Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Savaş NATO üyeliğine başvuracak Finlandiya’ya mı sıçrıyor?

Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşın Mayıs ayı başında nispeten düşen temposu son birkaç gündür tırmanmaya başladı. Rusya, 21 Nisan’da bütünüyle ele geçirdiğini iddia ettiği Mariupol’deki Azovstal çelik fabrikasında direnen Ukrayna askerlerine karşı 11 Mayıs’ta yeni bir harekât başlatmış, ardından Mikolayev ve Odessa’yı bombalamıştır. Ukrayna ordusu ise ülkenin kuzeydoğusundaki Harkov’a bir karşı taarruz icra ettiğini, kentteki Rus birliklerinin püskürtüldüğünü ve harekatın Rusya sınırına doğru geliştirildiğini duyurmuştur. Görünen o ki; Rusya, Mariupol’deki direnişi kırmada ve Kuzey cephesinde tutunmakta zorlanmaktadır, buna karşılık Ukrayna ordusu kuzeyde kısmi üstünlük sağlamayı başarmış ve Azovstsal, Ukrayna direnişinin sembolü haline gelmiştir.

Cephede bunlar olurken ABD ve Avrupa’nın Ukrayna’ya desteği artarak devam etmekte, Rusya’nın karşısındaki cephe gittikçe genişlemekte, Rusya da bütün bu cepheye karşı tehditler içeren saldırgan tavır almaktadır. Özetle:

ABD Temsilciler Meclisi Ukrayna için büyük bölümü askeri harcamalar olmak üzere toplam 40 milyon dolarlık yeni bir yardım paketini onaylamıştır. İngiltere ve İsveç arasında ortak güvenlik anlaşması imzalanmıştır. Buna göre İngiltere, İsveç’in saldırıya uğraması halinde askeri destek garantisi vermektedir.

Çekya, Ukrayna direnişine katılmak isteyen vatandaşlarına izin verdiğini açıklamıştır. Bir Avrupa ülkesinde sivil halkın Ukrayna için gönüllü olması dikkat çekicidir. Bence bu durum sivillerin hassasiyetinden ziyade, paralı askerliğin ne kadar yaygınlaştığının ve uluslararası paralı asker transferinde devlet desteğinin meşrulaştığının göstergesidir.

Litvanya, Rusya’yı “terör destekçisi bir ülke olarak kabul ettiği” kararı aldığını ilan etmiş, Rusya, Litvanya’nın bu kararının “kışkırtıcı ve aşırılıkçı bir provokasyon” olduğu açıklamasını yapmıştır.

Avrupa Diplomasisi Başkanı Josep Borrell, “AB’nin Rusya-Ukrayna müzakerelerinde arabulucu olamayacağını, AB’nin görevinin Ukrayna’yı müzakerelerde güçlü konuma getirmek olduğunu, bunun savaşı uzatmak anlamına gelmeyeceğini” beyan etmiştir. Oysa ABD’nin ve AB’nin tavırları ve Ukrayna’yı güçlü konuma getirme çabaları savaşın uzamasını tercih ettikleri izlenimi vermektedir. Borrell’in bu açıklaması AB’nin resmi görüşü haline gelirse Avrupa’da Türkiye’nin arabuluculuk rolü sorgulanır hale gelecektir. Bunun doğuracağı risklerin şimdiden hesaplanması gerekmektedir.

Finlandiya ve İsveç Tehlikede

Bu süreçte en dikkat çekici gelişme Finlandiya ve İsveç’in kararlarıdır. Finlandiya Cumhurbaşkanı ve Başbakanı, ortak bir yazılı açıklamayla ülkelerinin NATO’ya katılmak için en kısa zamanda başvuru yapması gerektiğini söylemişlerdir. İsveç ise NATO’ya katılıp katılmama konusundaki resmi kararını 15 Mayıs’ta açıklayacağını duyurmuştur. Bilindiği gibi NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, geçtiğimiz ay sonunda Avrupa Parlamentosunda yaptığı konuşmada; Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine başvurmasını memnuniyetle karşılayacaklarını ve sürecin hızlı ilerleyeceğini söylemiştir. Bu durumda bu iki ülkenin NATO üyeliğinin hızla gerçekleşeceği görülmektedir. Bu gelişmenin nasıl sonuç vereceğini zaman gösterecektir. Bilindiği gibi Rusya daha önce bu ülkeleri NATO’ya üye olmamaları konusunda uyardığını, üye oldukları taktirde kendi önlemlerini alacağını söylemiş, hatta Finlandiya sınırına askeri sevkiyata başlamıştı. Son gelişme üzerine Rusya’dan “Finlandiya’nın NATO’ya katılmasının Rusya için büyük bir tehdit olduğu, NATO’ya katılırsa Rusya’nın meşru hedefi olacağı” şeklinde tepkiler gelmiştir.

Sanıyorum karşılıklı bu açıklamalar tarafları geri adım attırmaya yöneliktir. Yine de Putin’in karakteri göz önünde bulundurularak en kötü olasılığa hazırlıklı olunmalıdır. Putin geri adım atmaz ve NATO üyesi bir ülkeye saldırmaya kalkarsa NATO ile Rusya’nın fiili olarak karşı karşıya gelmeleri kaçınılmaz olacaktır. Bu durum ülkemizi de etkileyecektir. Bir NATO üyesi olan ülkemizin NATO ile Rusya arasındaki muhtemel bir savaşın dışında kalması mümkün değildir. Böyle bir durumda ABD ve İngiltere durumu uzaktan idare ederken Rusya ile sınır komşusu olan Türkiye ve Finlandiya gibi ülkeler, tıpkı Ukrayna gibi savaş alanı haline gelecektir. Ayrıca, böyle bir durumda hangi ülkelerin Rusya ile birlikte hareket edeceği de önemlidir. İran, Suriye, Ermenistan, Çin ve Kuzey Kore gibi ülkelerin Rusya tarafında yer almaları savaşın yayılmasını tetikleyecektir. Bu olasılık İran, Suriye ve Ermenistan’la komşu olan ülkemiz açısından risk içermektedir. Umarım bütün bunların hesapları yapılmıştır. Ülkemiz ABD’nin telkiniyle Arap ülkeleri ve İsrail’e yakınlaşırken ve Mısır’la ilişkileri geliştirmesi telkin edilirken hala Suriye ve İran’a soğuk durması bende endişe yaratmaktadır. Hesaplar içinde nelerin olduğunu bilmemiz mümkün değildir. Ama 2’nci Dünya Savaşında olduğu gibi muhtemel bir küresel çatışmaya müdahil olmamak için ne gerekiyorsa yapmamız yararımıza olacaktır.