Enflasyon, sanayi için istikrarsızlık sorunu yaratıyor

İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, dünyada süregelen belirsizlik ortamının yanı sıra enflasyonun reel gelirlerde yarattığı erozyon nedeniyle iç talepte yaşanabilecek bir soğumanın büyüme performansını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti.
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

 İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisi’nin nisan ayı olağan toplantısı, “Katma Değerli Yenilikçi Üretim ile Küresel Değer Zincirlerinde Üst Sıralara Çıkmak İçin Yatırım, Üretim ve İhracat Odaklı Ekonominin Türkiye İçin Önemi” ana gündemi ile Odakule Fazıl Zobu Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açılış konuşmasını yaptığı toplantıya, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati konuk olarak katılarak gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 

İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, pandemi öncesinde kızışan teknolojik rekabet, iklim değişikliği ve küreselleşmenin geleceğine ilişkin tartışmaların yönlendirdiği küresel değerler zincirlerindeki dönüşüm sürecinin pandemi ile birlikte oldukça hız kazandığına dikkat çekti. Küresel şirketlerin yoğun bir şekilde tek tedarikçiye olan bağımlılıklarını azaltmaya ve tedarikçilerini farklılaştırmaya çalıştığının altını çizen Bahçıvan “Bu amaçla üretim merkezlerini hedef pazarlara yakın alternatif lokasyonlara kaydırmaya, yerli üretimi teşvik etmeye ve tedarik sürelerini kısaltmaya çabalıyorlar. Bu değişimin yanı sıra artık tedarik zincirlerinin esnekliği önem kazanıyor. Daha sağlam ve yeşil tedarik zincirlerinin altı çiziliyor. Dijital dönüşüm ise zincirin tüm halkalarına yayılıyor. Özetle, küresel değer zincirlerinde kartlar yeniden dağıtılırken bu sürece hazırlıklı olan ülkeler oyunun kazananı olacak” dedi. 

Türkiye’nin uygun coğrafi konumu, genç nüfusu, üretim kabiliyeti, dinamik özel sektörü, vasıflı ve rekabetçi işgücü, uluslararası serbest ticaret ağları ve güçlenen altyapısıyla bu süreçte öne çıkan adaylardan biri olduğunu vurgulayan Erdal Bahçıvan “Küresel değer zincirlerindeki yeniden yapılanmanın gerisinde kalmak istemiyorsak bu değişimi iyi anlamak ve hızlı aksiyon almak durumundayız. Bu bağlamda çevreye duyarlı, sürdürülebilir, teknoloji odaklı, yeteneklerin ve verimliliğin öne çıkarıldığı bir üretim modeline geçmemiz gerekiyor. Öte yandan, böyle bir üretim modeli, ekonomimizin temel sorunları olan ithalata bağımlılığın azaltılması ve yapısal cari açığın önlenmesinde de hayati bir rol oynayacaktır” dedi.  

Türkiye’nin mevcut durumuna bakıldığında, yeni döneme hem fırsatlar hem de risklerle girdiğini gördüklerini belirten İSO Yönetim Kurulu Başkanı Bahçıvan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bildiğiniz üzere geçen yılı sanayi sektörü öncülüğünde ve ihracatta sağlanan güçlü artış sayesinde çift haneli büyümeyle kapatmayı başardık. Ne var ki, küresel emtia fiyatlarındaki yükseliş ve Türk lirasındaki değer kaybı sonucu aynı zamanda ciddi bir enflasyon sorunuyla da karşı karşıya kaldık. Hiç kuşkusuz, sanayi sektörümüz yüksek enflasyondan olumsuz etkilenen kesimlerin başında gelmekte. Artan maliyetler nedeniyle işletme sermayesi ve finansman ihtiyacında ciddi bir artış söz konusu. Yine yatırımların planlanmasından piyasada fiyat belirlemeye kadar pek çok süreç olumsuz etkileniyor. Bu anlamda enflasyon sanayici için önemli bir istikrarsızlık ve öngörülebilirlik sorunu yaratıyor.”

 

İç talepte yaşanabilecek soğuma büyümeyi de olumsuz etkiler

Sanayi sektörünün son dönemlerde yüksek karlılıkla çalıştığı yönünde bir algı olmakla birlikte, bu karlılığın belirli sektörlerde yüksek döviz kuru ve emtia fiyatlarından da destek aldığının gözden kaçırılmaması gerektiğinin altını çizen Erdal Bahçıvan, sanayinin yeni yatırımları gerçekleştirebilmesi için dönemsel ve belli koşullara bağlı karlılığa değil sürdürülebilir bir karlılığa ulaşmasının önemine değindi. 

Enflasyonun olumsuz etkilerinden birinin de büyüme tarafında ortaya çıktığını belirten Bahçıvan, “Dünyada süregelen belirsizlik ortamının yanı sıra enflasyonun reel gelirlerde yarattığı erozyon nedeniyle iç talepte yaşanabilecek bir soğuma, büyüme performansımızı da olumsuz etkileme potansiyeli taşımaktadır. Nitekim PMI gibi öncü ekonomik göstergeler de ilk çeyrekte bir ivme kaybına işaret ediyor. Dünyadaki enflasyonist ortam, yurtiçinde ise beklenti kanalı ve fiyatlama davranışlarındaki bozulma düşünüldüğünde yüksek enflasyonun uzun bir süre daha bizimle beraber olabileceğini göz önünde bulundurmalıyız. Bu bağlamda ortaya konulan çabaları desteklemekle beraber, enflasyonu kalıcı olarak düşürebilmek için daha fazla gayrete ihtiyaç olduğunun da altını çizmek istiyorum” dedi. 

 

Gıda enflasyonunda çözüm, tarım sektöründe aranmalı

Enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan fiyat denetimlerindeki bazı sıkıntılara da değinen Bahçıvan, hiç tereddütsüz İSO olarak bu süreci istismar etmeye kalkışanların her zaman karşısında olduklarını dile getirdi. Bununla birlikte denetimlerin herkese potansiyel suçlu olarak bakılması noktasına getirilmemesi ve dürüst şirketlerin zan altında kalmamasına azami özen gösterilmesi gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “Diğer taraftan gıda enflasyonu söz konusu olduğunda sorunun ve çözümün en başta üretim tarafında ve tarım sektöründe aranması gereği de unutulmamalı. Nitekim savaşla birlikte çeşitli tarım ürünlerinde yaşanan fiyat artışları, tüm dünyada ülkelerin yeterli üretim tabanına sahip olmasının stratejik önemini bir kez daha ortaya koydu. Bilindiği üzere enflasyon artışında belirleyici unsurlardan biri olan enerji, sanayimizin en önemli girdisini ve maliyet kalemini oluşturuyor. Doğalgazda yaşanan fiyat artışlarının getirdiği yükün büyük ölçüde sanayi sektörü tarafından karşılanıyor olması, sanayimizin rekabet gücünü son derece olumsuz yönde etkilemektedir. Enerji kullanma politikasını doğalgaza çeviren birçok sanayici uygulanmakta olan fiyat tarifesinden olumsuz etkileniyor. Sanayide yüksek limitlerde doğalgaz kullanmak sanki israf gibi görülüyor ve bu sebeple adeta doğalgaza güvenenler cezalandırılıyor. Söz konusu fiyat tarifesi kaldırılmalıdır.”

 

Nebati: “Ekonomik dengeler istenmeyen hal aldı”

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati ise konuşmasında, dünya ekonomisinin birçok anlamda çalkantılı ve zorlu bir dönemden geçtiğini söyledi. Son iki yılda yaşanan Covid-19 pandemisinin hemen üstüne patlak veren Rusya-Ukrayna savaşının, emtia ve gıda fiyatları başta olmak ürere tüm ekonomik dengelerin istenmeyen bir hal aldığını belirtti. Bakan Nureddin Nebati “Bunlara ek olarak tedarik zincirinde aksaklıklar ve nakliye fiyatlarında da önemli artışlar yaşanıyor. Tüm bu gelişmelerin sizlerin üretim maliyetlerini önemli oranda artırdığının farkındayız. Bununla birlikte, kaynaklarımızı etkin ve çözüm odaklı bir yaklaşımla kullanıyoruz. Hem siz sanayicilerimizin hem de vatandaşlarımızın maruz kaldıkları maliyetleri önemli ölçüde sübvanse ediyoruz. 2022 yılı Ocak-Mart döneminde sanayicilerimizin kullandığı doğalgaza yüzde 28 oranında sübvansiyon sağladık. Son fiyat artışlarıyla birlikte bu fiyat sadece alım maliyetine yükseldi. Hane halkımızın kullandığı doğalgazda ise sübvansiyon oranı halen yüzde 78 seviyelerinde devam ediyor’’ dedi.
Nebati konuşmasında, Bakanlık nezdine yürütülen araştırmaları referans göstererek, istikrarlı büyümenin inovasyon, koordinasyon ve dengeli bir ekonomi arasındaki ilişkide yattığını söyledi. Şu anda yürütülen Türkiye Ekonomi Modeli’nde önceliğin yatırımları artırmak olduğuna değinen Bakan Nebati, devletin kaynaklarının yatırımda bulunmak isteyen yatırımcılar için etkin ve verimli bir şekilde kullanılmaya devam ettiğinin altını çizdi. Nureddin Nebati, “Bu kapsamda yakın zamanda yatırım, ihracat ve işletme harcamalarına yönelik KGF paketini sizlerin kullanımına sunduk. Ülkemizin üretim kapasitesini ve ihracat potansiyelini artırmak için Selektif Kredi Politikamıza bir yenisini daha ekledik. İhracatçılara ve turizm sektörüne uygun faizli, uzun vadeli TL cinsinden kredi imkânı sunuyoruz. Bu çerçevede, 100 milyar lirası ihracatçılara, 50 milyar lirası ise turizmcilere olmak üzere toplamda 150 milyar liralık uzun vadeli ve düşük faizli kredi imkânı sağlanacaktır. Söz konusu krediler, ihracatı artırıcı, ithalatı azaltıcı alanlara yönelik yapılan yatırımlara aktarılacak. Bunlar arasından da yerli makine ve teçhizat yatırımları önceliklendirilecek’’ dedi.