Operasyon “gizli” yapılır; bu karar seçim yatırımı mı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan; geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, artan terör saldırılarına vurgu yaparak, Suriye’nin kuzeyinde sınırlarımız boyunca 30 kilometre derinlikte güvenli bölgeler oluşturmak için yeni operasyonlar başlatılacağını duyurdu. Hedefin Tel Rıfat ve Menbiç’i teröristlerden temizlemek olduğunu belirtti. Suriye’de icra edilecek geniş kapsamlı bir askeri harekatın, içinde bulunduğumuz siyasi ve ekonomik süreçte iç ve dış politikamıza etkilerinin neler olabileceği tartışılmaya başlandı.

Bu tartışmalarda dikkatimi çeken; konunun döndürülüp dolaştırılıp iç siyasi malzeme haline getirilmesidir. Hatta Sayın Cumhurbaşkanı bile bu ve bunun gibi bütün milli sorunlardan muhalefeti eleştirecek sonuçlar çıkarmaktadır. Ülkemizde seçimlerin yaklaştığı ortamda bu tür yaklaşımlar; Suriye’nin kuzeyinde yapılacak askeri harekatın bir seçim yatırımı olduğu algısı yaratmaktadır. Bunda, geçmişteki uygulamaların da etkisi vardır. 2016 yılından bu yana Suriye’nin kuzeyinde, sınırımız boyunca 30 kilometre derinlikte güvenli bölge oluşturmak gerekçesiyle dört büyük operasyon gerçekleştirilmiş, bunların hepsi ABD ve Rusya’nın engellemeleriyle yarım bırakılmıştır. ABD ile Fırat’ın doğusunda, Rusya ile de batısında müşterek devriye görevleri yapılması konusunda anlaşılmasına rağmen sınırlı sayıda birkaç uygulamanın ardından durum eski haline dönmüş, PKK/YPG taciz ve eylemlerini arttırmıştır. 2021 yılının ekim ayında yine aynı gerekçelerle bir harekât başlatacağımız ilan edilmiş ama sonuç çıkmamış, her zaman icra edilen günlük, küçük çaplı operasyonlarla sınırlı kalmıştır.

Bir askeri harekatın planlaması büyük bir gizlilik içinde yapılmalıdır. Buna rağmen henüz hazırlığı bile tamamlanmamış bir harekât, hedefleri de açıkça zikredilerek devletimizin en üst kademeleri tarafından ifşa edilmektedir. Suriye Milli Ordusu bile Cumhurbaşkanımızın ifşa ettiği hedeflere saldırı hazırlığı yaptıklarından, Türkiye ile birlikte hareket edeceklerinden bahsetmektedir. Bu son derece zararlıdır. Harekatın icrasına geçilememesi halinde devlete güven zedelenecek, icrasına geçilmesi durumunda da hedefte büyük bir mukavemetle karşılaşmamıza, kayıplarımızın artmasına neden olacaktır. Böyle bir riske rağmen öncekilerde olduğu gibi sınırlı sürede, hedefe ulaşılamadan sonlandırılması da zafiyet olarak değerlendirilecektir.

Suriye’de karşımızda sadece PKK/YPG olmayacaktır. Sayın Cumhurbaşkanı’nın açıklamasının hemen ardından ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Ned Price “Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyine olası bir operasyonunun bölgesel istikrara zarar verebileceğini” söyleyerek ABD’nin karşı tavrını ortaya koymuştur. Hemen ardından bir açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken daha ileri giderek “Suriye’nin kuzeyinde gerilimi artıracak bir adıma karşı çıkarız” demiştir. Bence; bunca yıldır PKK/YPG’ye sınırsız destek veren ABD’nin bu harekata ya da ABD’nin amacına ters düşecek faaliyetlere sessiz kalması mümkün değildir.

Rusya; Ukrayna’ya karşı başlattığı savaş sürecinde Fırat’ın batısındaki kuvvetlerinin büyük bir bölümünü Suriye’deki üslerinin yakınına çekmiş, tecrübeli askeri personelinin bir bölümünü de Ukrayna cephesine kaydırmıştır. Buna rağmen halen Suriye ile bağlantısını sürdürmektedir. Harekatla ilgili açıklama yapan Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova“Suriye hükümetinin onayı olmadan atılacak böylesi bir adım Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü doğrudan ihlal eder ve Suriye’de tansiyonun daha da artmasına yol açar” diyerek harekata onay vermeyeceklerini deklare etmiştir. Suriye yönetimi de Tel Rıfat’a ve Halep’in kuzeyine Tank ve askeri birliklerini konuşlandırarak Türkiye’nin muhtemel bir askerî harekâtına karşı önlem almakta, tavrını açıkça ortaya koymaktadır.

Bunların yanında Rusya’nın bölgede boşalttığı yerlere İran’ın yerleşmeye çalıştığı, bunun üzerine ABD ve İsrail’in İran hedeflerine hava saldırılarında artış olduğu haberleri gelmektedir. Son zamanlarda İran’ın Esad’la ve PKK/YPG ile yakınlaşması da dikkat çekmektedir. Esad 12 Mayıs’ta İran’la görüşmeler başlatmıştır.  İran’ın; PKK/YPG tarafından unsurlarımıza saldırılara destek verdiğinden söz edilmektedir.

PKK/YPG’nin asıl yuvası, ana karargâhı Fırat’ın doğusundadır. Eğer bu terör tehdidi bütünüyle ortadan kaldırılacaksa asıl harekât Fırat’ın doğusuna yapılmalıdır. ABD’nin bu bölgedeki varlığı ve PKK/YPG’ye desteği değerlendirilerek Fırat’ın doğusuna bir harekât icra edilmesi uygun görülmemiş olmalı ki; hedefin, Fırat’ın batısında Tel Rıfat ve Menbiç olduğu açıklanmıştır. Bu durum ve İran’ın hamleleri bende; muhtemel bir harekatın asıl amacının İran’ın bölgeye yerleşmesini engellemek olduğu kanaati uyandırmıştır. Eğer böyleyse işin içinde ABD’nin de olduğunu, durumun beklenenden çok daha büyük etkileri olacağını, iç ve dış politikamız, ekonomimiz, hatta seçimler dahil her şeyi yeniden değerlendirmemiz gerekeceğini düşünmek yanlış olmayacaktır.

Suriye’nin durumu, ABD, Rusya, Suriye yönetimi, İran ve İsrail’in faaliyetleri, düzensiz göç, Suriye’de başta PKK/YPG olmak üzere, etnik ve radikal İslamcı bütün terör odakları milli güvenliğimiz için büyük bir tehdittir ve bu tehdide karşı hiçbir siyasi amaç gütmeden topyekûn kararlılık gösterilmelidir. İktidar ve muhalefet bu konu üzerinden uluorta birbirlerini eleştirmek yerine bir araya gelmeli, bu mücadelenin mutlak başarıya ulaşması için birlikte çalışmalı, milletimize örnek olmalıdır. Olumlu ya da olumsuz bütün konuşmalar kapalı kapılar ardında, gizlilik içinde yapılmalı, muhatapların eline koz verilmemelidir. Durumun hiç kimsenin altından kalkamayacağı boyutlara ulaşması riski büyüktür. Böyle durumlarda önceliğimiz milli birlik ve berberlik olmalıdır.