Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Yeni turizm sezonu ve Isparta

Hayli sert bir kış geçirdik. Yine hayli moral bozucu şeyler yaşadık. Ülkemizi ve insanını bir türlü huzura kavuşturamadık.

Hayat şartları, geçim sıkıntısı, tepetaklak olan ekonomimiz milletin çoğunluğunu sıkıntıya soktu. Hele son zamanlardaki hayli değişken iklim, dengesiz hava ısısı, kum fırtınası filan iyice serseme döndük. Sadece biz olsa iyi, üç-beş kere don yiyen meyve ağaçları, tarla ve seralardaki sebzeler bile sert kıştan nasibini aldı. Her yıl Nisan ayında açan Isparta’nın gülleri dahi hala tomurcukta. Neyse havalar ısınmaya başladı, Hıdırellez’i kutladık, güneş yüzünü iyice gösteriyor artık.

İnşallah bu yıl iyi bir turizm sezonu yaşayacağız. Uçaklar peş peşe inmeye başladı havaalanlarımıza. Yıllardır hasret kaldığımız Avrupalı turistler, erken gelmeye başladılar ülkemize. Henüz ortalıkta Ruslar ve Ukraynalılar görünmüyor. Savaş sürdüğü sürece de gelmelerini beklemek hayal olur. Ama Avrupalı turistteki artış ve Avrupa’dan patlayan rezervasyonlar, zararımızı hafifletecek gibi. Paramızın inanılmaz değer kaybedişi ve enflasyon, ülkemizi turistler için neredeyse sudan ucuz bir duruma düşürdü.

Güney sahillerimizde Mayıs-Haziran için ücretler çok düşük. Tatil köylerinde fiyatlar (her şey dahil) 25-30 Euro civarında geziniyor. Temmuz Ağustos’ta 50-60 Euro’yu yakalayamazsak eğer, büyük işletmeler masraflarını ancak korurlar. Ama Ege’de durum farklı. Çünkü Ege otel ve tatil köylerinin çoğunda, her şey dahile veda edilmiş. Oda kahvaltıya dönülmüş mecburen. Bazıları akşam yemeğini de eklemek zorunda kalmış. Piyasa o kadar pahalı ki, her şey dahil batırır işletmeciyi. Marmara ve Karadeniz’de zaten yok bu sistem.

Dün üçe aldığını bugün beşe alamıyorsun. Fiyat istikrarsızlığı işletmecileri kara kara düşündürüyor. Vaktinde stoklarını tamamlamayanlar, hayli sıkıntı çekecekler. Durum öyle gösteriyor. Ama işler iyi gider de, Türk turizmi bu yıl sürümden kazanırsa mesele yok. Otelcilerin de, acentaların da, restoranların da, kafe ve barların da, nakliyecilerin de yüzü güler. Geçen hafta Marmaris’teydim, hafta sonu Isparta ve Burdur bölgesini gezdim. Bodrum’da da dış turizm açısından umut verici gelişmeler gözlemledim. Dedim ya, sezon erken açıldı bu yıl. Olumsuz hava şartlarına rağmen Marmaris hayli canlıydı. Bodrum’a ilk defa dev yolcu gemileri gelmeye başladı. Kuşadası-İzmir ve Çeşme’den de güzel haberler geliyor.

Turizm Bakanlığı ile sektör el ele verip, inanılmaz güzellikte tanıtım filmleri yaptılar. Bu filmler dünyanın tüm ülkelerinde, televizyonlarında, caddelerinde, hatta otobüslerin yan cephelerinde bile gösteriliyor. Türkiye çok akıllıca tanıtılıyor artık. Facebook, Twitter, Instagram’da bile var. İnternet rezervasyonları, acentaların pabucunu dama atacak gibi. Bakanlıkla otel ve tatil köyleri ortak bir tanıtım ajansı kurmuşlar, tüm işletmeler buraya maddi katkı sağlıyor ve böylece gerçekten çok güzel tanıtıcı eserler ve reklamlar ortaya çıkıyor. Bu ajansın etkisinin meyvelerini toplamaya başlayacağız. Çünkü rastladığım turistlerin bazıları, kendi ülkelerinde gördükleri reklamlar sonucu yola çıktıklarını söylediler. Bu memnuniyet verici durumun altını çizmeliyim.

Isparta ve Burdur bölgesinde de bir kımıldama var. Diyeceksiniz ki, Isparta ile Burdur ne alaka? Çok alakası var. Turizm sadece kum, güneş, denizden ibaret değil. Kültür turizminin büyük payını da unutmamalıyız. Türkiye müthiş bir kültür hazinesine, harika ören yerlerine, çok değerli müzelere ve hepsi de birbirinden önemli antik kentlere sahip bir ülke. Akdeniz ve Ege’dekileri biliriz ama Isparta ve Burdur gibi turizm açısından akla gelmeyen iki ilimizde de örneği çok az bulunacak büyüklük ve değerde antik kentlerimiz var. Hatta bunlar bildiklerimizle rahatça boy ölçüşür, hatta geçer bile. Örneğin Burdur Gölhisar’daki Kibyra ve Ağlasun ilçesindeki Sagalassos antik kentleri gibi.

Kibrya 12-13 bin kişilik stadyumu, görsel bir şaheser olan Medusa mozaiği, Meclis Binası ve Roma Hamamı ile mutlaka görülmesi gereken bir antik kent. Geze geze bitiremiyor, gördüklerinize hayran kalıyor, sanki o dönemi yaşıyorsunuz. Roma’nın en önemli şehri Sagalassos ise binlerce yıllık çeşmeleri, sarp kayalara yerleşik konumu ve göz alıcı manzarası ile ülkemizin en etkileyici antik kentlerinden biri. Efes’ten de mi, Aspendostan da mı, bana sorarsanız öyle. Pek anlamam arkeolojiden ama mutlaka hepsinin ayrı bir değeri vardır. Hele Sagalassos harika bir yer…

Burdur ve Isparta’yı dolaşırken, Salda gölüne de uğradım. Gerçekten şaheser bir göl. Son alınan tedbirlerle düzenli hale getirilmiş, sahili boşaltılmış ve devlet tarafından çok güzel bir restoran, tahta oturma ve piknik alanları, temiz tuvaletler yapılmış. Ayrıca güvenlik ve kontrolü de ciddi bir şekilde yapılıyor. Ancak personeli, kıyafetleri ve yönetimi çok başarılı olan devlet-özel sektör işletmesinin yemekleri bir felaket. Mutlaka düzeltmeleri lazım. Gül ve lavanta turizminden de bahsetmeliyim sizlere. Isparta gülden yılda 500 milyon dolardan fazla gelir sağlıyor. Lavantadan kazandığı ise cabası.

Isparta’nın Güneykent köyünü mutlaka görmelisiniz. Dağa taşa gül ekilmiş. 8000 çiftçinin üye olduğu bir kooperatifleri var.

Gül kozmetiğin ana maddesi. Gülden krem, kolonya, oda spreyi, deodorant, lokum reçel gibi 100 çeşit ürün elde ediyorlar. Gül yağının yüzde 95’i Fransa’ya gidiyor. Isparta’da toplam 3000 ton çiçekten 1 ton gülyağı elde ediyorlar. 1 kilo gülyağının fiyatı 7000 Euro. Eskiden 15-20 bin Euro’ymuş ama Çinliler sentetiğini üretip fiyatı iyice düşürmüşler. Bu Çin çok yaman ülke, bizim Isparta gülümüzü bile götürüp orada rahatça üretmeye başlamışlar. Öyle olunca uluslararası fiyat da düşmüş iyice. Isparta gülünün sezonu çok kısa olup, Mayıs-Haziran arasında 45 günde toplanıp, fabrikalarda işlenmeye başlanıyor. Gül turizmi Isparta’ya yılda 45-50 bin turist getiriyor. Çinliler, Japonlar, Endonezyalılar, Almanlar ve Ruslar çoğunlukta.

Kapadokya’dan da çok güzel haberler ulaşıyor. Yaz-kış turizm durmaksızın devam ediyor burada. Üstelik fiyatlar çok üst düzeyde. En pahalı turizmimiz ve turizmden en iyi parayı kazandığımız bölgemiz haline geldi Kapadokya. Türkiye turizmin en zengin ülkelerinden biri. Ülkeyi iyi yönetebilsek, siyasi kavgalara ve milleti bölen gayretlere bir son verebilsek var ya, turizmden çok daha büyük paralar kazanabiliriz. Bu şartlarda bile turizmi yere düşürmüyoruz ya, inanılacak gibi değil ama, gerçekten büyük başarı. Turizm yaşam ve iklimine aykırı bir sürü tuhaf uygulamamıza rağmen, yine de turizm bizi beslemeye devam ediyor. Pes doğrusu, aman nazar değmesin.