Suriye’de ilişkiler karmaşık, operasyon zor görünüyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye’deki terör yuvalarına askerî harekât icra edileceğini ilan etmesinin ardından bölgedeki bütün taraflardan peş peşe açıklamalar gelmeye başladı. Bu açıklamalardan birisi de ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adlı oluşumdan geldi. PKK/YPG’nin sözde askeri komutanı Mazlum Abdi, SDG adına yabancı basına yaptığı açıklamada “askeri operasyon durumunda Türkiye’ye karşı Suriye hükümet birlikleri ile koordinasyon içinde olacaklarını, birlikte çalışmaya olumlu baktıklarını, Şam ile daha fazla askeri koordinasyonun bu yarı özerk yönetimi (SDG’yi) tehdit etmeyeceğini, Suriye yönetiminin Türk hava saldırılarına karşı YPG’yi koruması gerektiğini” söyledi. (Mazlum Abdi; Türkiye’de PKK’lı terörist Şahin Cilo kod adlı Mazlum Kobani olarak bilinmekte, 2015 yılından bu yana kırmızı bültenle aranmakta, buna rağmen oldukça rahat hareket etmekte, ABD ve Rusya’nın sivil ve asker yetkilileriyle görüşmeler yapmaktadır. Hatta ABD Eski Başkanı Trump’ın 2019’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gönderdiği mektupta kendisinden ‘görüşülmesi gereken bir general’ olarak bahsedilmektedir)

Suriye’de ilişkiler ilk bakışta son derece karmaşık görünmektedir. Derinlemesine bakıldığında ise bütün tarafların PKK uzantısı PYD/YPG’yi koruma altına aldığı dikkat çekmektedir. Kısaca özetlemek gerekirse:

Suriye halkını demokrasi ve özgürlüğe kavuşturmak bahanesiyle Suriye’ye müdahale eden ABD zamanla hedefine IŞİD adlı radikal İslamcı terör örgütünü koymuş, bununla sözde mücadele için de bölgedeki müttefiklerini görmezden gelerek PKK’nın Suriye’deki uzantısı ile ortaklık kurmuştur. ABD’nin desteğiyle büyüyüp gelişen PYD/YPG, Fırat’ın doğusunda yönetim karşıtı grupları bünyesine alarak SDG adıyla yarı özerk bir yapı oluşturmuştur. IŞİD’le mücadele bahanesiyle yayılmasını sürdürmekte, Fırat’ın doğusundaki hakimiyetini pekiştirmektedir. ABD ve SDG Esad yönetimini devirmek için birlikte mücadele ediyor görünmektedirler. Rusya, İran’la birlikte Esad yönetimini desteklemekte, ancak Esad yönetimini devirmek için ABD ile ortak hareket eden PYD/YPG’den uzak durmaktadır. Rusya’nın Fırat’ın doğusunda SDG’nin kontrolündeki Haseki ve Kamışlı’da içlerinde Suriye rejim güçleri de bulunan üsleri vardır. Bu güne kadar ne bu üslerden YPG’ye ne de YPG’den bu üslere hiçbir saldırı olmamıştır. İran Suriye ile müttefiklik ilişkilerini geliştirmektedir, Rusya’nın ayrıldığı üslere yerleşme çabasındadır. İsrail, İran’ın Suriye’deki etkisini kırmaya çalışmakta, her fırsatta İran yanlısı gruplara hava saldırıları düzenlemektedir. PYD/YPG’nin varlığından ve eylemlerinden rahatsız değildir. Suriye yönetimi, kendisini devirmeye çalışan, ülkesini işgal eden, topraklarını bölen, Fırat’ın doğusunu koparan ABD ve SDG’ye karşı tepkisizdir, zaman zaman SDG ile işbirliği yapmaktadır.

Suriye yönetimi her ne kadar Mazlum Abdi’nin önerisi ile ilgili bir açıklama yapmamış olsa da Türkiye’nin operasyonuna karşı çıkarak, Tel Rıfat ve Menbiç bölgelerine askeri sevkiyat yaparak tavrını ve desteğini ortaya koymaktadır. Görünen o ki; Esad yönetimi SDG’nin Fırat’ın doğusundaki yapılanmasını kabullenmiştir. PKK/YPG’yi tehdit olarak görmemektedir. Aksine Türkiye’nin Suriye’deki varlığından rahatsızlık duymaktadır. Bunun altında yatan nedenleri sorgulamakta yarar vardır. Bölge ülkelerindeki yönetimlerin, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesinin (BOP) uygulamaya konmasından bu yana; ulusal çıkarlardan ziyade şahsi, siyasi, ideolojik çıkarlarını kolladıkları görülmektedir. Esad yönetimi de kendi çıkarlarını ulusal çıkarların önüne koymuştur. Herkes Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasından bahsetmektedir ama ülkede toprak bütünlüğü kalmamıştır. Fırat’ın doğusuna PKK, İdlib’e radikal İslamcı teröristler yerleşmiş, bunların baskısıyla yerlerinden yurtlarından edilen milyonlarca insan ülkeden kaçmıştır. Esad bu durumdan rahatsızlık duymamaktadır. O da “giderlerse gitsinler” mantığıyla düşünmektedir.

Türkiye ne zaman Suriye’deki PKK uzantısına karşı harekete geçmeye kalksa bütün taraflar hep bir ağızdan; ülkede istikrarın bozulacağı, huzursuzluğun artacağı, yeni göç dalgalarının yaşanacağı (sanki eski göç dalgaları umurlarındaymış gibi) gerekçesiyle karşı çıkmakta, tehdit etmekte, önlem almaktadırlar. Hatta ülkeden kaçanların geri dönmesi halinde Suriye’de demografik yapının bozulacağını söyleyen bile vardır. 8 Haziran’da Türkiye’ye gelen Rusya Dışişleri bakanı Lavrov Suriye konusunun Astana sürecinin devamı olarak temmuz ayında yapılacak görüşmede ele alınacağını ifade etmiştir. Türkiye şimdilik bu öneriyi reddetmemiştir. Astana sürecinin taraflarından birisi de İran’dır. Bu durum bende; operasyonun temmuz ayı sonrasına erteleneceği, hatta İran’ın itirazda bulunabileceği ve bu nedenle iptal bile edilebileceği kanaati yaratmıştır.

Bu tabloya rağmen operasyon konusunda ısrar edilmesi Suriye rejim güçleri ve İran destekçisi gruplarla temas ihtimali doğuracaktır. Sanıyorum ABD ve İsrail’in istediği de budur. Hala bir harekât icra etmek düşünülüyorsa bu durumun da değerlendirilmesi ve harekatın buna göre planlanması gerekecektir. Eğer bu harekata ABD ve İsrail’in yönlendirmesiyle karar verilmişse bunun planları da yapılmıştır.