Kıymetini bilmediğimiz bir cennet

Cennet gibi bir ülkede yaşıyoruz. Gibisi bile fazla, doğal güzellikleriyle, iklimiyle, havasıyla, suyuyla cennetin adresidir Türkiye…

Öyle ama cenneti cehenneme çevirmekte de üstümüze yok. Allah’ın verdiği bu muhteşem güzelliklere, bu harika değerlere ve imkanlara zarar vermek için ne mümkünse yapıyoruz. Ormanlarımızı kesiyoruz, tarım alanlarımızı betona çeviriyoruz, topraklarımızı kimyevi ilaçlarla zehirliyoruz. Denizlerimizi, göllerimizi, nehirlerimizi, tüm akarsularımızı kirletiyoruz. Maden çıkaracağız diye dağı taşı delik deşik ediyoruz, yeşil örtümüzü kevgire benzetiyoruz. Duracak gibi değil bu doğa katliamı, her geçen gün daha da artıyor, yasak filan kimse de takmıyor artık.

Buna rağmen bazı bölgelerimiz direniyor vahşete. Örneğin geçenlerde Sapanca’ya gittim. Burada tabiat öylesine fışkırıyor, bitkiler öylesine coşuyor ki, yeşilin en güzel tonu örtüyor çirkinlikleri. Sapanca’da da kaçak göçek yapılar var. Orası da plansız, programsız gelişmiş. Aklına esen, estiğini yapmış kolayca. Aslında tümüyle koruma alanı ilan edilmesi gereken bu muhteşem göl ve çevresi, dikkatli bir planlama ve altyapı desteğiyle korunup gelişebilirdi ama burada da öyle olmamış işte. Özellikle dünya harikası sayılması gereken Maşukiye ve Kartepe, daha özenle ele alınabilir, kontrollü ve estetik yerleşim sağlanabilirdi.

İstanbul’a bir buçuk, Ankara’ya ise iki buçuk saatlik bir mesafede olan muhteşem Sapanca gölünü ve çevresini anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalır. İddiayla söyleyebilirim ki, yeşilin böyle bir tonunu her yerde görmek mümkün değil. O nasıl bir yeşil öyle, öylesine etkiliyor ki insanı, huzura uçuyorsunuz adeta. Dağlardan fışkıran, kopup gelen suların yarattığı çağlayanların sesi ve görüntüsü, bir başka dünyaya götürüyor kişiyi. Harika ormanların içindeki tesisler, lokanta ve çay bahçeleri ruhunu dinlendiren, gönlünü eğlendiren, gözünü kamaştıran insanlarla dolu.

45 kilometrekare yüzölçümü olan,16 kilometre uzunluğa sahip ve en derin yeri 61 metreyi bulan Sapanca gölümüz, zengin bir tatlısu gölü. Çevredeki il ve ilçeler içmesuyu ihtiyacını buradan karşılıyorlar. Ama gölü besleyen bazı derelerde de çöpten ve pislikten geçilmiyor. Göl çevresinde arabayla bir tur atarsanız, önemli yerlerde bu üzücü tablolarla karşılaşırsınız. Ancak köy ve kentlere giden içme suyu arıtılarak veriliyor tabii. Gölde motorlu teknelere izin yok, hiç değilse bu yasak etkili bir şekilde uygulanıyor. Kayık ve su sporları serbest. Kentin iyi de bir kürek takımı var.

Peki göle girip yüzülebiliyor mu? İşte burada durun, öyle matrak bir durumla karşılaşıyorsunuz ki, yüzmekten vazgeçip kahkahayla gülmeyi tercih ediyorsunuz. Gölün Sakarya tarafında yüzmek isterseniz yasak. Ama Kocaeli tarafında yüzmeyi düşünürseniz serbest. Biri bunun mantıklı izahını yapmalı. Yasaksa her yerin yasak olması, değilse her yerde yüzülebilmesi lazım. Sapanca gölünde turna, yılan, tatlısu levreği, çapak ve havuz balıkları var. İşletmelerin çoğunda bunları tadabilirsiniz. Ancak kesenize güvenebilirseniz… Sapanca’nın güzelliği kadar pahalılığı da meşhur. Öyle fiyatlar istiyorlar ki otel ve lokantalarda, Ege ve Akdeniz’dekiler daha ucuz kalır.

Tatile ve gölde keyifli birkaç güne iyi paranız yoksa çıkmayı düşünmeyin. Önce hesabınızı kitabınızı yapın, sonra bir miktar para biriktirip öyle çıkın yola. Yollar mükemmel ve bakımlı, her yerden çok rahat bir yolculukla gelebilirsiniz Sapanca’ya. Yol kenarlarındaki bol yıldızlı otellere bakıp, fiyat sormadan gireyim demeyin, bazılarının fiyatları İsviçre’deki göl manzaralı otellerden de yüksek. Bu yıldız işini de bir kere daha gözden geçirmek lazım. Kapıya bol keseden yıldız koymak kolay da, o yıldızın gerektirdiği hizmetleri bulmak ve görmek mühim. Yıldızı layık olan işletmeye vermekte daha özenli ve dikkatli davranmalıyız.

Kaldığım otelin adı bir tuhaf, insanın dili kolay dönmüyor. Ülkemizde Türkçe isimlere hasret kaldık. Turizm sektöründe olur böyle şeyler, işin gereği gibi bakmalı diyebiliriz ama bu kadar da yabancı hayranlığı fazla sanki. Sadece oteller değil, dükkanlar ve lokantalar da aynı şeyi yapıyorlar. Sapanca’da değil ama ülkenin diğer bölgelerinde öyle yerler gördüm ki, kendimi başka bir ülkede sandım. Her yerde Arapça levhalar, Arapça tabelalar, Arapça ışıklı neonlar, ne oluyoruz yahu?

Çok şükür Sapanca’da kaldığım otelin adı da, tabelası da Arapça değildi ama İspanyolca mıydı yoksa İtalyancamıydı tartışılır doğrusu. Otel beş yıldızlıydı, müşterisini resepsiyondan başlayarak sürekli azarlayan, parasını peşin almadan anahtarı teslim etmeyen, saat 14.00’den evvel öğle yemeği vermeyen ve bahçesinde yaptığı düğünle konuklarını uyutmayan bir tuhaf oteldi. Geceliği 1750 TL olan ve odadaki gece lambasının ampulü bile eksik, terliği bile olmayan bir otel…

Sapanca’nın o mütevazi, orta direğin de yaşayabileceği hali kaybolmuş gibi. Ortadirek ancak günübirlik gelebiliyor kente. Önce İstanbul zenginleri, 20 yıldan bu yana da Araplar Sapanca’nın kimliğini iyice değiştirmişler. Çok sayıda Arap ev almış gölün çevresinden. Özellikle Kartepe ve Maşukiye bölgesine yerleşmişler. Sahibi Arap olan otel, pansiyon, dükkan ve lokantalara da sık rastlanıyor artık. Ev ve dükkan fiyatları, kiraları uçmuş durumda. Ama bütün bunlar, tüm olumsuz gelişme ve görüntüler, Sapanca’nın sihirini ve büyüsünü bozmaya yetmiyor. Bu haliyle bile muhteşem, bu haliyle bile cennet. Ormanya diye bir tabiat parkına gittim. Orman Bakanlığı ile Kocaeli Belediyesi işbirliği yaparak, harika bir doğayla baş başa kalma mucizesi yaratmışlar. Burayı mutlaka görmek lazım.

Ormanya’da doğa ile yakınlaşma imkanları halka bolca ve akıllıca sunuluyor. İnsan, şehir ve doğanın bir arada disiplin içinde kucaklaşabileceğini görüyoruz burada. Hayvanların özgürce dolaşabildikleri mükemmel bir hayvanat bahçesi, içinde orman evleri, su değirmeni, gölet ve doğal yollar, yaban yaşam alanı, doğa parkurları, kamp alanı, Doğa Okulu, kuş gözlem alanı, yaban hayatı kurtarma ve rehabilitasyon Merkezi de var Ormanya’nın. Müthiş bir yer, harika bir alan ve üstelik ücretsiz giriliyor bu doğa başkentine. Ayrıca Özel sektörün de Naturköy adıyla oluşturduğu çok güzel bir doğa işletmesi daha var Sapanca’nın.

Dedim ya, cennetten bir köşe bu Sapanca. Doğa özlemi çekenlere, doğayla kucaklaşma arzusu içinde olanlara hararetle öneririm Sapanca’yı…