Türk iş insanlarının “Ukrayna’yı dolandırdıkları” iddia ediliyor

Rusya’nın 21 Nisan’da Ukrayna’nın Mariupol kentini bütünüyle ele geçirdiğini iddia etmesinden sonra iki ülke arasındaki savaşın temposunun nispeten düştüğü dikkat çekmektedir. Son bir haftadır tarafların; cephe savaşından ziyade cephe gerisindeki lojistik tesisleri, ikmal ve takviye noktalarını ve ekonomik hedefleri vurmayı tercih ettikleri dikkat çekmektedir. Ben bu dönemi savaşın müteakip aşamasına hazırlık için tertiplenme süreci olarak değerlendirmekteyim. Bu süreçte savaşan tarafların; bir yandan müteakip planlarının hazırlığını yaparken aynı zamanda karşı tarafın hazırlığını geciktirme, ikmal ve takviyeleri sekteye uğratma ve moralleri bozma amacıyla hareket ettiklerini düşünüyorum.

Rusya savaşın başından bu yana büyük kayıplar vermiştir. Bu durumda ileri harekâtına devam etmesi, muhtemel bir karşı taarruzda çok daha büyük kayıplar vermesine, hatta yenilgiye uğramasına neden olabilecektir. Rusya’nın bu durumunu değerlendiren Ukrayna, başta ABD ve İngiltere olmak üzere pek çok Avrupa devletinden aldığı askeri destekle müteakip harekâta hazırlanmaktadır. Ukrayna’nın müteakip harekâtının öncelikle Mariupol’ü, ardından Kırım’ı kapsayacak büyük çaplı bir karşı taarruz olması muhtemeldir.

Öyle görünüyor ki savaşın ikinci aşamasına doğru gidilmektedir. Bu aşamada bir taraftan hazırlıklar tamamlanırken; diğer taraftan, nükleer çatışma riski, 3’üncü dünya savaşının çıkması ihtimali, Rusya’nın müdahil ülkelere misilleme yapacağı söylemleriyle geniş çaplı bir psikolojik harp yürütülmektedir.

Neredeyse bütün dünya endişe içinde bu gelişmeleri konuşurken, Ukrayna’da insanlar öldürülürken, şehirler yakılıp yıkılırken geçtiğimiz günlerde bazı gazetelerde yer alan “Ukrayna’nın Türk iş insanları tarafından dolandırıldığı” haberi şaşkınlık yaratmıştır. Habere göre Ukrayna İçişleri Bakanlığı İletişim Başkanı Volodymyr Krakovetskyi, silah ve askeri teçhizat alımı için anlaştıkları Türk iş insanları tarafından 5 milyon dolar dolandırıldıkları iddiasıyla Ankara Mali Şube Müdürlüğü ve Ankara Cumhuriyet Savcılığına şikâyette bulunmuştur. Söz konusu olayda, M.Ö.’nün, bir savunma sanayi şirketinin sahibi K.A.’nın ve bunlarla birlikte hareket ettikleri iddia edilen bazı şahısların adı geçmektedir.

Krakovetskyi’nin iddiasına göre, “M.Ö. önce ‘Gürcistanlı bir grubun Ukrayna’ya 70 milyon dolar yardım yapacağını, bu bağışı kendisinin organize edeceğini’ söyleyerek iletişim başlatmıştır. Daha sonra yardım konusu ortadan kalkmış ve iş silah satışına dönüşmüştür. Suçlanan şahıslar satıştan devletin haberdar olduğunu belirtmişler, K.A. MİT’in eski istasyon şefi olduğunu, bir diğeri Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığında çalıştığını söyleyerek, Türkiye’deki etkin siyasetçilerle çektirdikleri fotoğrafları göstererek ve bunu çarpıcı hikâyelerle destekleyerek güvenlerini kazanmışlardır. Varılan anlaşma üzerine Ukrayna Savunma Sanayi Müsteşarlığı ve İçişleri Bakanlığı, K.A.’nın şirketine 11 ayrı havale ile 5 milyon dolar havale etmiştir. Söz konusu silah ve askeri malzemeler belirlenen sürede gönderilmediği gibi suçladıkları şahısların iletişimi koparmaları üzerine dolandırıldıklarını anladıklarını ifade etmişlerdir.”

İddialar doğruysa bu olay dünya dolandırıcılık tarihine geçecek bir skandaldır, Türkiye’nin arabuluculuk çabalarına vurulan bir darbedir ve pek çok soru işaretini barındırmaktadır.

Öncelikle; uluslararası silah ticareti devletlerin sıkı denetimine tabidir. Bunu bütün diplomatik görevliler bilirler. Silah satın alacakları devlete diplomatik yollardan bilgi vermeden bir silah alımına kalkışmaları oldukça ilginçtir. Krakovetskyi ya da Ukrayna resmi makamları bu konuda Türkiye makamlarına başvuruda bulunmuşlar mıdır, başvuru yaptılarsa sonucu nedir? Bunu bilmiyoruz. Silah alımı için temas kurdukları şahısların beyan ve ikna çabalarına güvenmeden önce bu şahısların yetkilerini, yeterli ve güvenilir olup olmadıklarını Türkiye resmi makamlarından teyit etmeleri gerekmez midir, ettilerse sonucu nedir? Bunu da bilmiyoruz.

İkincisi; bazı gazetelerde “silah satış görüşmelerini bir otelde, uluorta yaptıklarından” bahsedilmektedir. Bu doğruysa; bir yabancı devlet görevlisinin bir savunma sanayi şirketi sahibiyle göz önünde, uluorta yaptığı silah ticareti görüşmeleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gözünden mi kaçmıştır? Eğer kaçmışsa bu oldukça önemli bir istihbarat zafiyetidir.

Konunun dikkat çeken bir yönü de suçlanan şahısların kendilerini devletimizin en ciddi, en mahrem kurumlarıyla irtibatlıymış gibi tanıtmaları, devlet görevlileriyle çektirdikleri fotoğrafları göstererek güven kazanmaya çalışmalarıdır. Bunlar devletimizin itibarını zedeleyen görüntülerdir. Bu görüntüler genellikle suiistimal olarak izah edilmekte ya da sessiz kalınmaktadır. Eğer suiistimalse yasal işlem yapılmakta mıdır? Yapılıyorsa neden toplumda güven yaratmak için sonucu paylaşılmamaktadır? Yapılmıyorsa neden yapılmamaktadır?

Bu açılardan bakıldığında bu olay sadece Ukrayna’nın dolandırılması mıdır? Yoksa Ukrayna ile birlikte devletimizi de mi dolandırmışlardır? Eğer böyleyse,  konu bu yönüyle de araştırılmakta mıdır?

Konunun bu yönleri karanlıkta kaldığı sürece arabuluculuk çabalarımıza da büyük ölçüde zarar verecek, devletimize duyulan saygı ve güveni zedeleyecektir. Zira, Türkiye’nin bir taraftan Rusya ve Ukrayna arasında arabuluculuk rolü oynarken diğer taraftan Ukrayna ile gizli silah ticareti yapan bir ülke olarak görülmesine yol açacaktır. Bu saygın bir ülkenin ve saygın bir milletin kaldırabileceği bir tablo değildir. Bu olayın üzerine gidilmesi, bütün yönleriyle açığa çıkarılması, gerçekten bir uluslararası dolandırıcılık olayı olup olmadığının kanıtlanması gerekmektedir. İddialar doğru çıkarsa kim olursa olsun sorumluları ve ihmali görülenler hakkında gereken bütün yasal işlemler eksiksiz yapılmalıdır.