“Enflasyona bağlı” kira artışları ile konut fiyat artışları adeta uçuyor

2 milyon liraya kadar 0,99 faizli kredi desteğinin aylık ödemesi 29 bin liraya denk geliyor. Müjde olarak verilen krediyle 2 milyon lirayı bulan evi almak için aylık ödeme 7 asgari ücrete denk geliyor.
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Yanlış para politikaları ekonomik krizi büyüttü. Yüksek enflasyon Türk Lirası’nda yaşanan rekor değer kayıpları sabit ve dar gelirlinin alım gücünü eritti. Derinleşen ekonomik kriz başta beslenme, barınma gibi temel ihtiyaçların karşılanmasını da güçleştirdi. Bu durum sabit ve dar gelirlinin hem barınma hem de beslenme krizini bir arada yaşamasına yol açtı. Vatandaşlar zamlarla baş edemez oldu. Temel gıda maddelerinin fiyatlarında başlayan artışlar, tüm ürünlere yüzde 100’ün üzerinde yansıdı. Uzmanlara göre temel gıda maddelerindeki fahiş fiyat artışları, özellikle gelişme çağında olan çocuklarda beslenme krizine yol açabilir. 

Temel gıda maddeleri gibi konuk fiyatları ve kiralar da yüzde 100’ün üzerinde arttı. Konut piyasasındaki dalgalanmanın önü alınamıyor. Fiyatlar bir yılda Mart 2022 sonu itibariyle İstanbul’da yüzde 147, İzmir’de yüzde 118, Ankara’da yüzde 116 arttı. Türkiye genelindeki yıllık oran yüzde 127’ye kadar ulaştı.

Fiyatlardaki tırmanışta, çimentodan, demire maliyet artışlarıyla birlikte mevduatının buharlaşmasını istemeyen yatırımcının tercihi etkili oldu. Ekonomik kriz derinleşirken başta beslenme, barınma gibi temel ihtiyaçların karşılanması da güçleşti. Yüksek enflasyon TL’de yaşanan rekor değer kayıpları sabit ve dar gelirlinin alım gücünü eritirken, parası olan vatandaşı da yatırım yapmaya yönlendirdi. Elindeki tasarruflarını korumak isteyen vatandaş konuta hücum etti. Birçok yatırım sahibi birden fazla konuta sahip olurken, sabit ve dar gelirli ise artan kira fiyatları karşısında başını sokacak bir ev bulamadı. İhtiyacı olan değil parası olan ev alınca konut krizi ortaya çıktı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre 2012 yılında yüzde 20,90 olan kiracı oranı 2021’de yüzde 26,76’ya çıktı. TÜİK verilerine göre 82,8 milyon kurumsal nüfusun 22 milyon 158 bini kiracı olarak yaşıyor.

Kiracı sayısı günden güne katlanırken yüksek kira fiyatlarındaki artış da rekor kırdı. TÜİK verilerine göre Mayıs ayı kira artış oranı yüzde 34,46 oldu. Ancak büyükşehirlerde yüksek artışlara rağmen talep hızla yükseliyor. Özellikle İstanbul’da emlak ofislerinde kiralık ve satılık konut için yüksek fiyatlara rağmen yoğun talep oluşuyor. Öte yandan emlakçılar yabancıların konutlara talebinin de konut fiyatlarını artırdığını söylüyor. Bunun yanında inşaat maliyetlerindeki artışlar ve konut stokunun yetersiz olması kira fiyatlarında artışa neden oluyor. 2018’de alınan bir kararla yabancılara vatandaşlık için ev alınımda öngörülen bedel 1 milyon dolardan 250 bin dolara indirildi.

 

Asgari ücretli ev alamıyor

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezinin (BETAM) hazırladığı “Konut Piyasası” raporuna göre, Türkiye genelinde ortalama satılık konut ilan metrekare cari fiyatı yüzde 134,3 artarak 8 bin 656 TL oldu. Buna göre 4 bin 250 lira olan asgari ücret, konutta yarım metrekare fiyatı olan 4 bin 328 lirayı dahi karşılayamıyor.

 

Erdoğan’ın müjdesi dar gelirliyi memnun etmedi

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısı sonrasında konut finansmanı için üç yeni paket duyurdu. Açıklanan pakete göre, 2 milyon liraya kadar 0,99 faizli kredi desteğinin aylık ödemesi 29 bin liraya denk geliyor. Müjde olarak verilen krediyle 2 milyon lirayı bulan evi almak için aylık ödenmesi gereken kredi 7 asgari ücrete denk geliyor.

Birinci pakette ilk kez konut alacaklara, 2 milyon liraya kadar değere sahip birinci el satın almalar için, 10 yıla kadar vadeli ve aylık yüzde 0,99 faizle kredi verilecek.

Birinci ve ikinci el konutları kapsayan ikinci pakette, konut değerinin en az yarısı 1 Nisan 2022 tarihinden önce açılmış döviz tevdiat hesaplarının bozdurulması veya fiziki altınların Merkez Bankası’na satılarak karşılanması şartı ile alınacak konutlar için bu paketten yararlanılabilecek. Bu paket konut değeri 2 milyon lira ile sınırlı bu paket, 10 yıla kadar vadeli ve aylık yüzde 0,89 faizli konut kredisi içeriyor. Erdoğan, bu paketin bir amacının da “döviz ve altın varlıklarının Türk Lirası’na dönüşümünü teşvik etmek” olarak açıkladı.

Üçüncü paket ise inşaat sektörüne yönelik. Mayıs başı itibarıyla yüzde 40’ı tamamlanmış ve asgari yüzde 50’si satılmamış inşaat projelerinin tamamlanabilmesi için 20 milyar liralık kaynak ayrıldı. Bir yıl boyunca konut fiyatlarını internet sitelerinde duyurdukları fiyatta sabit tutma taahhüdü veren firmalar, belli rakama kadar ve 36 ay vadeyle bu finansmandan yararlanabilecek.

Halkın büyük bölümü asgari ücret ve altında bir gelirle yaşam mücadelesi verirken 3+1 dairelerin fiyatı 1 milyon liranın üzerine çıktı. 4 bin 250 TL ücret alan bir asgari ücretlinin yeni kampanyadan yararlanması imkansız görünüyor.

Asgari ücretin altında maaş…

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) araştırmasına göre ise Türkiye’de 12.3 milyon emekliden yaklaşık 8 milyonunun maaşı asgari ücretin altında. 2.6 milyon emekli ve ölen sigortalıların hak sahipleri olarak dul ve yetimlerin aldığı maaş ise asgari ücretin yaklaşık 4’te biri.

DİSK’in araştırması asgari ücretle çalışanların da giderek arttığını ortaya koydu. Araştırmada Türkiye’de 10 milyon işçinin asgari ücretin altında veya az miktarda üstünde çalıştığı belirlendi. Bu araştırmaya göre 10 milyon işçi en düşük açlık sınırının altında bir gelirle ailesini geçindirmeye çalışıyor. Tüketici Hakları Derneği’nin araştırmasına göre ise Türkiye’de 10 bin lira aylık geliri olmayan 66 milyon kişi bulunuyor.

****

“AKP İKTİDARI MASLOW’UN İHTİYAÇ HİYERARŞİSİNİ TEPE TAKLAK ETTİ”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) – İnsan ihtiyaçları üzerine araştırmalar yapan A. Maslow 1943 yılında gerçekleştirdiği yayında, ihtiyaçları 5 ana gruba ayıran bir piramit şeklinde tanımladı.  İnsanın en temel ve yaygın ihtiyaçları olarak, ilk iki grup maddi ihtiyaçlardan oluşur. Maddi ihtiyaçların ilk grubu nefes alıp vermek, yeme,  içmek, seks, uyku ve barınmak gibi fizyolojik ihtiyaçlardan oluşur.  Bunu maddi ihtiyaçların ikinci grubu olan;  canın, malın ve en yakınların olarak ailenin ve konutun güvenliği ile ilgili ihtiyaçlardır.  Fiziki varlık ve güvenlik ihtiyacının bir üstünde sosyal ihtiyaçlar gelir.  Sosyal ihtiyaçlar da kendi içinde iki gruba ayrılır.  İlki grup aidiyeti olarak, yardımlaşma, dayanışma, sevilme, şefkat gibi sosyal ihtiyaçların karşılanması ile ilgili olup genellikle aile içinde karşılanırlar.  Sosyal ihtiyaçların ikinci kategorisi olarak, sosyal çevre tarafından takdir edilme,  özgüven, başarı, fark edilme ve tanınma ihtiyaçları yer alır. Maslow’un ihtiyaç hiyerarşisinin en tepesindeki beşinci ihtiyaç grubu, kendini bilme, yaratıcı ve yenilikçi olma, anlama, erdemli olma, özsaygı,  karşılıklı saygı, empati, önyargısız davranma, gerçeği savunma gibi ihtiyaçları kapsar.  İnsanlar psikolojik olarak, önce maddi olan temel ihtiyaçlarını karşılama ile yaşama başlar ve kişiliği geliştikçe daha yukardaki ihtiyaçları karşımaya yönelirler. Tarım toplumları, daha çok en temel ihtiyaçların karşılanması ile ilgili oldu. Sanayi uygarlığı lüks maddi ihtiyaçları karşılamaya yönelikti. Bilgi toplumu ise en üste yer alan iki grup ihtiyacın karşılanmasına fırsat yaratan bir özelliğe sahiptir.  Çağdaş toplumsal ve ekonomik gelişmenin rotası bu yönde gelişmektedir.

Ne var ki, AKP iktidarı Türkiye’de bu rotayı geri çevirdi ve Maslow’un ihtiyaç hiyerarşisini,  tepe taklak edip, ülkemizdeki alt ve orta tabakalar için temel ihtiyaçlar olan, yeme içme ve barınma ihtiyaçlarının bile karşılanamayacağı bir duruma taşıdı. Öncelikle İhvan eğilimli tutumları nedeniyle, ülkenin rotası çağdaş bir toplum olma yönüne değil;  Orta Doğu toplumu olma rotasına sokuldu. Akıl, bilim ve çağ dışı ekonomi politikaları ile de, alt sosyal tabakalar mutlak yoksulluk ve yoksunluğa itildi. Orta tabakalar da eriyerek hızla bu sürece sokuluyor. İşsizlik ve enflasyonda dünya liderliğine doğru yol alıyoruz. Yanlış ve günlük politikalar halkın beslenme kaynağı olan tarımı çökertti. Halkın beslenmesi için zorunlu olan tarımsal ürünler üretilemez oldu. Sadece ticaretin desteklendiği strateji ile bunların ithalat ile karşılanabileceği sanıldı. Enflasyon ve kur politikasındaki çağ ve bilim dışı uygulama ile yapılan ithal malı ürünler sadece üst tabakaya hitap eder duruma geldi.

Kısacası toplumumuzun büyük çoğunluğu, en temel ihtiyaçlar olan beslenme ve barınma ihtiyaçlarını bile karşılayamayan bir geri kalmışlık ve yoksunluk düzeyine itildi. Askıda ekmeğe muhtaç edildi. Sağlıklı beslenemeyen, et, süt, peynir ve yumurta bile alamayan bir bebek neslinin sağlıklı beyin gelişmesi gerçekleşemez. Sağlıklı beslenmeyen annenin sütü bebekler ve onların beyin gelişmesi için yeterli olamaz. Yetersiz beslenmeden kaynaklanan bir seri hastalık yanında yaşanacak zihinsel gerilik, başka ülkeler çağ atlarken bizim toplumumuzu sömürge olmaya iter.  Diğer yandan bugünkü enflasyon, pahalılık ve kira artışları, en kısa zamanda evsizler ordusu yaratacak türdendir.  Ayrıca artacak kent suçlarına davetiyedir. Bu hızlı enflasyon ortamında, bir miktar düşürülmüş faiz oranları, yoksulların konut sahibi olmasını asla sağlamayacaktır. Bu derecede uçuruma itilmiş bir toplumda günlük çözümler sonuç vermez. Çözüm için zihniyetin, sistemin ve ülkeyi bu duruma sürüklemiş olan akıl, bilim ve çağ dışı uygulamaların ve uygulayıcıların değişmesi gerekir. Aklın, bilimin ve çağın rotasında yürüyen politikalar gerekiyor.

 

*****

“YOKSULLAŞMANIN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI!”

Mehmet Şakir Örs (Gazeteci / Yazar) – Toplumun geniş kesimleri derin bir yoksullaşma sürecini yaşıyor. Halkın sabit ve dar gelirli kesimi, bu yoksullaşma sürecinden alabildiğine etkileniyor. Ekonomik kriz ve buhran, bu süreci daha da tetikliyor! Günlük hayatın içinde hemen her gün, bu krizin ve buhranın yansımalarına tanık oluyoruz.

Gıda ve barınma krizi giderek tırmanıyor. Ev kiralarında olağanüstü artışlar yaşanıyor. Kirada yaşayan yurttaşlar, bu artışları karşılamakta zorlanıyorlar. Enflasyon ve gıda fiyat artışları, mutfağı adeta yangın yerine dönüştürüyor! Halkımız, sağlıklı biçimde beslenemez hale geliyor. En zorunlu ve yaşamsal ihtiyaçlar bile karşılanamaz oluyor. Bu olumsuzluklardan en çok da gençler ve çocuklar etkileniyor. Normal gelişimlerini sağlayamıyorlar. Sağlıklı ve yeterli beslenemeyen öğrencilerin, çocukların durumları, okullarda öğretmenlerin yüreklerini dağlıyor! Birçok eğitimci ve veli, çaresizlik içinde adeta kıvranıyor!

Yoksullaşmanın bir başka çarpıcı göstergesi, işsizliğin ve gelir adaletsizliğinin / dengesizliğinin artması. Resmi veriler bile bu gerçeklerin üzerini örtemiyor. Hafta içinde açıklanan TÜİK rakamlarına göre, martta dar tanımlı işsiz sayısı bir önceki aya göre 153 bin kişi artarak 3 milyon 894 bin kişi oldu. Geniş tanımlı işsiz sayısı ise bir önceki aya göre 0,6 puan artarak yüzde 22,7’ye ulaştı. Aslında hayatın gerçekliğinde bu oranların çok daha yüksek olduğunu hemen herkes kabul ediyor. Sendikaların ve bağımsız kuruluşların araştırmaları da bu acı gerçeği ortaya koyuyor. Örneğin DİSK-AR’ın geniş tanımlı işsiz sayısı 8,4 milyon. İçinde bulunulan ortam ve koşullarda; işsizlik, işsiz vatandaşlar ve özellikle de genç işsizler için adeta ‘ateşten gömlek’ haline geliyor!

Günümüzde ülkemizin ve halkımızın temel gündemini, işte bu konular oluşturuyor. Bu konuların konuşulup tartışılmasını istemeyen iktidar çevrelerinin ya da onların oyununa ortak olarak ‘cambaza bak’ siyaseti güden çevrelerin algı oyunlarına ve gündem çarpıtma girişimlerine prim verilmemelidir. Halkımızın büyük çoğunluğu, iktidardan umudunu kesmiştir. Kendi sorunlarına muhalefetin sahip çıkmasını istemekte ve beklemektedir.

Başta 6’lı birliktelik olmak üzere muhalefet partileri ve çevreleri, tamamen halkın gündemine ve sorunlarına odaklanmalıdır. Muhalefet, gündemin değiştirilmesine ve çarpıtılmasına izin vermemelidir. Yalnızca bu da yetmez, aynı zamanda bu sorunların çözümü için ortaklaşa politikalar ve projeler oluşturmalı ve halkla / seçmenle bunları paylaşmalıdır.

İktidarın, yoksulluk burgacında kıvranan geniş kesimlerle adeta dalga geçercesine, sözde müjde niyetine betonlaşmayı / inşaatçıları destekleme paketleri açıklamasına karşın; muhalefet, öncelikle kapsamlı ‘yoksullukla mücadele programı’ hazırlamalıdır. İktidara geldiklerinde ve ülkemizin yeni döneminde, bu sorunların nasıl çözüleceği, bıkmadan usanmadan en geniş kesimlere anlatılmalıdır. Halkımız / vatandaşımız, çaresiz ve çözümsüz bırakılmamalıdır. Fakirleşmenin ve yoksullaşmanın, vatandaş üzerindeki dayanılmaz ağırlığı hafifletilmelidir!