Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Muhalefete çağrı…

Geçen yazımda AKP iktidarının ülkemize verdiği zararları ve içine düştüğümüz feci durumu anlatmıştım. Bu durumun devamının çok zor olduğunu, iktidarın ortamı uygun gördüğü an seçim kararı alacağına inandığımı belirtmiştim.

Bu durumda muhalefete çok önemli görevler düşmektedir. Sırasıyla:

1 – İktidardan beslenenler ve yandaş medyanın her şeyi bilen tipleri aksini iddia etse de AKP ve MHP Genel Başkanları devamlı olarak küçümsese de, Altılı Masa halk nezdinde ciddi bir umut ateşi yakmıştır, moral vermiştir ve sinerji doğurmuştur. Bu birlikteliğin daha da güçlendirilmesi, liderlerin dayanışmasının artması çok önemlidir. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sık sık toplanılmalı ve gündeme hakim olunmalıdır. Nitekim bunu da başarmaktadırlar.

2 – Tümü çok değerli altı lider, seçim hazırlıklarına hemen başlamalı, baskın yememelidirler. İktidar büyük bir panik içindedir. Kurtuluşu; yalan, iftira, hakaret, baskı ve aşırı gerilim politikasında görmektedir.

a) Hepsi teşkilatlarının yapılarını yeniden gözden geçirmeli, eksiklikleri tamamlamalı, halkla teması sıklaştırmalı, artan tempoda aktif hâle getirmelidirler. Liderler de bugüne kadar olduğu gibi yurt gezilerini sürdürmelidirler.

b) Hem Cumhurbaşkanlığı, hem de TBMM çoğunluğu kazanılmalıdır. Bunun içinde her ilde fikir birliği ile adaylar tespit edilmelidir. Delege ağalarının politikayı meslek edinmiş ve yüzü iyice eskimiş tiplerin önü kapanmalıdır. Liyakat sistemi öncelikle aday tespitinde başlatılmalıdır. Millet ittifakının tüm üyelerince, halk tarafından kabul görecek kişiler tercih edilmelidir ve bu tespitler bir an önce yapılmalıdır.

c) Sandık güvenliğini sağlayacak, her türlü hileye engel olacak taktikler düşünülmelidir. Bol miktarda görevli tayin edilmeli, titiz biçimde eğitilmelidir. Altı partinin koordinasyonu sağlanmalıdır. Hukukçu kadrosu hazırlanmalıdır. Anadolu Ajansı, TRT vb… kanallarla yapılacak provokasyonlara tedbirler düşünülmelidir. İlk andan son saniyeye kadar denetim sürdürülmelidir. Dördüncü toplantıda aldıkları kararlar çok önemli ve doğrudur.

d)Baskılar, tehditler, iftiralar, davalar ve engellemeler artacaktır. Dik durulmalıdır. Aslında İçişleri, Adalet, Ulaştırma, Maliye vb. Bakanlıklara tarafsız kişiler tayin edilmelidir. İktidar başta AKP Genel Başkanı olmak üzere devlet kaynaklarını, kadrolarını ve otoritesini istismar etmemelidir. Ama nerede o demokratik tavır? İmamoğlu ve Kaftancıoğlu olayları en bariz örnekleridir.

3 – Millet ittifakı bir an önce çok detaylı bir manifesto yayınlamalıdır ve yapmayı düşündükleri icraatları halka anlatmalıdır. Son toplantıda alınan kararlar çok isabetlidir:

a) Hemen kısa vadede neler yapılacaktır?

b) Tek tek sayılacak Merkez Bankası, RTÜK, TÜİK, TRT, Diyanet, Anadolu Ajansı, Basın İlan Kurumu stratejik makamlara kimler ve nasıl tayin edecektir? Ve Liyakat sistemi nasıl uygulanacaktır?

c) 20 yıl boyunca icra edilen yolsuzluklar, torpiller, rüşvetler, israflar vb. konusunda neler yapılacaktır? Yap-işlet rezaletinden nasıl hesap sorulacaktır?

d) Zulme, haksızlığa uğrayan, haksız yere hapiste yatanlar, işten atılanlar, mallarına el konulan engelliler vb. konusunda neler yapılacaktır?

e) Ekonomiyi canlandırmak, sefaleti bitirmek, gelir dağılımında adaleti sağlamak, işsizliği minimuma indirmek, tarımı geliştirmek, enflasyonu önlemek, faiz ve borç sarmalından kurtulmak, zirve yapan uyuşturucu, kumar, fuhuş, rüşvet, yolsuzluk, kadına şiddeti önlemek, adil ve tarafsız yargıyı gerçekleştirmek, fikir, ifade, inanç ve teşebbüs hürriyetlerini hayata geçirmek, sarı sendikacılığı sona erdirmek, adil, yaygın ve katlanılabilir bir vergi düzeni kurmak, lüks ve israfı önlemek, Kuvvetler ayrılığını gerçekleştirmek, TBMM’nin etkisini ve yetkisini güçlendirmek, Kamu malları yağmasını engellemek, dürüst, şeffaf bir ihale düzeni kurmak, Hortumlarını kamu kaynaklarına dayamış denetim dışı vakıf, dernek, cemaat vb. gibi kurumları hukuki statü altına almak, Eğitimin kalitesini yükseltmek, Yüksek teknolojiyi hakim kılmak, Beyin göçünü önlemek, Üniversiteleri gerçek anlamda bilim ve araştırma yuvası yapmak, Onurlu ve istikrarlı bir dış politikaya sahip olmak, ABD ve NATO’nun şantaj ve ihanetlerine set çekmek vb… Çok sayıda vatandaş bu konuda tatmin edici bilgilere sahip olursa, teveccüh ve destek çok daha fazla artacaktır. İktidarın istismar gerekçesi de kalmayacaktır. Yalanlar ve iftiralar ters tepecektir.

-Lütfen gecikmeyiniz! Yüce rabbim yardımcınız olsun, başarı lütfetsin. Halkınıza da basiret, feraset ve cesaret versin. Bu zulme destek vermenin maddi ve manevi vebalini din ticaretine geçit vermenin büyük günahını idrak etsinler. Halkı küçük gören, ezen, ağır hakaretleri, tehditleri, baskıları pervasızca sergileyen bu iktidara sandıkta gerekli cezayı kessinler. Ülkemizin elden gitmesine engel olsunlar. Zulme karşı çıksınlar.

-Mesela ben AKP Genel Başkanı’nın yaptığı ağır hakaretleri hazmedemiyorum ve reddediyorum. Hiç kimse “Cumhurbaşkanlığı etiketinin arkasına ve politize edilmiş yargıya dayanarak” evlatlarımıza küfredemez. Böyle bir tablo hiçbir dönemde ve ülkede görülmemiştir. Bir Cumhurbaşkanı halkına böylesine hakaret etmemiştir. Tüm evlatlarımızı tenzih ediyorum ve “Kötü söz sahibine aittir.” deyimini hatırlatıyorum.

– Bu arada hiçbir delile dayanmayan (Müezzinin ifadesi dahil), aksi ispat edilen camide “içki içildi” yalanı tekrarlanıp duruyor. Bu ne büyük günah ve iftira suçudur. Hiç mi o dehşetli hesap gününü (‘Cenab-ı hak’kın azabını) düşünmüyor, korkmuyorsunuz? Sevgili Peygamberimizin (SAV) “Yalan ile iman aynı anda aynı bedende barınmaz” Hadis- i Şerif’ini ciddiye almıyor musunuz?

– Edep yahu…

Türk tarihinde ülkesine bu kadar zarar veren, milli ve manevi değerlerimizi böylesine dejenere eden, ahlaki çöküntüye ve ekonomik perişanlığa sebebiyet veren; rüşvetin, yolsuzlukların, kamu malı yağmasının, liyakatsizliğin, kumarın, uyuşturucunun, tecavüzlerin, cinayetlerin, her türlü suç ve ahlaksızlığın zirve yaptığı, Demokrasinin fikir, ifade, inanç ve teşebbüs hürriyetlerinin, can ve mal güvenliğinin, adil ve bağımsız yargının bu kadar çok yok edildiği bir dönem yaşanmamıştır. Yüce dinimize de bu kadar zarar verilmemiştir.

Görev Türk halkına düşmektedir. Vakit ülkeye sahip çıkma vaktidir…