Gezi olayları / Kavala davası kararının gizli gerekçesi; “siyasi inat ve gözdağı” mı?

Karara, Barolar Birliği ve CHP Lideri Kılıçdaroğlu başta sert tepkiler geldi. Yargı süreci devam edecek; karara itiraz edilecek…
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Üçüncü Gezi Davası’nda Pazartesi günü verdiği kararla, iş insanı Osman Kavala’nın “casusluk” suçlamasından beraat ve tahliyesine, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme” suçundan ise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasına hükmetti. Aynı davada, . Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Can Atalay, Mine Özerden, Yiğit Ali Ekmekçi, Tayfun Kahraman’a da 18’er yıl hapis cezası verildi. Tutuksuz yargılanan sanıkların da tutuklanmasına karar verildi.

Oy çokluğu ile alınan karara ise bir hakim şerh koydu. Üye hakim, şerhinde  “Sanıkların üzerlerine atılı suçlardan cezalandırılmalarına yeterli delil bulunmadığından beraat etmeleri, tutuklu sanık Osman Kavala’nın tahliyesi ile diğer sanıkların tutuklanmaması görüşünde olduğunu” belirtti.

Gezi davasının uluslararası alanda yakından izlendi. İnsan hakları örgütleri, Kavala’nın çürük kanıtlarla yargılandığını savunuyor. Kararın Türkiye’yi uluslararası arenada sıkıntıya sokabileceği belirtiliyor.  Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Kavala’nın haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle serbest bırakılmasını isteyen kararlarına uymadığı için Türkiye’ye “ihlal” davası açmıştı.

Öte yandan 47 üyeli Avrupa Konseyi’nin başlattığı ihlal süreci, Türkiye’nin oy hakkı veya Konsey üyeliğinin askıya alınmasıyla sonuçlanabilir.

Hakim AKP’den aday adayı olmuştu

Davada Osman Kavala’nın avukatlarından Evren İşler, mahkeme heyetinin üyelerinden Murat Bircan’la ilgili bir bilgiyi açıkladı. İşler, “Adil yargılanmanın görüntüde de topluma yansıtılması gerekir. Bir yurttaşın burada adil bir yargılama yapıldığını hissetmesi gerekir. Mahkeme heyetini oluşturan üyelerin ismini Google’a yazdığımızda üye hakim Murat Bircan’ın Bafra Belediyesi Hukuk İşleri Müdürlüğü’nde çalışırken istifa edip hakim olduğunuzu görüyoruz. Murat Bircan aynı zamanda AKP’den milletvekili aday adayı da olmuş. Bu dosyada Erdoğan ilk mağdur. Talimat vermeye gerek var mı? Üye hakim onu seviyor zaten” dedi.

Osman Kavala’nın avukatı Köksal Bayraktar da Bircan’la ilgili olarak “Mahkemenin bir karar vermesi lazım, bu karar davadan çekilme şeklinde veya üye hakimin çekilmesi şeklinde olabilir. Biz sizi reddediyoruz” dedi. Ancak mahkeme heyeti, üye hâkim Murat Bircan’ın davadan çekilmesi talebinin “davayı uzatmaya yönelik bir talep olduğuna” karar vererek talebi reddetti.

Siyasetçilerden tepki…

Karara Barolar Birliği, siyasetçiler başta sert tepkiler geldi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM’de partisinin grup toplantısında Gezi davası kararına ilişkin, “Kurgulanmış mahkemelerden adalet çıkmaz. Burada görev alan hakimlerin bir kısmı zaten önceden kararlarını vermişler. Verdikleri kararlar kendi özgür kararlarıyla verdikleri kararlar değil. Talimatla aldıkları kararlar. Talimatla aldıkları kararların altına imza atıyorlar. Bu kurgulanmış mahkemede Osman Kavala, beraat ettiği bir davadan müebbet hapse mahkum oldu. Dünyada böyle bir örnek yok. Böyle bir garabet yok. Ama bizim ülkemizde olur. Çünkü yargı bağımsız değil” diye konuştu,

İYİ Parti açıklamasında, “Adalet duygusuna, vicdana ve hukuka ilişkin endişelerimiz derinleşmiştir” denildi

‘Türkiye Cumhuriyet Devletinin tecrübelerine rağmen 9 yıl sonra mahkemenin ancak karar verebildiği’ belirtilen İYİ Parti’nin açıklamasında, şöyle denildi: “Yargılamayı yapan heyetten bir üyenin tane tane yazdığı muhalefet şerhini okuduğumuzda adalet duygusuna, vicdana, hukuka ve ülkemizin düşürüldüğü duruma ilişkin endişelerimiz derinleşmiştir. Kararı veren heyetin gerekçeli kararını görmeden, deliller ve değerlendirmeyi okumadan lehe ve aleyhe manşetler üzerinden ithamda bulunmak elbette doğru değildir. Ancak medyaya yansıyan muhalefet şerhindeki hususlar doğru ise; yargının tarafsız ve bağımsızlığına müdahaleden daha da ötesi bizzat yargılamayı yapan yargı mensuplarının, muhakeme yetki ve yeteneklerini terk ettikleri anlamına gelir ki, bu daha da vahim bir durumu ortaya koymaktadır”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, verilen mahkumiyet kararlarına ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Uzun tutukluluk süreleri ile adaleti örselerseniz, çelişkili kararlarla hukuku hiçe sayarsanız verdiğiniz hükme saygı kalmaz. Yargı siyasi güce değil, siyasi güç adalete dayanmak zorunda. Yargının içerde ve dışarda itibarını tesis etmek, demokratik siyasetin en temel önceliğidir.” ifadelerini kullandı.

HDP: Gezi Davası’nı kumpaslarla yeni bir yargılamaya dönüştürdüler

Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, TBMM Grup Toplantısında yaptığı açıklamada, şöyle dedi: “Beraatla sonuçlanan Gezi Davası’nı kumpaslarla yeni bir yargılamaya dönüştürdüler.”

TBB: “Karar, yargının kara lekesidir”

Türkiye Barolar Birliği (TBB) karar sonrası yazılı bir açıklama yaptı. TBB karar için “Kara yargının kara bir lekesidir” diyerek ve AİHM ve Avrupa Konseyi’nin verdiği kararlarının çiğnendiğini belirtildi.

“Yargı öç alma aracı olarak kullanıldı”

Barolar Birliği açıklamasında “şu ifadelere” de yer verildi: “Gezi davası kararları, yargının toplumsal muhalefeti sindirme, itibarsızlaştırma ve öç alma aracı olarak kullanılmasının en somut örneğidir. Verilen cezalar, Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan temel nitelikleri ve özellikle insan haklarına saygılı, hukuk devleti olma niteliğini bir tartışma konusu haline getirecek sonuçlar doğuracaktır. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı demokratik tüm haklarını kullanan insanların ve onları savunan avukatların vazgeçilmez hakkıdır.”

ABD: Derinden rahatsızlık duyuyoruz

ABD Dışişleri Bakanlığı Bakanlığı Sözcüsü Ned Price “ABD, mahkemenin Osman Kavala’ya verdiği ceza kararından dolayı derinden rahatsız ve hayal kırıklığına uğramış durumdadır” açıklamasını yaptı.

Türkiye’ye AİHM kararına uyma çağrısı yapılan açıklamada, “(Osman Kavala’nın) haksız bir biçimde mahkum edilmesi, insan haklarına saygı, temel özgürlükler ve hukukun üstünlüğüyle tutarlı değildir. Türkiye’yi bir kez daha Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyarak Osman Kavala’yı ve keyfi olarak hapsedilen diğerlerini serbest bırakmaya çağırıyoruz” denildi.

“Hukuki tacizler sürüyor”

“Türkiye’de sivil toplum, medya, siyaset ve iş dünyası liderlerine yönelik; yargılama öncesi uzun tutukluluk süreleri, kapsamı geniş tutulan terörizme destek iddiaları, cezai hakaret davaları dahil olmak üzere, süren hukuki tacizlerden ötürü derinden endişeli olmaya devam ediyoruz” diyen ABD Dışişleri Bakanlığı açıklamasında ayrıca şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye halkı cezalandırma korkusu duymadan insan haklarından ve temel özgürlüklerden faydalanmayı hak ediyor. İfade, barışçıl toplanma ve örgütlenme özgürlüğünü kullanma hakkına Türkiye’nin anayasasında, uluslararası hukuk yükümlülüklerinde ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı taahhütlerinde yer verilmiştir. Hükümeti siyasi güdümlü adli takibatları sona erdirmeye ve tüm Türk vatandaşlarının hak ve özgürlüklerine saygı göstermeye çağırıyoruz.”

AB’den tepki

Avrupa Parlamentosu Türkiye Daimi Raportörü Nacho Sánchez Amor ile AB-Türkiye Parlamento Delegasyonu Başkanı Sergey Lagodinsky, karasa sert tepki gösterdi.

Amor ile Lagodinsky, yaptıkları yazılı açıklamada, Kavala’nın mahkum edilmesiyle ‘en kötü tahminlerin doğrulandığını’ belirtti. Açıklamada, “İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bu üzücü kararı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarına açıkça aykırıdır ve Avrupa Konseyi’nde devam eden ihlal davalarında doğuracağı sonuçları olacağı” belirtildi.

“Türkiye’de temel haklar ve hukukun üstünlüğünü savunanlar ve ülkenin AB’ye yakınlaşmasını görmek isteyenler için çok üzücü bir gün” denilen açıklamada “Bu karar, mevcut sistemin otoriter karakterini bir kez daha teyit etmekte ve temel haklar ile hukukun üstünlüğü alanında gerçek bir reform yapma konusundaki isteksizliği açıkça göstermektedir. Mahkemenin yargıç üyelerinden birinin iktidar partisi için milletvekili adayı olması, bu davanın siyasi müdahaleyle nasıl gölgelendiğinin bir başka şok edici örneğidir.” ifadeleri kullanıldı.

Uluslararası Af Örgütü de, Kavala’ya verilen müebbet hapis cezasının “insan haklarına ağır bir darbe” olduğu açıklamasını yaptı.

 

“VERİLEN CEZA YANLIŞTIR, İPTAL EDİLECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM”

Hikmet Sami Türk (Eski Adalet Bakanı)- Bu konuda verilen kararın yanlış olduğunu düşünüyorum. Kavala’nın ve diğer sanıkların hüküm giydiği maddeye göre cebir ve şiddet uygulayarak Türkiye Cumhuriyeti devletini ortadan kaldırmaya ya da görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir. Kavala’ya buna dayanılarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Ve onun yanındaki 16 sanıktan hala orada bulunan 7’sine de Kavala’ya bu suçu işlemesine yardımdan dolayı 18’er yıl hapis cezası verildi. Önce böyle bir suç oluşmuş mu? Onu değerlendirelim. TCK 35. Maddesi suça teşebbüsü tanımlıyor. Bu maddeye göre kişi işlemeye kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinden olmayan nedenlerle tanımlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur. Kavala’nın böyle bir suçu işlemesini kanıtlayacak herhangi bir değerlendirme yok kararda. Zaten üyelerden biri muhalif kalmış, “Yeterli kanıt yok. Kavala’nın hüküm giymesi doğru değil onun tahliyesini, diğerlerinin de tutuklanmamasını talep ediyorum” diyor.

Darbe suçu nasıl olur?  Kavala İstanbul’da oturan bir iş adamı. Böyle bir kişinin Taksim Gezi Olaylarını destekledi diye darbe yapması düşünülemez. Bu nitelikte bir olay değil. Gezi Parkı olayı bir protesto olayıdır. Uzunca bir süre devam etti. Kavala’nın da bunu desteklemiş olduğu anlaşılıyor ama bu bir darbe girişimi olarak nitelenemez. Yardımcı oldukları söylenen kişilerin de bir darbe teşebbüsünde bulundukları söylenemez. Onların yaptıkları fiil, bir darbe suçunu işlemeye elverişli hareketler değil. O nedenle bir teşebbüs sayılamaz. Bundan dolayı verilen ceza yanlıştır, doğru değildir. Bundan dolayı herhangi bir ceza verilmemesi gerekir.

Mahkemelerde hakimler kararlarında bağımsızdır. Onların bu bağımsızlığına aykırı olarak örneğin Cumhurbaşkanından talimat alarak ya da Cumhurbaşkanının bu konudaki düşüncelerinin etkisiyle karar vermesi yanlıştır. Cumhurbaşkanının bu konudaki görüşünün etkisiyle böyle bir karar verdiğini söylemek istemem ama ben mahkemenin yanlış karar verdiğini belirtiyorum. Bu suçun oluşması için ceza hukuku anlamında gerekli unsurların olayda mevcut olmadığını düşünüyorum. Bu karara muhalif kalan üye de bunu belirtiyor. Bu konuda bir kanıt yok. Bir darbe nasıl olur? Bir parkta protesto gösterisine katılarak darbe yapılmaz, bazı görüşlerin açıklanmasıyla darbe yapılmaz. Hükümet darbeleri geçmişte olduğu gibi silahlı kuvvetleri tarafından yapılmıştır. Kavala’nın elinde herhangi bir silahlı kuvvet yok. Hükümeti düşürecek, hükümet darbesi yapacak bir gücü yok. Bu hareketleri, bu suçu işlemeye elverişli hareket olarak kabul edilemez.

Bu ilk derece mahkemesi kararıdır. Buna karşı temyiz yoluna başvurulacaktır. Son karar değil, burada bitmiş değil. Bu kararın Yargıtay önüne geldiği zaman iptal edileceğini düşünüyorum.

“KARARLARIN GEREKLİ İNCELEMELERLE DEĞERLENDİRİLECEĞİNİ UMUYORUM”

Yekta Güngör Özden (Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı)- Türkiye’nin içinde bulunduğu ortam kimi siyasal etkilerin rüzgâr gibi estiğini gösteriyor. Bu bakımdan mahkemenin siyasal durumları gözeterek karar verdiğini söylemek kararı okumadan güç ama Türkiye’de siyasaların etkisini her alanda hissettiğimiz de bir gerçek. İnsanların özgürlüklerini kısıtlayan, onların sağlıklarını engelleyen, öteleyen işlemlerin ve eylemlerin uygun olmadığı kanısındayım. Gerekçeli kararı okusak daha da iyi tahlilde bulunabilirdik. Bir hukukçu olarak mahkeme kararlarına saygı ilkesi ve düşüncesiyle, kararı okuduğumuzda daha iyi tahlilde bulunabiliriz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin daha objektif davrandığı kanısındayım. O bakımdan bizdeki etkilerin boyutlarını çizmek de güç. Onları kanıtlamak da güç. Böyle etkilerin ve baskıların olduğu kuşkusu da çoğumuzca benimseniyor. Elimizde somut belirtiler olmadan bunları gerçek gibi göstermek güç. Ama insanların kuşkuları, rahatsızlıkları, verilen kararın uygun olup olmadığıyla ilgili tartışmalar öyle gösteriyor ki mahkeme karalarının doyuruculuğu son yıllarda oldukça üzüntü verici bir düzeyde. Bu karara itirazlar olacak, temyiz yoluna gidilecek. Ben adalet mülkün temelidir sözünü çok önemsiyorum. Bizim varlığımızın temeli de adalettir. O bakımdan adaletin gölgelenmemesi, adalet güneşinin sürekli parlak olması dileğiyle kararların gerekli incelemelerle değerlendirileceğini umuyor ve bekliyorum. 

“ESAS DEĞERLENDİRME SÜREÇ BİTTİKTEN SONRA YAPILMALI”

Onur Öymen (Emekli Büyükelçi)- Türk yargısı bu dava konusunda henüz son sözü söylemedi. Bunun temyiz aşaması var, Anayasa Mahkemesi aşaması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi aşaması var. Bu bakımdan her şey sonuçlanmış da sadece uygulamaya kalmış diye düşünmek doğru değil. Bundan sonraki aşamaları yakından izlemek lazım. Bakalım Türk yargısının böyle bir olaydaki tavrı ne olacak? O zaman değerlendirilecek. Ayıca bu kararda muhalefet şerhinin de olduğunun unutulmaması lazım. Bu çok dikkat çekicidir. Bunu da dikkatten kaçırmamak lazım. Bu aşamada daha fazla bir şey söylemek doğru değil, mümkün de değildir. Daha ileriki aşamalarda daha üst mahkemelerin vereceği kararların doğrultusunda bu konu konuşulur. Hem bu dava bağlamında hem de Türk yargısı hakkında bir değerlendirme yapmaya imkan verecektir. Daha süreç bitmemiştir. Hem bu dava hem de Türk yargısının durumu hakkında esas değerlendirme süreç bittikten sonra yapılmalı.

Türkiye’de adalet insan hakları vs. konularında Avrupa’yla bu konuda geçmişimizde çok ilişkimiz oldu. Bunun çeşitli boyutları var. Avrupalıların tercihine bakacak olursak bazen en haklı davada sessiz kalıyorlar. Bazen daha tartışmalı davalarda aşırı tepki gösteriyorlar. Geçmişimizde örnekler de var.

O bakımdan Avrupalıların hangi konuda hangi tepkiyi gösterecekleri pek ölçümüz olmamalıdır. Avrupa İnsan hakları mahkemesinin uyulması gereken kararlarına tabii ki uyacağız. Dikkate alacağız. Bir taraftan da esas önemlisi, Türk halkı Türk yargısı hakkında ne düşünüyor? Bu karalar hakkında halkımızın nasıl düşündüğüne bakılması lazım.