının altına iterek enflasyonu kontrol edemezler. Bu talep değil, maliyet kökenli bir enflasyon. Bunun sebebi de iktidarın yanlış politikaları. Talep enflasyonu olsa talebi baskılayarak enflasyonu düşük gösterme yoluyla dizginlemeye çalışıyorlar desek; ortada böyle bir durum da yok. Konut sektörüne komik faizlerle kredi veren, enflasyonu baskılayan, kurun kontrolden çıkmasını engelleyemeyen, ne yaptığını bilmeyen bir ekonomi yönetimi var.
Türkiye büyük bir siyasi, ekonomik, sosyal krize gidiyor. Bunun nasıl çözüleceği de hiç konuşulmuyor, hep inkâr var. Cumhuriyet tarihinin en ağır krizini yaşıyoruz, en kötüyü görmedik. Cumhuriyet tarihinin yüzüncü yılını nasıl göreceğimizden emin değilim.