Yargı tarihinin kara lekesi

Özellikle son haftalarda hep ayrı bir insan hakları ihlali haberi dolduruyor bu köşeyi. Bu seferki beni gerçekten derinden yaralayan bir haber.

Osman Kavala’nın yediği hüküm, Türk yargı tarihinin kara bir lekesi olarak kalacaktır. Neresinden başlayım, veren hakimlerin bile farkında olduğu gerçekleri hangi açısından yazayım diye düşünürken, Economist dergisinin internet sitesine girdim. Manşette Kavala…

Haber çok çarpıcı bir cümleyle başlıyor, “Türkiye Ukrayna savaşında attığı adımlarla aldığı övgüleri bugün en saygın aktivistlerinden Kavala’ya verdiği cezayla tek kalemde çöpe attı.”

“Verilen karar Türk standartlarında, hükümete hizmet eden bir yargı göz önüne alındığında dahi saçmalıktan başka bir şey değil. Karar, gelecek şeylerin bir önizlemesi olabilir. Kavala ve meslektaşları aleyhindeki davanın 2013 olaylarından çok Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılacağı 2023’teki olaylarla ilgisi var. Bunlar muhtemelen Erdoğan’ın kariyerinin en zor anları ve seçimleri olacak.

Türkiye’nin güçlü adamı, büyük ölçüde Türkiye’yi %60’ın üzerinde bir enflasyon oranıyla yükleyen feci ekonomik politikalarının bir sonucu olarak, anketlerde rakiplerinin arkasından gidiyor. Görünüşe göre Erdoğan ekonomiyi düzeltmek yerine baskıyı artırmaya karar vermiş.”

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, Osman Kavala davasıyla ilgili yaptığı açıklamada kararın “insan haklarına saygı, temel özgürlükler ve hukukun üstünlüğüne aykırı” olduğu açıklamasını yapmakta gecikmedi. Bu karar, yalnızca Türkiye’yi karara ilişkin “sivil toplumun yargı boyutunda istismarı” Batı’dan uzaklaştıracak.

Peki Türkiye’ye ne olacak? Kavala’nın eşini düşündüm. Karardan sonra mahvolan biz bir yana, “hayat arkadaşım, eşim” dediği adamın haksız hukuksuz yere ömür boyu hapsine mahkum edildiği günün gecesi nasıl geçirmiştir, neyde teselli bulmuş, neye sığınmıştır?

Ya mahkeme salonundan 18 yıl ceza verilerek çıkarılan “Buradan bizi Silivri’ye götürecekler” diyen Can Atalay’ın ailesi, arkadaşları…

Bu ülkenin insanına yaptığı zulüm yetmiyor mu?… Ülkesine giremeyen gazeteciler, sanatçılar. Tecavüzcülerin af edildiği, katillerin dahi müebbet almadığı mahkeme duvarlarında ömür boyu hapis cezasına çarptırılan vatanseverler…

Filmi çekilse “bu kadar dram fazla” diye izlenmeye dahi dayanılmayacak filmi her gün çekmekten usanmadınız mı?

İki yıl önce, bu köşede Osman Kavala için bestelenen operayı yazmıştım. Ogün yazdığım sözleri, gene tekrarlayarak, parmaklıklar ardına hapsedilen bu insanların “isimden”, “meslekten” ibaret olmadığını hatırlatmak istiyorum:

“İstanbul’un biraz dışında bulunan hücresinde önüne gelen yemekten çıkan iki salyangozu beslemeye karar verir Osman Kavala. Her gün marul ve pirinçle beslediği salyangozların o kısa beraatında bile derdine düşer, ‘onlara ne olacak’ der, yanında alıp götürmek ister.

2014’te Osman Kavala ile Salzburg’da gerçekleşen ‘sanat yolu ile barış inşa etme’ seminerinde tanışan besteci Nigel Osbourne için, Kavala’nın insani yönünü anlatacak bundan güzel bir olay olamazdı. Gazeteci Thomas de Waal’in kendisine ‘bu olayı operalaştırmalısın’ şakasıyla başlayan serüven 10 dakikalık bir opera ile sonuçlandı.

‘Osman Kavala için özgürlük’ kampanyasına da bir yandan destek amaçlı bestelenen opera şu sözler ile açılıyor:

‘Benim adım Osman, buradayım, sebep yok. Hücrede yalnızım, çok mevsimdir çok. Gündüzlerim gece, zaman geçmiyor. Düşümde ufuklar, gidecek yer yok.’

Osborne için bu olay, Kavala’nın ‘doğa ve güzellik sevgisini göstermeye dair bir fırsat’ idi. Osborne Türkçe’nin yanı sıra bestesine Arapça, Kürtçe ve Balkan müziğinden esintiler katmayı da ihmal etmedi. Osmanlı Devleti’nin yıkılışı sanatçılar ve toplumların arasını açmıştı. Osborne’un eserindeki farklı kültürlerden dokunuşlar, Kavala’nın inşa etmeye çalıştığı toplumlar arası köprüyü sembolize ediyordu. Aralarında Kavala’nın da arkadaşlarının bulunduğu sanatçı ve insan hakları savunucularının olduğu bir grup metni yazarken, dünyanın her bir yanından birçok opera sanatçısı karantina süresince şarkıları evlerinden seslendirdi. Kimse ücret talep etmedi.

2013’te gerçekleşen Gezi olaylarına ilişkin suçlamalarla tutuklanan Osman Kavala bu yıl serbest bırakılmıştı. Mahkeme onu bütün suçlamalardan aklamıştı. Fakat hapishaneyi terk etmeye hazırlanırken bu sefer 2016 darbe girişimine ilişkin, çok daha ağır suçlamalarla kısa bir zaman içerisinde tekrar tutuklandı.

Salyangozlar artık özgür ve Kavala’nın avukatıyla yaşıyor. Kavala ise halen parmaklıklar ardında.”

Artık, “umarım ki bir mucize olur da karar beraat olur” demek yerine, sadece basit bir soru sormak istiyorum:

Sonuçları dinlerken bile içi titrerken milyonların, siz bu kararı nasıl verebiliyor ve en önemlisi, yastığa başınızı nasıl koyuyorsunuz?