Perihan İnci: “İzmirlinin entelektüel duruşu bize yol gösterdi”

BonVivant’ın Kurucusu Perihan İnci, “Kültürel faaliyetler sinema, müzik, tarih, politika konuşmaları, bilgilenmeler bizi entelektüel olarak besler. Ekonomik olarak zorlansak da önceliğimizi zaruri ihtiyaçlarımıza versek de, ruhumuzu ve beynimizi beslemeyi ihmal etmememiz gerek” diyor.
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Selin TEKİN

İzmir’in kalbi Alsancak’ta yer alan BonVivant, toplantılar, özel davetler, sanat atölyeleri, sergiler, söyleşiler ve keyifli buluşmalar için kapılarını 2021 yılından beri ziyaretçilerine açıyor. Yeniden hayat bulmuş tarihi binada, farklı biçimde tasarlanmış sekiz bağımsız alan bulunuyor. BonVivant’ta etkinlikler ve toplantılar için Cumbalı Oda, Kordon Odası, İlham Odası, Kütüphaneli Oda, Teraslı Oda ve Cihannüma Oda seçenekleri yer alıyor. Özel yoga, mat pilates ve meditasyon çalışmaları için Sakin Oda mevcut. Avlu’da ise açık havada, keyifli ve ferah bir atmosferde BonVivant Brasserie’nın seçkin lezzetleri konuklarını bekliyor.

BonVivant’ın Kurucusu Perihan İnci, yola çıkarken bu projenin, İzmir’e yakıştığını ve aynı zamanda İzmir’in de ihtiyacı olduğuna inandığını ve hayalinin gerçeğe dönüştüğünü paylaştı. 

İzmir’in kendine özgü sosyo-politik duruşu ile ekonomik ve kültürel potansiyeli ile oldukça dikkat çeken bir kent olduğunu vurgulayan İnci, “BonVivant olarak bu potansiyelden faydalanmak, onu harekete geçirmek istedik. Bütün faaliyetlerimizde İzmir insanının entelektüel duruşu bize yol gösterdi” dedi.

Perihan İnci ile “İlham veren buluşma noktası” olarak tanımladığı BonVivant’ın hikayesini konuştuk.

“Ayrıcalıklı bir buluşma noktası”

-BonVivant’ın anlamı nedir? Neden bu ismi tercih ettiniz?

BonVivant, iyi ve kaliteli yaşam, yaşayan demek. BonVivant’ın müşterilerine sunmak istediği deneyimi ise şöyle tanımlıyoruz; BonVivant kaliteli ve iyi yaşam felsefesiyle yola çıkan ayrıcalıklı bir buluşma noktası… Paylaşmak için, çalışmak için, bilgilenmek için, öğrenmek için, güzel sohbet için, ilham almak ve ilham vermek için, yenilenmek için, İster sergi, ister söyleşi için, keyifli etkinlikler, verimli toplantılar için, hayatın her anından keyif alan, iyi ve kaliteli yaşamayı sevenler için her gün kapılarımızı büyük bir tutkuyla ilham veren buluşmalara açıyoruz.

“Çocukluk anılarım ve binalara hayat verme istediğim buluştu ”

BonVivant için yola çıkma hikâyenizi paylaşır mısınız?

BonVivant; Alsancak’ın tarihi ve kültürel dokusunu yeniden günümüze taşıyacak bir mekân yaratma hayali ile başladı. Alsancak’ta geçmişi 1800’lü yıllara kadar uzanan ve ‘Punta’ olarak da bilinen tarihi Rum evlerinin yer aldığı bölgedeki evlerin çoğu bakımsız ve yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. 5 yıl önce Alsancak 2. Kordon üzerinde bulunan ve bugün BonVivant’a ev sahipliği yapan bu iki Rum evi ile karşılaşmam bu projenin başlangıcı oldu. Burada gördüğüm evler beni çocukluğumun İzmir yalısında bulunan, hayran olduğum güzelim cumbalı evlerin zamanına ışınladı. Çocukluğumda, “cumbalı evlerdeki yaşamı hep merak ederdim.  Çocukluk anıları ve binalara hayat verme isteği birleşti ve bu iki güzel yapıyı İzmir‘e kazandırma arzusuna dönüştü.

 “Hayalimi gerçekleştirdim”

 -Neden böyle bir mekân yaratmak istediniz?

Kurumlar ve bireyler için nitelikli tasarlanmış bir buluşma ve çalışma alanı oluşturmayı ve İzmir’in eski özgün kent dokusuna ve kültürüne katkı sağlamayı hedefledik. Tarihten gelen, kimliği olan, hafızamızın parçası olan bu binaları, bugünümüzün kültürel ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde bir çekim merkezi haline getirmeyi arzuladık. İzmir’e yakışan ve aynı zamanda İzmir’in de ihtiyacı olduğuna inandığım bir hayaldi bu. Ve ne mutlu ki hayalimi gerçekleştirmeyi başardım. 

“Turizm Bakanlığının ‘Özel Tesis Belgesi’ni aldık”

-BonVivant binasının hikâyesi nedir?

İlk adımı köşede yer alan 266 nolu binayı alarak attık. Ardından yanındaki 268 nolu binayı da projeye dahil ederek hayalimizi bir kat daha zenginleştirdik. 268 nolu bina geçirdiği birkaç yangın nedeniyle ağır hasar almıştı. O kadar harabe bir haldeydi ki, açıkçası neredeyse içini göremeden aldık. Büyük bir titizlikle yürütülen rölöve ve restitüsyon çalışmaları sayesinde bu iki tarihi ev, sonradan yapılan ekleri yıkılarak, aslına uygun bir şekilde restore edildi ve eski günlerdeki özgün kimliğine kavuştu. Bu iki yapıdan ilham alarak ve insanlar için bir buluşma noktası haline getirmek için detaylı bir mimari tasarım ve iç dekorasyon çalışması yürüttük. Restorasyon projesi değişen ve gelişen hayallere göre sürekli yenilenerek şekillendi. Tamamen özgün hallerine geri döndürmek üzere projelendirilen bu iki binanın restorasyon sürecinde önümüze pek çok sorun çıktı.  Pandemi dönemi ile iyice zorlu bir hal alan restorasyon çalışmalarını 2021’de tamamladık. Emeklerimizin bir ödülü olarak Turizm Bakanlığının ‘Özel Tesis Belgesi’ni almaya hak kazandık.

“Tarihi binalar kültürel yaşama kazandırılmalı”

-Dediğiniz gibi İzmir’de Alsancak ve Kemeraltı bölgesinde bulunan pek çok tarihi bina yok olma tehlikesi ile karşı karşıya… Bu binaların nasıl değerlendirilmesi gerekir? 

Şimdi nerdeyse tamamı yok olan yalı evleri gibi Kemeraltı ve Alsancak bölgesinde bulunan, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan bu binalar ortak kültürel mirasımızı oluşturuyor. Kentler kültürel yaşar. Bu binaların kamusal alana, var olan güncel kültürel yaşama kazandırılmasını çok önemli buluyorum. BonVivant 5. yılın sonunda geldiğimiz noktada, 19. yüzyıl ruhu ile ilham veren bir buluşma noktası olmasının yanında İzmir’de eksikliğini hissettiğimiz; entelektüel sohbet toplantılarının yapılabildiği, tarih, sanat, tiyatro, sinema, müzik konuşulan; yoga, nefes ve meditasyon çalışmaları da gerçekleştirilen bir buluşma mekanı oldu. BonVivant olarak; hayatın her anından keyif alan, iyi ve kaliteli yaşamayı seven insanları entelektüel gereksinimlerini de karşılayabilecek bir ortamda buluşturmak istedik.

 “İzmirlinin entelektüel duruşu bize yol gösterdi”

-İzmir halkının kültür-sanata, etkinlik, toplantı ve söyleşilere olan ilgisi nasıl?

İzmir tarihi boyunca “batıya açılan pencere” oldu. Eski çağlardan beri etkin bir liman kenti olması nedeniyle, ülkeler ve kıtalar arasındaki kültürel diyaloğa destek veren bir sosyal yapıyı barındırır. Eski çağlardan beri etkin bir liman kenti olması nedeniyle ülkeler ve kıtalar arasındaki kültürel diyaloga destek olan bir sosyal yapısı vardır. Çokuluslu sosyal yapısının yanı sıra İzmir, Türkiye’de Levanten nüfusunun en yoğun olduğu kentlerden biridir. Bu, çok önemli bir kültürel zenginliktir. Yaşamı renklendiren bu özellik, İzmir’de bir hoşgörü ortamı yaratır. Özellikle kendine özgü sosyo-politik duruşu ile ekonomik ve kültürel potansiyeli ile oldukça dikkat çeken bir kenttir İzmir. BonVivant olarak bu potansiyelden faydalanmak, onu harekete geçirmek istedik. Ders veren hocalarımızdan toplantılarımıza katılan iş insanlarına, sergilerimizden BonVivant Brasserie’ye kadar bütün faaliyetlerimizde İzmir insanının entelektüel duruşu bize yol gösterdi. İzmir halkının ilgisi bu dönemde özel ve kapalı gruplar halinde tüm etkinliklere yine devam etti.

“Ruhumuzu ve beynimizi beslemeyi ihmal etmemeliyiz”

-Ekonomik kriz insanların kültür-sanat, sosyalleşme etkinliklerine katılımını nasıl etkiledi?

Küresel Covid-19 salgını sırasında kültür-sanat, kamu nezdinde en büyük birleştirici ve iyileştirici güçlerden biri oldu. Kültür-sanat dünyası, evlerde kalmanın bir zorunluluk hâlini aldığı şartlara hızla karşılık verdi; yerel ve uluslararası pek çok kültür kurumunun arşivlerini dijital ortamda izleyiciye açması, müzisyenlerin sosyal medya kanallarında verdiği konserler gibi girişimler bu süreçte umut ve birliktelik duygusu aşıladı.

Hepimizin malumu insan sosyal bir varlık. Yaşadığımız Kültür ve Sanat herkesin hayatının bir parçası olmalı. Toplumun ve bireyin sanatla olan ilişkisi her zaman bugün ile yarının rengini belirler. Hayat şartlarına bağlı olarak şekillenen ruh halimiz, hep sanatın yüzünü göstermesiyle anlam kazanır, şeklini bulur ve kendi kalıbına oturur.

Kültürel faaliyetler sinema, müzik, tarih, politika konuşmaları, bilgilenmeler bizi entelektüel olarak besler. Ekonomik olarak zorlansak da önceliğimizi zaruri ihtiyaçlarımıza versek de, ruhumuzu ve beynimizi beslemeyi ihmal etmememiz gerek.

Dar bir gelirle resim toplayan tanıdığım çok akıllı kişiler var. Daha okuldan yeni mezun olmuş, henüz isim yapmamış hatta paraya ihtiyacı olan ressam adaylarıyla iletişim kurarak, hem onu desteklemiş oluyorlar, hem de yarına iyi bir yatırım yapıyorlar. Sanat toplamanın ekonomik boyutundan daha önemlisi ona olan entelektüel ihtiyacımız ve merakımız. Sanata ilgi duyanlar resim, müzik, sinema, ortam ve şartları ne olursa olsun bu konudaki gündemi takip ediyorlar. Bizim sergilerimiz ücretsiz gezilebiliyor, sergiler ile ilgili uzman eşliğindeki etkinliklerimiz ise ücretli.

Koleksiyoner Aydın Polatcan’ın dediği gibi “Toplumun ve bireyin kültür ve sanatla ilgilendirilmesi, bilgilendirilmesi ulusal ve ekonomik reformları yapmak kadar önceliklidir.”