Kılıçdaroğlu’nun SADAT yürüyüşü!

CHP Lideri’nin SADAT Binası önünde yaptığı “SADAT paramiliter bir kuruluştur. Seçim öncesi dönemde çıkacak her tür kaosun sorumlusu Erdoğan ve SADAT olacaktır” açıklaması büyük yankı yaptı. GÖZLEM, “açıklamaların anlam ve önemini” uzmanlara sordu, işte görüşleri…
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, geçen hafta “son dakikaya kadar gizli tuttuğu” bir kararla Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’nin (SADAT) önüne giderek, seçime giden süreci etkileyecek uyarılarda bulundu. Binaya alınmayan Kılıçdaroğlu, kapıda SADAT için “rejimin ‘paramiliter gücü’, ‘terörist yetiştiren kuruluş’ diyerek” sert bir konuşma yaptı. “Seçim süreci ve güvenliğin konusunda endişelerinden” söz etti.

“Biz bunlara kaç terörist yetiştirdiğiniz, yetiştirdikleriniz nerede çalışıyor diye sormak için geldik ama yuvalarına sığındılar” diyen CHP Genel Başkanı, şöyle konuştu:

“Türkiye asla paramiliter kurumlara, kuruluşlara ve kişilere teslim edilmeyecektir. Seçim güvenliği önemlidir. SADAT bir paramiliter kuruluştur ve daha düne kadar Erdoğan’ın danışmanlığını yapıyordu. Bu kuruluşun hedefleri arasında gayri nizamı harp eğitimi de var. Dikkatinizi çekmek isterim ki gayri nizamı har eğitimi içinde sabotaj, baskın, suikast, tahrip, pusu kurma ve terör. Burası aynı zamanda terörist yetiştiren bir kuruluş dolayısıyla bugün Türkiye’de milyonlarca insan varsa, Suriye’den buraya gelmişlerse bunda en büyük rolü oynayan da bunlardır. Erdoğan’a sormak isterim sen bu kuruluşla hangi gerekçeyle ve niçin danışman yaptın? Hangi gerekçeyle çalıştırdın. Erdoğan’dan bu konuya ilişkin açıklama yapılmamıştır. CHP seçimlerin güvenli bir ortamda geçmesi için gerekeni yapacaktır. Seçimin güvenliğini sarsacak herhangi bir şey olursa sorumlusu burası ve saraydır. Buraya geldik kendilerinden bilgi almak için geldik korkularından yuvalarına sığındılar. Bu yuva onları koruyamaz.”

 

“Bu seçim olacak”

 Kemal Kılıçdaroğlu, daha sonra sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarda seçim güvenliğinden bahsetti. Daha önce siyasi cinayetler ve karanlık odaklar konusunda yaptığı uyarıları hatırlatan Kılıçdaroğlu, “Hangi maşalar kullanılacak bu karanlık işlerde? Kimler hangi hedefler için devreye girecek? Her türlü kaostan SADAT gibi paramiliter danışmanlar sorumlu tutulur. Bil. Öyle heveslere girişme. Buradan mafyacıklara da sesleniyorum. Size de sokaklarımızı teslim etmeyeceğiz. Bu seçim olacak. Seçim güvenliği ne pahasına olursa olsun sağlanacak.” dedi.

 

Seçim öncesi endişeler mi var?

Kemal Kılıçdaroğlu’nun SADAT ziyareti CHP milletvekilleri dahil kamuoyu için sürpriz oldu. CHP’li vekillerin açıklamalarından söz konusu ziyaretin Kılıçdaroğlu’nun yakın çevresine dahi söylemediği anlaşılıyor. CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır, Halk TV’de İpek Özbey’in, “SADAT’a gideceğinizi biliyor muydunuz?” şeklindeki sorusuna, “Hayır, bilmiyorduk. Karar sabah alınmış.” diye cevap veriyor.

Başarır, ziyaretin nedenini ise şöyle anlattı: “SADAT’ın kirli bir yönü var, bunu sorgulamak istedik. Seçim güvenliği için, ülkenin güvenliği için gittik. Çünkü gündemimizde seçim var. Sandık güvenliği, halkın iradesinin güvenliği çok önemli. Bu yapının Saray’la çok ciddi bir ilişkisi var.”

 

Kılıçdaroğlu “duyum” mu aldı?

Hem Kemal Kılıçdaroğlu hem de Ali Mahir Başarır’ın açıklamalarından ana muhalefet partisinin, “SADAT üzerinden seçimlere müdahale edileceğine dair endişeler taşıdığını” gösteriyor. Kılıçdaroğlu’nun, “Bu seçim olacak.” vurgusu da “kaos çıkartarak” seçimi “erteletme” iddiaların da ciddi olduğunu gösteriyor.

 

SADAT nasıl bir kuruluş?

Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’nin (SADAT), 2012 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a “askeri danışmanlık da yapan” emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nden “şeriatçı” diye çıkarılan 3 subay tarafından kuruldu. Adnan Tanrıverdi, söz konusu dönemde yaptığı açıklamalarda SADAT’ı AKP hükümeti yetkililerinin talimatıyla kurduğunu bizzat açıklamıştı. 2016 yılında Cumhurbaşkanlığı başdanışmanlığına atanan Tanrıverdi, 2019 sonunda yaptığı bir konuşmada “İslam Birliğinin Mehdi geldiği zaman olacağını ve bunun için ortam hazırlama görevini yerine getirdiklerini” söyleyerek dikkatleri üzerine çekmişti. Yoğun tepkilerin ardından Tanrıverdi 2020 başında başdanışmanlık görevinden istifa etti. Tanrıverdi, başka bir konuşmasında ise TSK’yı 15 Temmuz sonrası yeniden yapılandırdıklarını söylemişti.

Şirketin resmi web sitesinde uluslararası alanda asker ve polislerin eğitimi, stratejik danışmanlık, “gayrı nizami harp, özel savunma ve güvenlik eğitimleri ile donatım hizmetleri verildiği” belirtiliyor. Şirket hedefini, “Haçlı zihniyetindeki sömürgeci ülkelere muhtaç olunmasını engellemek, İslam ülkeleri arasında savunma ve savunma iş birliği ortamı oluşturmak ve İslam dünyasının kendine yeterli bir askeri güç olarak da dünya süper güçleri arasındaki hak ettiği yeri almasına yardımcı olmak” diye açıklıyor.

SADAT, İstanbul’da “İstanbul başkentli bir İSLAM DEVLETİ kurulması ve ana dilinin ARAPÇA olması ve Halifelik” önerilerinin görüşüldüğü “İSLAM BİRLİĞİ” Toplantısı ile gündeme girmişti.

 

 Akşener, 2018’de uyarmıştı

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, 2018 yılı Ocak ayında SADAT’ı gündeme getirmişti. Akşener, Konya ve Tokat’ta silahlı eğitim kampları kurulduğunu ve gayri nizami harp hizmeti verildiğine yönelik duyumlar aldığını belirterek konunun araştırılmasını istemişti. Gazeteci Saygı Öztürk’e konuşan Akşener, “Bunların seçim döneminde rol alacakları, istenmeyen bir sonuç çıkması halinde karışıklık yaratacakları yolunda yoğun söylentiler var. Bunlardan birisi de SADAT diye bir yapı.” ifadelerini kullanmıştı.

 

Sedat Peker’in açıklamaları ve araştırma önergeleri…

Geçen yıl Haziran ayında HDP Grup Başkanvekilleri Meral Danış Beştaş ve Saruhan Oluç, SADAT’ın El Nusra’ya silah gönderdiğine dair iddiaları Meclis gündemine taşıdı. Önerge AKP ve MHP’li vekiller tarafından reddedilmişti.

Suç örgütü lideri Sedat Peker, sosyal medya hesabından yayımladığı videolarda SADAT’ın Suriye’deki El Nusra örgütüne silah taşıdığı ifşa etmişti. Peker, “SADAT’ın güvenlik şirketi olduğuna bizi inandırmak isteyen şeytanlar! Hangi güvenlik şirketi dünyanın en özel timlerinden biri olan Rusya’nın Alfa timlerindeki kişilerle anlaşıp en yetenekli personeline kayıt dışı özel eğitim verdirtir? Alfa timlerinin uzmanlığı hem istihbarat hem de suikast neticeli operasyonlardır. Kimi kandırıyorsunuz?” demişti.

 

SADAT suç duyurusunda bulundu

Kılıçdaroğlu’nun açıklama ve iddialarına karşılık SADAT “Hedef gösteriliyoruz” diyerek “hukuk yollarına başvurulacağını” açıkladı ve suç duyurusunda bulundu.

+++++++++

 

SADAT’IN KURUCULARINA YARIM MİLYAR LİRALIK İHALE

Birgün’ün haberine göre, SADAT’ın kurucuları ve ortakları arasında yer alan Mehmet Naci Efe ile Mehmet Tek’in ortağı olduğu başka şirketler üzerinden çok sayıda ihale aldığı belirlendi. Kamu ihale bültenlerinde yer alan bilgilere göre, Efe ile Tek, kamu kurumlarından son 10 yılda toplam 545 milyon TL değerinde 110 ihale aldı.

Efe ile Tek’in sahibi olduğu şirketlerinden biri olan Ekol Grup Güvenlik Koruma ve Eğitim Hizmetleri Limited Şirketi, 2012 ile 2021 yılları arasından kamu kurumlarında tam 86 özel güvenlik ihalesi aldı. Bu 86 ihalenin toplam bedeli ise 453 milyon 258 bin TL’yi buluyor.

Şirketin en fazla ihale aldığı kamu kurumlarının başında ise TCDD ve TEİAŞ gibi kamu kurumları geliyor. Şirket, Çarşamba Şeker Fabrikası’nı, Sakarya Üniversitesi’nin, Fırat Üniversitesi’nin, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın, Kredi ve Yurtlar Kurumu’na (KYK) bağlı öğrenci yurtlarının, İstanbul Anadolu Adalet Sarayı’nın, Bakırköy Adalet Sarayı’nın, AKP’li Çekmeköy Belediyesi’nin ve AKP döneminde İETT’nin özel güvenlik işlerini de aldı. Şirket bu kamu kurumlarından aldığı özel güvenlik işleriyle de milyonlarca lira kazandı.

Efe ve Tek ile ailelerinin sahibi olduğu bir başka şirket olan Ekol Grup Koruma Güvenlik ve Eğitim Şirketi de 2015 ile 2021 yılları arasında 18 ihale aldı. Bu 18 ihalenin toplam bedeli ise 85 milyon 252 bin TL’yi buluyor.

Mehmet Naci Efe’nin ortağı olduğu Mne Personel Hizmetleri Şirketi kamu kurumlarından 2012 ile 2021 yılları arasında yaklaşık 13 milyon TL değerinde 6 ayrı ihale aldı. Şirket son olarak geçen yıl İller Bankası’nın “temizlik hizmeti işi” ihalesini aldı.

SADAT’ın 23 kurucusundan biri olan Ersan Ergür’ün de Truva Yapı ve Peyzaj Sanayi Ticaret Limited Şirketi aracılığıyla da 2016 ile 2019 yılları arasından kamu kurumlarından toplam 512 bin TL değerinde 9 ayrı ihale aldı. Şirketin bu 9 ihaleden 8’ini AKP döneminde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) bağlı İstanbul Ağaç ve Peyzaj A.Ş. tarafından verilmesi dikkat çekti.

*************

“SADAT, CUMHURİYETİN KARŞI KARŞIYA BULUNDUĞU BİR İÇ TEHLİKEDİR”

Hikmet Sami Türk (Eski Adalet Bakanı)- Kılıçdaroğlu’nun SADAT’a gitmesi, Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu bir iç tehlikeye dikkat çekmesi bakımından çok önemlidir. Öyle anlaşılıyor ki Türkiye’de paramiliter eğitim yapan, yani devletin ordusu dışında ayrı bir ordu örgütleyen bu kuruluş; bir ordu gibi asker topluyor, eğitim yapıyor ve bu kuruluşun Türkiye Cumhuriyetinin siyasi rejimini değiştirmek, Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte Ortadoğu ülkelerinin bir bölümünü de içine alan bir devlet kurmak, devletin dillini, anayasasını değiştirmek gibi hedefleri var. Paramiter kuruluş olduğu için Türkiye için büyük bir tehlike. Ve bunun başında da ordudan alınan bazı güçlü aktörler var. O nedenle Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu bu tehlikeye Kılıçdaroğlu’nun dikkat çekmesi çok önemli. Ben hayret ediyorum, Cumhuriyet Savcıları niçin harekete geçmiyor? Çünkü bu bir suç. Bunların geleceğe yönelik projeleri de suç oluşturuyor.  Kavala gibi herhangi bir eylemi olmayan kimseye devletin anayasal kuruluşlarının cebir ve şiddet kullanarak ortadan kaldırma suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdiği bir dönemde, bu konuda açık projeleri olan SADAT kuruluşu ve onun başındaki insanlara herhangi bir soruşturma ve kovuşturma yapılmıyor. Bu bakımdan Cumhuriyet Savcılarımızın gecikmeden bu konuda soruşturma açması ve en kısa zamanda kovuşturmaya geçilmesi gerekiyor. Bu Cumhuriyetin karşı karşıya bulunduğu önemli bir tehdittir. 

*******

“PARALEL YAPILAR, MİLLİ GÜVENLİK İÇİN ÇOK CİDDİ TEHDİTTİR”

Soner Aydın (Emekli Albay) – Bu yıl büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da başlattığı Türk Millî Mücadelesinin 103’ncü yılı. Millî mücadelemizin yıldönümü kutlu olsun. Büyük önderimiz Atatürk’ün, silah arkadaşlarının, bütün şehitlerimizin ve ebediyete intikal etmiş gazilerimizin ruhları şad olsun. Tanrı milletimize bir daha o dönemdeki zorlu savaş koşullarını yaşatmasın.

Millî mücadele denilince ilk akla gelen düşman ordularına karşı verilen silahlı mücadeledir. Oysa gerçekte milli mücadele; silahlı mücadelenin yanında, vatanın bütünlüğü, milletin birlik ve beraberliği, milletin; çağın gerektirdiği eğitim, bilim ve teknoloji olanaklarına, hak ettiği demokrasi ve özgürlük ortamına kavuşturulması, bütün bunları sürekli kılacak koşulların sağlanması için verilen mücadeledir. Türk Millî Mücadelesi böyle bir mücadeledir. Millî mücadele milli güç unsurlarıyla yapılır. Milli güç unsurları ortak değerler için değil de bir siyasi ideolojinin amaçları için kullanılıyorsa ülkede ayrışma, kutuplaşma, çatışma ve sonuçta dağılma kaçınılmazdır. Tarih, özellikle yakın tarih bunun örnekleriyle doludur.

Anadolu çok kıymetli bir coğrafyadır. Bu coğrafyada bütünlüğümüzü koruyabilmek, milli güvenliğimizi sağlayabilmek için; güçlü devlet, devletin kuruluş ilke ve değerlerine bağlı güçlü demokratik yönetimler ve güçlü ordular gereklidir. Ülke içinde her biri kendi ideolojik çıkarını sağlamak için oluşturulmuş paralel yapılar, devletin bütün gücünü tekeline almış zümreler ve ideolojik amaçla kurulmuş silahlı teşkilatlar milli güvenlik için çok ciddi tehditlerdir.

Geçtiğimiz hafta CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği SADAT isimli şirketle ilgili iddiaları milli güvenlik açısından değerlendirmek gerektiği kanaatindeyim. Daha önce bu iddialar Ersin Eroğlu ve Caner Taşpınar’ın “Gölge Ordu” kitabında da yer almıştı. İnternette araştırıldığında adı geçen şirketin uluslararası alanda; asker ve polislerin eğitimi, stratejik danışmanlık, gayrinizami harp, özel savunma eğitimleri ve donatım hizmetleri verdiği bilgileri yer almaktadır. Bunun yanında şirket yöneticilerinin şeriat ve hilafeti savunan düşünce ve açıklamalarından da söz edilmektedir.

Silahlı Kuvvetlerimizde verilen bazı eğitimler ve icra edilen görevler milli güvenliğimiz açısından hassas konulardır ve gizliliği vardır. Bazı emekli askerlerin Türk Silahlı Kuvvetlerinde aldığı bazı gizli bilgileri ticari ya da siyasi maksatla kullanmalarına izin verilmesi bence uygun değildir. Art arda bütün gelişmeler değerlendirildiğinde; silahlı kuvvetlerimizin Ergenekon, Balyoz vb. kumpaslarla yıpratılması, Arınç’a suikast bahanesiyle milli mukavemet teşkilatımızın lağvedilmesi, emekli general ve amirallerin hapislere atılması, askeri liselerin kapatılması ortamında bu tür teşkilatların ortaya çıkmasının ne anlama geldiği elbette sorgulanmalıdır.

Dünyada pek çok ülkede benzer kuruluşlar vardır. Ama gelişmiş ülkelerin hemen hepsinde bu tür kuruluşlar devletin denetim ve kontrolünde, devletin değişmez/değiştirilemez amaç ve hedefleri doğrultusunda faaliyet göstermektedirler. Bizde ise siyasal İslamcı yapıdaki böyle bir kuruluşun denetim altında olup olmadığı, hangi amaç ve hedeflere hizmet ettiği, silahlı kuvvetlerimiz ve emniyet teşkilatımız içindeki yeri ve etkisi izaha muhtaçtır. Anayasamızda devletimizin değiştirilemez nitelikleri açıkça yer almaktadır. Böyleyken laiklik yerine hilafeti savunan birilerinin kurduğu bir silahlı teşkilatın endişe yaratması, kuşkuyla yaklaşılması son derece doğaldır. Çok masum bir ticari işletme bile olsa, böyle bir teşkilatın yeterli güce ulaştıktan sonra başkalarının kontrolüne girmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına, birliğine ve bütünlüğüne tehdit oluşturması riski de düşünüldüğünde kuşku ve endişeler daha da büyümektedir. Yıllarca masum bir hizmet hareketi olduğu iddia edilen FETÖ örneği akıllardan çıkarılmamalıdır.

Ülkemizde bu tür iddialar gündeme getirildiğinde yöneticilerimiz suskun kalmaktadır. TBMM’de verilen araştırma önergeleri reddedilmektedir. Milli güvenliğimizi yakından ilgilendiren bu gibi durumlarda bırakalım toplumu, meclisin bile bilgilendirilmemesi iddiaların dolaylı olarak kabul edildiği algısı yaratmaktadır. Özellikle adı geçen şirketin seçimlere müdahale edeceği iddiasına sessiz kalınması endişe verici bir durumdur. Bu tavır toplumda korku ve baskı yaratmaya yönelik bir tavır mıdır? Eğer öyleyse birilerinin siyasi ideolojileri ve siyasi çıkarları; toplumsal barışımızın, huzur ve güvenliğimizin önüne geçmiş demektir. Bu durumdan ülkemizin yarar sağlaması mümkün değildir.

**********

“EYLEMLER ÖRGÜTE YAYILMALIDIR”

H. Zeki Sungur (Emekli Albay)- Kemal Bey, ortaya çıkarıyor, yürüyor, eylem yapıyor ama devamı gelmiyor. Yapılan her şey bir yerde kalıyor onun arkası gelmiyor. Sadece kişisel ve onun yanındakilerin yaptığı bir şey olarak kalıyor. Daha aşağıya, örgütün daha aşağılarına inmiyor ve bir müddet sonra unutuluyor. Orada yapılan eylem başka bir şekilde, başka bir düzende örgüt tarafından en aşağıya, mahalle örgütüne, temsilcilerine kadar inebilmeli. Bu eylemler sadece Kemal Beyin yaptığı bir eylem olarak kalmamalıdır. Açıkçası örgüt oturuyor. Binasından dışına çıkmıyor. Bütün eylemler, belirli bir kesimin olduğu yerde, düzenin içerisinde yapılıyor. Örgüt en az oyu nerede aldıysam örgüt olarak o bölüme yönelmeli, o bölüme gitmeliyim, orada vatandaşla bir arada olmalıyım. Eylemler belirli bir kesime hitap ediyor. Bir defa uğramakla olmuyor. Kemal Bey keşke her gün bir yere gitse, kapısını çalsa, onu oradan çevirsinler. Ankara’daki bilmem ne genel müdürü buraya gelirse ben ne yapacağım diye düşünse… Böyle bir korku, düşünce olsun. Ama bu aşağıda da olmalı, örgütler de başka şeyler düşünmeli ve yapmalı. Örgütler hareketli olmalıdır, şimdi de bu hareketin tam zamanıdır.