Davos’tan sonrası

Sanırım artık Davos-Dünya Ekonomik Forumu’nun da modası geçiyor.

Korona yüzünden verilen iki yıllık aranın ardından Dünya Ekonomik Forumu 22-26 Mayıs’ta Davos’ta tekrar toplandı. Toplantıyı uluslararası medyadan takip ettim. “Nerede o eski Davoslar” dedirtecek düzeydeydi. Belki de bu mevcut ekonomik sistemin çökmekte olduğunun bir göstergesiydi.

Amerika Birleşik Devleti Başkanı ve Çin Devlet Başkanı bu yıl zirveye katılmadılar. Rusya Devlet Başkanı Putin ve dolaysıyla Rusya Ukrayna’ya karşı başlattığı savaş nedeni ile Davos’tan ihraç edilmiş durumda.

Açıkça görülüyor ki Ukrayna Rusya savaşı dünya barışını etkilediği gibi dünya ticaretini de etkilemeye devam ediyor.

Jeopolitik gerilimler, ticaretle ilgili sorunları da çözmeyi engelliyor

Bunca küreselleşme, barış, eşitlik, insani değerler üzerinden atılan nutuklara, yapılan uluslararası görüşmelere ve anlaşmalara rağmen, Batı dünyasının Irak, Afganistan, Suriye’ye müdahaleleri, Putin’in Kırımı işgali ve Ukrayna savaşı, güçlülerin gerçek yüzlerini gösterirken, küreselleşmenin de sona erdiğini ilan ediyordu.

Forumun ana gündem maddeleri Ukrayna’daki savaş, pandemiden çıkış ve iklim kriziydi Bu arada uluslararası faaliyet yürüten şirketlerle, kırılgan devletlerin, askeri çatışmalar ve yaptırımlarla kesintiye uğrayan tedarik zincirleri, içinde bulundukları bu jeopolitik çalkantı içinde nasıl hareket edecekleri meselesi hala belirsizliğini koruyor.  Sıklıkla yeni bir soğuk savaştan söz edildiğini duyuyoruz.

Soros’un ifade ettiği gibi, eğer Açık Toplum ve Kapalı Toplum siyasi nüfuz alanlarının etrafında yeniden duvarlar örülecekse, çok az şirket ve ülke buna hazırlıklı durumda… Ulusal çıkarlar gereği tarafsız kalmayı tercih eden ülkelerin durumu ne olacak? Taraf seçmeye mi mecbur bırakılacaklar?  Kayıpları nasıl karşılanacak?

Bütün bu soruların cevabı belirsizken, ekonominin liderleri ve siyasetçilerinin bir yol ayrımında oldukları kesin ama ne tarafa meyledeceği henüz meçhul.

Bu nedenle yorumcular Dünya Ekonomik Forumundaki bu buluşmayı ‘tarihi bir dönüm noktası’ olarak görüyorlar

Rus ve Çinli katılımcıların olmadığı bir Dünya Ekonomi Forumu küresel iddiasını ve cazibesini kaybederken, Doğu ile Batı arasındaki duvarların kalktığı o eski endişesiz güzel günlere geri dönüş yolu da şimdilik kapalı görünüyor.

Küreselleşme döneminin zenginleri, Davos müdavimleri son yıllarda öylesine güçlü ve seçkin hale geldi ki, Davos’ta gösterişli partilere birlikte katıldıkları sayısız diktatörün iktidarlarını kendi yardımları ile pekiştirdikleri fark edemediler.

Bu nedenle her devrin kaybedeni halk ile birlikte, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu da kaybedenler safına katılacak ve belki de ‘Davoslu Adamlar” ile birlikte yok olup gidecek.

Ufukta küreselleşmeden vaz geçildiğinin görüldüğü günümüzde Financial Times köşe yazarı Rana Foroohar, küreselleşme savunucularının siyasi ve ekonomik olarak neden savunmaya geçtiklerini şöyle açıklıyor:

“… Son küreselleşme turumuzun bizi küresel ölçekte tüm zamanların en yüksek refah seviyesine ulaştırdığı doğru. Ancak maalesef, ekonomist Dani Rodrik’in de vurguladığı gibi ticaretten elde edilen her bir dolarlık net kazanç için genel olarak zenginlere 50 dolar dağıtılması söz konusu. Bunun doğurduğu ekonomik ve politik sonuçlar, halihazırda küreselleşmeden vazgeçiş aşamasında olmamızın temel nedeni.”