Okuma!

Okuduğunu anlayacak gönül açıklığı ve birikim yok ise okumak gerçekten boşuna. Nokta. Yazı esasen burada bitti. Ana fikri paylaştım.

Gene de biraz açayım izninizle.

Okuyan, yazandan çok farklı birikimlerden de gelse okuduğunu anlayacak gönül açıklığı ki, bu gönül açıklığını İngilizce “open mindedness”, yani açık fikirlilik, açık zihinlilik, Almanca ise “Offenherzigkeit” yani açık kalplilik olarak yazardım.  Bakın basit bir cümle bir başka lisana çevirmeye çalışınca nerelere gidebiliyor. Halbuki okuyup anlamadan kitap özetleri yazanlar bile var!

5 ila 20 yaşları arasında insanın betonu dökülür. Bu kalıpla eğer birkaç çatlak yok ise, ne okusanız beyhude. Zaten o kalıbın içinde rahat olup da hâlâ okuyanlar büyük azınlıkta… Çoğu okuyormuş gibi yapıyor.  Kültür dediğimiz de bu kalıp zaten. ABD’de farklı, Almanya’da, İngiltere’de, bizde, Japonya’da, İran’da farklı. Sadece “din” değil. Dinden öte, çünkü coğrafya veya iklimin anlamlı tesiri var.

Yazmak da spor gibi bir eylemdir. Çok yazarak insan vücut geliştirebilir ve üçgen vücutlu bir ağırlık kaldıran atlet misali çok adaleli olabilir. Ama netice itibariyle yazdığınız hoş ve boş bir hamallık olabilir. Yani çok güzel yazan ve ayni kalıbın içinde dolanan bir laf cambazı olursunuz.  Örneğin gazetecilikte kalıp çok önemlidir. Çünkü haber veriyorsunuz. Bir olayı, bir gözlemi çok sayıda insanın anlaması için paylaşmak sizin göreviniz.

Yazarın amacı okurun zihnine girip onu bir yolculuğa çıkartmaktır.

Tabii eğlendirmek bunun güzel bir parçası. Biraz cambazlık her zaman dikkat çeker.

Genelde “Kendim için yazıyorum” türünden bir şeyler söyler, yazanlar. Tedavi amaçlı olarak bu gayet güzel bir hobi. Amaç belki bazı çatlaklardan okurun geniş sulara açılmasına olanak sağlamak olmalı mı?

“Betonun dökülmesinden” bahsettim. Bir örnek ile açayım. Eskiden “hızlı komünist olan” bir dostum anlattı: Dev Genç vs türünden üç harfli bir kısaltması olan bir örgüte mensup bir genç, 70’li yıllarda, darbe sonrası 21 yaşında Hollanda’ya iltica etmiş.  4 yıl sonra dostum Hollanda’da artık vatandaş olan o arkadaşını ziyaret etmiş. Yeni Hollandalı başından geçen bir kırılma noktasını anlatmış: Bir gün kaldırımda yürürken bir bisikletli ona hafif çarparak geçmiş ve hemen durmuş. Bizimki de yumruğu patlatmış.

Bisikletli Hollandalı yere düşmüş. Şaşkın olarak kalkıp bizim eski komüniste “Neden vurdun?” diye sormuş; “Özür dilemek için durdum ve sende bir yara oldu mu diye sormak için.”

Yeni Hollandalı, eski dostuna bu anısını anlatmış; “Benim normuma göre yumruk yumruğa bu haksızlığı giderecektik” ve “İşte çok mahcup olduğum ve ehlileşme sürecimin başladığı an.”

70 yaşında ve 75 yaşında iki yüksek eğitimli dostum var. Araba kullanmaları ayni o gencin zihniyetinde.  Direksiyon başına geçince sanki savaşa gidiyorlar. Bir göz muayenesinden sonra sağ olsun beni hastaneden eve götürmek üzere benimle gelen bir komşum hatta direksiyona geçince sordu: “Bir levye veya çekiç var mı?” Ben anlamadım; “Bagajda vardır belki, bu arabayı aldığımda bakmadım ne aletler var” dedim ve bir yandan bir sürücüye camı açıp küfrederken bir yandan da amacını açıkladı; “El altında bulunmasında fayda var!”

Sonradan öğrendim eşi de onun kullandığı arabaya binmiyormuş.

Okumanın farklı hızları var. Yazar “yüz km/s” ile yazmış ise, sen “20 km/s” ile de, “140 km/s” ile de okursan zaten anlamazsın! Okumamaya övgü denemesi bir anlamda bu yazı!