Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Barış için beslenen umutlar her geçen gün yok oluyor

Rusya ve Ukrayna müzakere heyetlerinin 29 Mart’ta İstanbul’da yaptıkları görüşmenin ardından yaptığımız değerlendirmede barışın önündeki engellerden söz etmiştik. Bugün tarafların 29 Mart görüşmesinin çok uzağında olduğu ve gittikçe daha da uzaklaştığı görülmektedir. Putin “müzakerelerin çıkmaza girdiğinden, Ukrayna’nın İstanbul görüşmelerinde sunduğu teklifleri geri çektiğinden, bu koşullarda Rusya’nın asla durmayacağından” söz etmektedir. Ukrayna müzakere heyeti Putin’i yalanlayarak “İstanbul mutabakatına bağlı olduklarını ve tutumlarını değiştirmeyeceklerini”, Ukrayna Cumhurbaşkanlığı Ofisi ise “savaşın 2035 yılına kadar uzayacağını, Rusya’nın Donbass bölgesinin tamamını ele geçirmesi halinde Ukrayna’nın asla barış yapmayacağını” söylemektedir. Cephede ise Donbass bölgesindeki Rus baskısı gün geçtikçe artmakta, Mariupol kentinin her an düşebileceğinden, Rusya’nın 9 Mayıs Zafer Gününde Mariupol’de kutlama yapmaya hazırlandığından bahsedilmektedir. Barış için beslenen umutlar her geçen gün hızla yok olmakta, Rusya hedefine ulaşmadan ya da yenilgiye uğramadan savaşın sona ermesi oldukça zor görünmektedir.

Savaş böyle gelişirken uluslararası camiadaki bazı hareketlenmeler dikkat çekmektedir. ABD Başkanı Biden; Ukrayna’daki sivil ölümleri savaş suçu kavramının ötesinde “soykırım” olarak nitelendirmiştir. Basında, ABD’nin 8 büyük silah firmasını Ukrayna’ya acil silah desteği sağlamak için kapasitelerini zorlama konusunda görüşmeye davet ettiği haberi yer almaktadır. ABD Hazine Bakanı “Rusya’ya yaptırıma zarar veren ülkeler sonuçlarıyla yüzleşirler” diyerek Rusya’ya karşı tavır almayan ülkeleri tehdit etmiştir. İngiltere’nin; füze ve askeri araçlar da dahil olmak üzere Ukrayna’ya yeni bir mali ve askeri destek paketi hazırladığından söz edilmektedir. Ben hala Rusya, ABD ve İngiltere’nin barıştan yana olmadığına inanıyorum. Rusya; Donbass bölgesini Mariupol üzerinden Kırım’a bağlamakta kararlıdır, başarabilirse bundan sonraki hedefi Odessa olacaktır. ABD ve İngiltere ise savaşı uzatmayı, böylece Rusya’yı olabildiğince yıpratmayı amaçlamaktadırlar.

NATO adına yapılan açıklamalarda; “savaşın uzayacağı, ikinci etabın ilk etaptan daha kanlı olacağı” dile getirilmektedir. Yine NATO; tehdit altındaki ülkelere destek vermek maksadıyla, Hollanda Kraliyet Donanmasına ait 16 geminin Baltık Denizi kıyılarında devriye görevi yapacağını duyurmuştur. Çekya Ukrayna’ya çok sayıda tank ve zırhlı araç, Slovakya S-300 füzeleri göndermiştir. İsveç ve Finlandiya NATO üyeliğine başvuru hazırlığı yapmaktadır. Bu gelişmeler karşısında Rusya; “bunun ağır sonuçları olacağı” tehdidinde bulunmuştur. Rusya’nın Finlandiya sınırına zırhlı araçlar ve ağır silahlardan oluşan askeri sevkiyat yaptığı haberleri gelmektedir. Bu gelişmeler; savaşın uzamasına katkı yapacak gelişmelerdir, bunun yanında Doğu Avrupa’ya yayılması riskini de içermektedir.

Bu savaşın en vahşi tarafı Rusya’nın sivillere uyguladığı baskı, şiddet ve tecavüz olaylarıdır. Rusya’nın çekildiği bölgelerde açılan toplu mezarlarda içlerinde çocukların da olduğu sivillere ait çok sayıda ceset bulunmuştur. Görgü tanıkları kadınlara günlerce tecavüz edildikten sonra boğazlanarak öldürüldüklerinden, cesetlerinin yakıldığından söz etmektedir. Rusya’ya ait dronların Mariupol’de asker ve sivillerin üzerine zehirli madde bıraktığı iddia edilmektedir. Mariupol’de geçtiğimiz hafta 5 bin civarında olduğu söylenen sivil ölümlerin 22 bine ulaştığı haberleri gelmektedir. Bu rakamlar abartılı olabilir. Ancak savaş koşullarında sivillere uygulanan şiddetin inkâr edilmesi mümkün değildir. Rusya’nın bütün inkâr çabalarına karşılık sivillere şiddetin gerçek olduğu kanaati yaygındır. Daha önce arabuluculuk konusunda gayret gösteren Fransa bile Rusların işledikleri savaş suçlarıyla ilgili kanıtları toplamak için uzmanlardan oluşan bir heyeti Ukrayna’ya göndermiştir. Bu da gösteriyor ki; Rusya uluslararası hukuk açısından da gün geçtikçe çıkmaza girmektedir. Bu durumda Putin için savaşı kazanmaktan başka yol yoktur. Ancak o zaman kurulacak masaya güçlü bir şekilde oturabilir, suçlamaları etkisizleştirebilir.

Görünen o ki; Rusya’nın karşısındaki cephe gittikçe genişlemektedir. Bunda ABD Hazine Bakanlığının Rusya’ya yaptırımlara zarar veren ülkeleri tehdit etmesinin de payı vardır. Bu tehdidin ardından Türkiye adına açıklama yapan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın “krizin derinleştiği, yeni bir soğuk savaş dönemine girilmekte olduğu, bu krizin etkilerinin on yıllar süreceği” şeklinde açıklama yapmıştır. Ülkemizin NATO üyesi olarak 1990 öncesi soğuk savaş dönemindeki rolü herkesin malumudur. Bu nedenle Sayın Kalın’ın açıklaması oldukça önemlidir. Ülkemizin arabuluculuk çabaları ne yazık ki sonuç vermemiş görünmektedir. ABD; bizim gibi hem Rusya hem de Ukrayna ile ilişki içinde olan ülkeleri taraf seçmeye ve tavır almaya zorlamaktadır. Dileyelim ki; savaş kısa zamanda son bulsun, içine ülkemizi de alacak şekilde genişlemesin, soğuk savaş bir tarafa, kendimizi bir sıcak savaşın içinde bulmayalım.