Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Çare basit; hızla faizler artırılmalı, israfa son verilmeli…

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke ve dünya gündeminde olan konu ve gelişmelerle ilgili olan sorularını cevapladı. Kışlalı, TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamlarını, 6 muhalefet partisinin hazırladığı “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem”e halkın bakışını, kamuoyu yoklamalarında hâlâ çok sayıda ‘Kararsızlar’ bölümü”  olmasını, Maliye ve Hazine Bakan Yardımcıları ile Tarım ve Orman Bakan Yardımcılarının “başka kurul ve kurum üyelikleri ile 2-4 maaş aldıkları” iddiasını, göçmenlere ve 250 bin dolar vererek gayrimenkul alan yabancılara TC vatandaşlığı verilmesinin Türkiye’de yaratacağı tehlikeleri değerlendirdi. İşte görüşleri…

 

GÖZLEM – TÜİK’in “kimseyi tatmin etmeyen ‘bastırılmış’ rakamlarına rağmen” enflasyon “uçarak” artıyor; ne diyorsunuz, ne yapılmalı?..

K – TÜİK’in açıkladığı rakam, Mart ayı için yüzde 5,46, yıllık yüzde 61,14 olarak açıklandı. Mart ayı için yüzde 5,46’lık enflasyon rakamının ne kadar “doğru” olmadığı bu ülkede yaşayan herkes için aşikâr. Yine de devletin resmi kurumuna göre enflasyon 20 yılın zirvesinde yüzde 61’i geçti. Bağımsız akademisyenlerden oluşan ve TÜİK’in dava ettiği için inanılırlığı ve prestiji artan ENAG ise yıllık enflasyonu yüzde 142,6 olarak açıkladı. Ekonomist Atilla Yeşilada çok doğru bir yorumda bulunarak “3 haneli enflasyona gidiyoruz, bu politikalarla bunun engellenmesi imkânsız” dedi. Yapılması gereken basit. Maalesef ilk olarak hızla ve çarpıcı bir şekilde faizlerin arttırılması gerekiyor. Bundan sonra bütçenin bir düzene sokulması, özellikle kurumlar vergisinin arttırılarak, israflara son verilmesi gerekiyor. İsrafların içinde yap işlet devret ile garantili projeler başta geliyor. Bu keskin kararların dar gelirli kesimler üzerindeki etkisini azaltmak için ise sosyal politikalara ağırlık vermek lazım. Eğitimden başlamak üzere boş kadroların doldurulması, tarımın ve ithalat idamesi sağlayacak sektörlerin teşvik edilmesi gerek.

GÖZLEM – Yıllardan beri ilk defa “Zaten sade pide çok pahalandı, 1 – 2 lira daha pahalı olacak, satamayız” diyerek fırınların yüzde 90’ı “yumurtalı Ramazan pidesi” yapmadı. Bu acı tablo konusunda yorumunuz?..

K – Ekonomik krizden yokluk dönemine geçiyoruz. Aslında Erdoğan’ın geçenlerde ifade ettiği “Evet, hayat pahalılığı vardır ama insanların düne göre biraz daha az miktarda alabiliyor olsa da istedikleri her ürüne erişiminin olduğu bir ülkede yaşıyoruz” söyleminin de sonuna gelindi. Toplumun çok ciddi kesimi ekonomik krizi ve yokluğu tüm yönleriyle hissederken, önemli bir bölümü ise hâlâ bu iktidarın dağıttığı rant üzerinden geçimini sürdürüyor ve “mutlu”. Öyle olmasa AKP kamuoyu yoklamalarında hâlâ yüzde 30’a yakın oy oranıyla birinci parti olarak çıkmazdı. Düşünün ki AKP ilk iktidara geldiğinde yüzde 34 oy almıştı.

GÖZLEM – Doğru Parti Genel Başkanı Rifat Serdaroğlu, “geçen seçimlerden örnekler vererek” özellikle “küçük illere göçmen nakli ve yüklemesi yapılıyor, gene hareketlenme başladı” dedi. Siz ne diyorsunuz?..

K – Katılıyorum. Ancak muhalefet de bu konularda hiç olmadığı kadar farkındalığı yüksek ve hazırlıklı bir görünüm veriyor. Öte yandan iktidar ne yaparsa yapsın, bu ekonomik koşullarda gelecek seçimleri kaybedecek durumda. Hatta yeni seçim yasasından, bahsettiğiniz türde örneklere kadar yaptıkları tüm faaliyetler aslında “çaresizliklerinin” dışavurumu olarak gözüküyor.

 

GÖZLEM – 6’lı buluşma, bunca zamandır, yapılan bunca toplantıya rağmen, hâlâ “ülkenin, içine düştüğü ekonomik, sosyal ve idari krizden nasıl kurtarılacağına dair vatandaşı tatmin edecek ve inandıracak bir manifesto” açıklayamadı. “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” birlikteliği karın doyurmuyor, “Acaba” tereddüt ve endişesinden bir türlü kurtarılamayan büyük çoğunluğu geçmiş seçimlerde AKP ve MHP’ye oy vermiş milyonlar tatmin edilemiyor. Bu sebeple kamuoyu yoklamalarında hâlâ “çok partiden fazla oy alan ‘Kararsızlar’ bölümü” var. Yorumunuz?..

K – Katılıyorum. 6’lı muhalefet cephesinin en büyük sorunu, “ortak”lardan bir ya da birkaçının seçmen kitlesini rahatsız etmemek adına “ne olduklarını” ve “hangi yolu izleyeceklerini” açıklayamamalarından kaynaklanıyor. Bunun bir tarafı Millet İttifakı’nın, CHP ve sol seçmeni ciddi biçimde rahatsız eden “laiklik, gericilik, kadın” gibi konulardaki “sessizliği”. Son olarak şeriata dönük bir eğitim sistemine yol açma tehlikesi barındıran Diyanet Akademisi kurulmasına ilişkin Meclis’teki yasa oylamasında CHP’den hiçbir milletvekilinin karşı oy kullanmamış olması gerçek Cumhuriyetçi, Atatürkçü kesimde ciddi tepki yarattı. Atatürkçü Düşünce Derneği Eskişehir Şube Başkanı Dr. Azmi Kerman, Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı “Diyanet Akademisi” kurulmasına ilişkin yasa teklifinin CHP’liler de dahil oy birliği ile kabul edilmesine tepki göstererek “Diyanet Akademisi YÖK ya da Milli Eğitim Bakanlığı’na değil, Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı olacaktır. Bu yeni yasa 1924 yılında çıkarılan ve halen yürürlükte olan ‘Öğretim Birliği Yasası’na aykırıdır. Akademinin kurulması tamamen ideolojik, akademi ile medrese sitemi getirilmek istenmekte, eğitim iki başlı olmaktadır. Akademide eğitim görecek erkek öğrenciler askerlikten muaf tutulmuştur” dedi. Bu durum, yani bileşenlerden birinin veya birkaçının seçmen kitlesini rahatsız etmemek adına CHP’nin ve gerçek Atatürkçülerin kırmızı çizgilerinin çiğnenmesine sessiz kalınması bir tarafa, 6’lı muhalefet hâlâ dediğiniz gibi politik çizgisi ve iktidara geldiğinde izleyeceği politikalarla ilgili sadece kararsızları değil, kendisine oy verecek seçmen kitlesini de ikna edecek kapsamlı bir açıklama yapamadı. Başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere partilerden gelen bölük pörçük politika açıklamaları ile yetiniyorlar. Çeşitli vesilelerle “şunu, şunu, şunu” yapacağız diyorlar ama bunlar bir bütünlük sergilemediği gibi seçmenlerde “muhalefetin sorunların üzerine bir kararlılık ve dirayetle gideceği izlenimini de bırakmaktan” uzak kalıyor. Yapılması gereken sizin de ifade ettiğiniz gibi, bu altılı muhalefetten iktidara geldiklerinde uygulayacakları politika ve atacakları adımların açık seçik ifade edildiği bir metin hazırlamak olmalı. Ancak bahsettiğimiz nedenlerle böyle bir metin üzerinde uzlaşmak, ortaya konulan “birlikteliği” zedelememek adına CHP’nin ve biraz da İyi Parti’nin “6’lı muhalefetin diğer bileşenlerine oranla çok daha yüksek oy potansiyellerinin karşılığını masada hakkıyla gösteremiyor olmalarından” dolayı zor gözüküyor.

 

GÖZLEM – İktidarın, İstanbul başta CHP’li Büyükşehir Belediyelerine karşı “engelleme politikası” artık “o illerde yaşayan” milyonlarca insanı doğrudan etkileyecek hâle geldi. Ne yapılmalı?..

K – Sadece yıl başından bu yana belediyelere karşı yapılan uygulamalara ilişkin haberleri arka arkaya koyalım. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Meclis’te yaptığı açıklamasıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde (İBB) terör örgütü sempatizanı 557 kişinin çalıştırıldığına ilişkin konunun incelenmesi için İçişleri Bakanlığı’nın müfettişleri İBB’de mesaiye başladı. Devlet Bahçeli “(İBB Başkanı Ekrem) İmamoğlu’nun yargılanması yetmez, görevden alınmalı” derken, AKP Başkanvekili Numan Kurtulmuş bile “Buradan Belediye Başkanına sorumluluk çıkarılamaz. Eğer çıkarmaya kalkarsak o zaman Türk Silahlı Kuvvetleri’nde, Yargı’da, Emniyet’te, pek çok kurumda sayıları binlerle ölçülen terörist bulunup ayıklandı. TSK’de bir terör örgütü ile ilişkili binlerce insan bulunduğu için Genelkurmay Başkanı’nı mı suçladık ki, belediye çalışanları arasında terörist bulunursa Belediye Başkanını suçlayalım” diyerek yapılmak istenenin “yanlışlığını” ortaya koydu. İl tanıtım günleri İBB’den alınarak valiliğe verildi. İBB tarafından 34 dosya hazırlandı.13 milyar 202 milyon liralık bir kamu zararı olduğu belirlendi. İçişleri Bakanlığı bu dosyalara el koyarak haklarında işlem yapılmasının önüne geçti. İBB 300 yeni otobüs almak için meclisten 90 milyon Euro borçlanma yetkisi çıkardı. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan 14 aydır bunu onaylamadı. Buna karşın AKP’li Konya Belediyesi’nin almak istediği 75 yeni otobüs için yapılacak yatırım 2022 Yatırım Programı’na alındı. İstanbul ve Adana’nı metro, İzmir’in deprem hasarlı binalarının iyileştirilmesi, Muğla’nın içme suyu projeleri için bulunan dış finansmanlar yine iktidar tarafından onaylanmadı. Nüfusun yarıdan fazlasını CHP’li belediyelerin yönetiyor olmasına karşın, Türkiye Belediyeler Birliği’nin CHP’li belediyelere yaptığı yardım oranının toplam yardımlarının yüzde 5’ini geçmediği ortaya çıktı. CHP’li Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’na, Aydın’da sözde gazetecilik yapan iki kişi tarafından valilik ve savcılığa gönderilen sahte mektuplarla FETÖ usulü kumpas kurulmaya çalışıldı. İSKİ’nin maliyetleri yüzde 120 arttı ancak zam teklifi, AKP ve MHP’lilerin çoğunlukta olduğu İBB Meclisi’nde kabul edilmedi. Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle İstanbul’daki Türkiye’de en fazla bilet kesilen Yerebatan Sarnıcı’nın bir kısmına ve müzelere el konuldu. AKP döneminde yıllardır iftar yapılan Sultanahmet’te Ramazan sofrası açılmasına yasak getirildi. İETT’nin artan mazot ve diğer maliyetler nedeniyle getirmek istediği yüzde 50’lik ulaşım zammı, yine İBB Meclisi’nde veto edildi. Ancak sonradan bu karardan geri dönülerek yüzde 40 olarak uygulamaya sokuldu. Bunlar sadece son üç aydaki haberler. İktidar, başta CHP’li olmak üzere muhalif belediyelere karşın son derece “haksız” ve insanı isyan ettirecek engellemeleri yürürlüğe sokuyor. Ancak ben bunu da, iktidarın “çaresizliğinin” ve “gelmekte olan” ile ilgili kaygılarının dışa vurumu olarak görüyorum. Ne yaparlarsa yapsınlar, bu tür engellemeler de dahil yaptıkları her şey sade insanların bile olayların farkına varmasına ve bu haksızlıklar karşısında isyan etmelerine neden oluyor. Aynı tekrarladıkları ikinci seçimde olduğu gibi bu yapılanlar muhalefeti “mağdur” konumuna sokuyor. Farkında olmadan kendilerine sadece yerel seviyede değil, ulusal düzeyde de çok önemli rakipler yaratıyorlar. Yapılması gereken seçim yasasının, Büyükşehir Belediye Meclisleri ile ilgili son derece antidemokratik ve haksız bölümlerinin değiştirilmesi, mevcut durumun aksine Belediye Meclisi seçimlerinin oy oranlarıyla doğru orantılı hâle getirilmesidir. Bu durumu Cumhuriyet Gazetesi’ne yaptığı bir değerlendirmede bakın Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen nasıl açıklamıştı: “Temsilde adalet ilkesi gereği, ilçelerden gelen belediye meclis üye sayısı o ilçenin nüfusu ile doğru orantılı olmalıdır. Oysa mevcut uygulamada, temsilde adalet söz konusu değildir. Örneğin Eskişehir’de nüfus toplamları 700 bin olan Odunpazarı ve Tepebaşı Merkez ilçeleri büyükşehir belediyesi meclisine 16 üye göndermekte ve toplam nüfusları yaklaşık 90 bin civarında olan kırsaldaki diğer 12 ilçe ise 29 üye göndermektedir.” Bugün başta Ankara ve İstanbul olmak üzere CHP’lilerin başkan olduğu belediyelerde, belediye meclisleri eski Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek’in lobisiyle çıkardığı bu çarpık yasal düzen nedeniyle, AKP-MHP çoğunluğundadır. Mesele onların çoğunluğunda olması değil, bu durumun, Büyükerşen’in de belirttiği gibi “demokrasiye aykırı” olmasındadır. İktidar bu çarpık yasal düzenleme nedeniyle azınlıkla çoğunluğu yönetiyor. Muhalefetin neredeyse hiç değinmediği ancak iktidara geldiğinde ilk değiştirmesi gereken konulardan birisi budur.

 

GÖZLEM – Maliye ve Hazine Bakan Yardımcıları ile Tarım ve Orman Bakan Yardımcılarının “başka kurul ve kurum üyelikleri ile 2 – 4 maaş aldıkları” ortaya atıldı. İçlerinde “Cumhurbaşkanı maaşından fazla maaş alanların olduğu” rakamlar açıklanarak iddia edildi. Hiçbiri yalanlanmadı. Görüşünüz?..

K – Haberler doğru olduğu için yalanlanmıyor. AKP toplumun görece cahil kesimini dinciliğiyle, diğer önemli bir bölümünü de dağıttığı rantlarla bir arada tutuyor. AKP’nin “Lale Devri”ni anımsatan rantiye uygulamalarından en başta partinin kadroları faydalanıyor. Ancak toplumun önemli bir bölümü de bu çarpıklığın yavaş yavaş farkına varıyor. AKP’nin son iki yılda oy oranlarındaki kaybı bu tür farkındalıkların ekonomik krizle beraber “sabitlenmesinden” kaynaklanıyor. Şu an için yapılacak bir şey yok. Ama bunların AKP’nin iktidardan gitmesinde etkili olacağı kesin.

GÖZLEM – Emekli Denizcilik Müsteşarı ve hukukçu Enver Arsal Yıldırım, bir açıklama yaparak “Göçmenlere ve 250 bin dolar vererek gayrimenkul alan yabancılara TC vatandaşlığı verilmesinin ülkemiz için tehlike yaratacağını” belirtip, Hatay’ı işaret etti ve “Hatay’ı, Lozan Anlaşması ile değil, 1938’de kurulan Hatay Cumhuriyeti’nin ‘Türkiye’ye katılma kararı” ile 1939’da aldık. Deniz Sahasına Dikkat. Hatay’ı kaybetmeyelim” dedi. Görüşünüz?..

K – Suriyeli göçmenler sorunu Türkiye’nin önündeki en önemli problemlerden birisidir. Bu “problemi” mevcut iktidar ile çözmeye olanak yok. Çünkü iktidar Suriyeli göçmenleri “beka”sının bir seviyede güvencesi olarak görüyor. Tabii ki isterse tamamı Suriyeli göçmenlerden oluşsun, Türkiye’nin, örneğin bir referandum yapılarak, Hatay’ı kaybetmek gibi bir sorunla karşı karşıya kalması mümkün değil. Ama sadece burada değil, güneyde Kilis’te, Gaziantep’te ve büyük şehirlerin belli bölgelerinde yoğunlukla yaşayan Suriyeli göçmenlerin Türkiye açısından büyük problemler doğuracağını söylemek kehanet olmaz.