Şeker-İş gıdanın geleceğini ele aldı

Şeker-İş Sendikası Ankara’da düzenlediği “Gıdanın Geleceği Ellerimizde” zirvesi ile gıda konusunda insanoğlunu bekleyen riskleri tarafları ile masaya yatırdı.
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

AYSEL KANBER

Şeker İş Sendikası’nın düzenlediği “Gıdanın Geleceği Ellerimizde” zirvesi Ankara’da gerçekleştirildi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin’in de yer aldığı zirvede, çok sayıda akademisyen tarafından gıdanın geleceğinde yeni trend ve algılar, yeni teknoloji ve kaynaklar, sürdürülebilir gıda üretimi, iklim değişikliği, stratejiler ve şekerin geleceği ele alındı. Zirvede konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin, emek örgütleri ve sendikaların sadece emeğin değil, ülkenin suyuna, ekmeğine ve üretimine sahip çıkmasının önemli olduğuna dikkat çekti. Gıda konusunda yapılan son araştırmalar ve verilere göre, önlem alınmaması durumunda gelecekte karşı karşıya kalınacak tehditlere vurgu yapan Bakan Bilgin, “Toprağımızı, gıdamızı koruyacağız. Şekerimize sahip çıkacağız. Şeker-İş’in gösterdiği duyarlılık kadar duyarlılık göstereceğiz” diye ifade etti.

Bakan Bilgin, Orman ve Su İşleri Eski Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu, Prof. Dr.İlber Ortaylı, Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, Şeker-İş Sendikası Genel Başkanı İsa Gök, Ankara Kent Konseyi Başkanı Halil Yılmaz, PANKOBİRLİK Başkanı Ramazan Erkoyuncu’nun da katıldığı zirvedeki konuşmasında, nişasta bazlı şekerin insanlığın geleceğini tehdit ettiğini belirterek şöyle devam etti:

“Emek örgütleri ve sendikaların sadece emeğin değil, ülkenin suyuna ekmeğine ve üretimine sahip çıkmaları önemli. Vatan, emek ve demokrasi olmasa Türkiye ayakta duramaz. Geleceğimizi bu üç eksende kuracağız, her şeyi bu üç eksen üzerinde şekillendireceğiz. Son yaşadığımız salgın da insanın tabiatla olan ilişkisiydi. Tabiatla olan ilişki insanın su, toprak ve canlılarla olan ilişkisidir.  Toprak, su ve hava ile olan ilişkimiz bozulduğunda ayakta kalamayız. Kapitalizm bunları bir tüketim aracı haline getirdi. Kapitalizmin haz duygusunun nasıl bir tahribat yarattığını görüyoruz. Yeni bir çevre, insan ve tabiat ilişkilisine evirilmemiz gerekir. Son yapılan araştırmalar ve veriler önlem alınmazsa gelecekte nasıl bir tehdit ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Toprağımızı, gıdamızı koruyacağız. Şekerimize sahip çıkacağız. Şeker-İş’in gösterdiği duyarlılık kadar duyarlılık göstereceğiz.”

ATALAY’DAN FABRİKA VURGUSU

Zirvede konuşan Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ise “Türk iş olmasaydı şu an devletin elinde bir tane bile şeker fabrikası yoktu” dedi. Fabrikaların satışının gündeme gelmesini kimsenin önemsemediğine dikkat çeken Atalay, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bunu söylemekle dilimizde tüy bitti. 15 fabrika olmasaydı şekeri üç misli pahalı yiyecektik. Su yoksa bu bina ne işe yarar. Gıdanın zirvesi en çok emekçiyi ilgilendiriyor. İmkânı olan bir yerden bir şeyler buluyor çünkü. Bu vatan bizim vatan yoksa ne sendika ne bakan ne de Başkan olur. Türk iş olmasaydı şu an devletin elinde bir tane bile şeker fabrikası yoktu.”

Açılış konuşmasını yapan Şeker-İş Sendikası Başkanı İsa Gök ise, şöyle konuştu:

“Bugün bir ilki daha gerçekleştirecek olmanın ayrı bir heyecanı, gururu ve kıvancını yaşıyoruz. Neden bu zirveyi yapıyoruz? Öncelikle şuna inanın, bu sempozyumda toplanmamız kesinlikle bir tesadüf değil.  Artık bazı şeyleri süzgeçten geçirmenin zorunluluğunu hepimiz biliyoruz ve her şeyin farkındayız.

 

İşte bu sebeple farkındalığımızı harekete geçirerek, sanal gözlüklerimizi çıkarıp dünyaya farklı gözlerden bakabilmenin yollarını aramak üzere bugün bir araya geldik. Sanal gerçekliklerin ileri boyutlara ulaştığı acı ve gözyaşlarıyla dolu evrende herkesin şapkasını çıkartıp önüne koyması gereken bir yüzyılı yaşıyoruz. Savaşlarla sınanan, açlıkla imtihan edilen ve milyonlarca insanın yok oluşuyla sonu henüz belli olmayan bir evrilme yüzyılından bahsediyorum.

Bizler, farklı milletlerden, farklı kültürlerden, farklı renklerden, farklı inanış şekillerinden olsak da gururla, iftiharla gelecek nesillere anlatacağımız çok şeylerimiz olduğunu düşünüyorum.  Cumhuriyet Kuşağı olan Atalarımız tarafından emanet edilen, ülkemiz ve dünya denilen bu mirası, kendi ellerimizle yok etmek gibi bir seçeneğimiz kesinlikle olmamalı. Yaşamalıyız ama yaşatmalıyız…

Gelecek; kapının arkasında değil, yanı başımızda ve şu anda tasarım aşamasında. Eğer bizler gelecekte var olmak istiyorsak, tarım ve gıdanın geleceğine katkı sunmak zorundayız. İklim krizi, hepimizin ortak suçu. Son 10 yıldır yaşanan iklim değişikliği daha yıkıcı olmaya başladı. Bu da gelecek yıllarda gıda krizini tetikleyecek en önemli faktörlerin başında geliyor. İklim krizi ve ona paralel ortaya çıkacak olası bir gıda krizinin, tüm dünyada yeni bir göç dalgasını derinden tetikleyeceği de büyük olasılıklar arasında.

Geçmişi değil ama geleceği değiştirebilir, iyileştirebiliriz. “Gıda egemenliği, kendi kendine yetebilme” hedefleri artık tarım ve gıdanın milli bir mesele olduğu gerçeğini iyice ortaya koyuyor. Aksi halde şeker sektörümüzde olduğu gibi kriz ve risk senaryoları stratejik ürünlerimizin isimlerinin yanından bir türlü ayrılamıyor. Ülkemiz şeker sektöründe yaşanan zorlu mücadeleye rağmen dün alınmayan kararların bugün yarattığı sonuçları görüyoruz. O nedenle milli fikir, karar ve icraatların ne denli önemli olduğunu esasen yaşamadan, fakat yaşadıysak da ders çıkararak hayata geçirmemiz gerekiyor.

Gelin hep birlikte sanal Cennetler yaratmak yerine insanlığa hizmet ederek, özellikle çocukların yatağa aç ve susuz girmeyeceği, tok insanın aç insanın halinden anlayacağı iyi niyet ve duyarlılığın zirveye çıkacağı gerçek Cennetimizi yaratalım.”