Paralel yapılar, milli güvenlik için çok ciddi tehdittir

Bu yıl büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da başlattığı Türk Millî Mücadelesinin 103’ncü yılı. Millî mücadelemizin yıldönümü kutlu olsun. Büyük önderimiz Atatürk’ün, silah arkadaşlarının, bütün şehitlerimizin ve ebediyete intikal etmiş gazilerimizin ruhları şad olsun. Tanrı milletimize bir daha o dönemdeki zorlu savaş koşullarını yaşatmasın.

Millî mücadele denilince ilk akla gelen düşman ordularına karşı verilen silahlı mücadeledir. Oysa gerçekte milli mücadele; silahlı mücadelenin yanında, vatanın bütünlüğü, milletin birlik ve beraberliği, milletin; çağın gerektirdiği eğitim, bilim ve teknoloji olanaklarına, hak ettiği demokrasi ve özgürlük ortamına kavuşturulması, bütün bunları sürekli kılacak koşulların sağlanması için verilen mücadeledir. Türk Millî Mücadelesi böyle bir mücadeledir. Millî mücadele milli güç unsurlarıyla yapılır. Milli güç unsurları ortak değerler için değil de bir siyasi ideolojinin amaçları için kullanılıyorsa ülkede ayrışma, kutuplaşma, çatışma ve sonuçta dağılma kaçınılmazdır. Tarih, özellikle yakın tarih bunun örnekleriyle doludur.

Anadolu çok kıymetli bir coğrafyadır. Bu coğrafyada bütünlüğümüzü koruyabilmek, milli güvenliğimizi sağlayabilmek için; güçlü devlet, devletin kuruluş ilke ve değerlerine bağlı güçlü demokratik yönetimler ve güçlü ordular gereklidir. Ülke içinde her biri kendi ideolojik çıkarını sağlamak için oluşturulmuş paralel yapılar, devletin bütün gücünü tekeline almış zümreler ve ideolojik amaçla kurulmuş silahlı teşkilatlar milli güvenlik için çok ciddi tehditlerdir.

Geçtiğimiz hafta CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği SADAT isimli şirketle ilgili iddiaları milli güvenlik açısından değerlendirmek gerektiği kanaatindeyim. Daha önce bu iddialar Ersin Eroğlu ve Caner Taşpınar’ın “Gölge Ordu” kitabında da yer almıştı. İnternette araştırıldığında adı geçen şirketin uluslararası alanda; asker ve polislerin eğitimi, stratejik danışmanlık, gayrinizami harp, özel savunma eğitimleri ve donatım hizmetleri verdiği bilgileri yer almaktadır. Bunun yanında şirket yöneticilerinin şeriat ve hilafeti savunan düşünce ve açıklamalarından da söz edilmektedir.

Silahlı Kuvvetlerimizde verilen bazı eğitimler ve icra edilen görevler milli güvenliğimiz açısından hassas konulardır ve gizliliği vardır. Bazı emekli askerlerin Türk Silahlı Kuvvetlerinde aldığı bazı gizli bilgileri ticari ya da siyasi maksatla kullanmalarına izin verilmesi bence uygun değildir. Art arda bütün gelişmeler değerlendirildiğinde; silahlı kuvvetlerimizin Ergenekon, Balyoz vb. kumpaslarla yıpratılması, Arınç’a suikast bahanesiyle milli mukavemet teşkilatımızın lağvedilmesi, emekli general ve amirallerin hapislere atılması, askeri liselerin kapatılması ortamında bu tür teşkilatların ortaya çıkmasının ne anlama geldiği elbette sorgulanmalıdır.

Dünyada pek çok ülkede benzer kuruluşlar vardır. Ama gelişmiş ülkelerin hemen hepsinde bu tür kuruluşlar devletin denetim ve kontrolünde, devletin değişmez/değiştirilemez amaç ve hedefleri doğrultusunda faaliyet göstermektedirler. Bizde ise siyasal İslamcı yapıdaki böyle bir kuruluşun denetim altında olup olmadığı, hangi amaç ve hedeflere hizmet ettiği, silahlı kuvvetlerimiz ve emniyet teşkilatımız içindeki yeri ve etkisi izaha muhtaçtır. Anayasamızda devletimizin değiştirilemez nitelikleri açıkça yer almaktadır. Böyleyken laiklik yerine hilafeti savunan birilerinin kurduğu bir silahlı teşkilatın endişe yaratması, kuşkuyla yaklaşılması son derece doğaldır. Çok masum bir ticari işletme bile olsa, böyle bir teşkilatın yeterli güce ulaştıktan sonra başkalarının kontrolüne girmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına, birliğine ve bütünlüğüne tehdit oluşturması riski de düşünüldüğünde kuşku ve endişeler daha da büyümektedir. Yıllarca masum bir hizmet hareketi olduğu iddia edilen FETÖ örneği akıllardan çıkarılmamalıdır.

Ülkemizde bu tür iddialar gündeme getirildiğinde yöneticilerimiz suskun kalmaktadır. TBMM’de verilen araştırma önergeleri reddedilmektedir. Milli güvenliğimizi yakından ilgilendiren bu gibi durumlarda bırakalım toplumu, meclisin bile bilgilendirilmemesi iddiaların dolaylı olarak kabul edildiği algısı yaratmaktadır. Özellikle adı geçen şirketin seçimlere müdahale edeceği iddiasına sessiz kalınması endişe verici bir durumdur. Bu tavır toplumda korku ve baskı yaratmaya yönelik bir tavır mıdır? Eğer öyleyse birilerinin siyasi ideolojileri ve siyasi çıkarları; toplumsal barışımızın, huzur ve güvenliğimizin önüne geçmiş demektir. Bu durumdan ülkemizin yarar sağlaması mümkün değildir.