Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, ‘Adalet Sarayı’ olmalıdır!

Son birkaç haftadır bazı siyasi parti başkanları mevcut Cumhurbaşkanlığı Sarayını iktidara geldiklerinde kapatacaklarını, değişik kurumları yerleştireceklerini belirtiyorlar. Bilemiyorum yapabilecekler mi?
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Fevzi Demir

Olursa, bunlardan Doğru Parti Genel Başkan Yardımcısı Sayın Meriç Köyatası “iktidara geldiklerinde Cumhurbaşkanlığı Sarayına çeşitli kamu kurumlarını yerleştireceklerini” ifade ettiler. İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener “Türkiye Bilimler Akademisi” yapacaklarını belirtmiş. Söylediğimiz gibi, Saray kapatılacak olursa…

Bize göre orasının yakışanı “Adalet Sarayı” olmasıdır. Bütün demokratik ülkelerde adalet sarayları kraliyet saraylarından daha az görkemli değildir. Üstelik tam aksine birçok ülkede, örneğin Belçika’da, aşağıda verdiğimiz resimlerde de görüleceği gibi, adalet sarayı kraliyet sarayından çok daha görkemlidir. Zaten saray” sözcüğü de kralın ikametgahından başka sadece “adalet” sarayları için kullanılır.

Belçika’yı ziyaretimizde gördüğümüz bu durumu daha önce GÖZLEM’de yazdığımız bir yazıdan (27.09.2009) alıntılar yaparak anlatmaya devam edelim: “Ağustos ayı içinde Hollanda ve Balçika’ya yaptığımız seyahatlerde, her zaman olduğu gibi benim ilk ziyaret ettiğim yerlerden biri adalet sarayları olur. Doğal olarak “saray” sözcüğüne layık olan bu yapıların görkemi, bana her zaman bu ülkelerin gelişmesini sağlayan motorun “adalete” verilen önem olduğu kanaatini uyandırmıştır. Zira, bir Latin atasözünde belirtildiği gibi, “adalet eken barış biçer”. Eh, bir ülkede “barış” olunca, insanlar refaha ulaşmaktan başka ne düşünür ki…

Aşağıdaki fotoğraflardan Brüksel’de bulunan Belçika Kraliyet Sarayı ile Brüksel Adalet sarayının karşılaştırmasında, hangi sarayın daha görkemli olduğunu fark etmeniz hemen mümkün olabiliyor. “Adaletin” dağıtılmasının hiç de “kralın icraatından” daha az önemli olmadığını gösteren bu saraylar, Batı ülkelerinin hemen her şehrinde mevcuttur. 26.000 (evet yirmi altı bin) metrekarelik bir alan üzerine 1862 yılında yapılan Brüksel Adalet Sarayı’nın 15 ünlü hukukçuların heykelleri tonluk 10.5 metre yüksekliğinde 4.35 metre genişliğindeki siyah boyalı bronz kapısından girince sizi karşılayan heykeller ve greco-romen tarzdaki sütunlar, hiç kuşkusuz Belçikalılara verilecek en büyük “adalete ve Devlet’e güven” duygusunu yaratıyordu.

Özellikle 40 bin nüfuslu Brugge kentinde bile halen iki binada faaliyet gösteren “Adalet Sarayının” üzerinde bir elinde terazi bir elinde kılıç bulunan gözü kapalı Themiss heykeli ile 1531 tarihini görünce şaşkınlığımı gizleyemedim ve onları da okuyucularımdan mahrum etmek istemedim. Hiç kuşkusuz bu tarih, Batı insanının günümüze kadar verdiği “adalet” (hak ve özgürlük) mücadelesinin ne denli zaferlerle taçlanmış olduğunu gösteriyor.”

Ülkemizde gençliğimizden çok yakın zamana kadar adalete olan güvenin ilk sırada yer alan askeriyeden sonra yüzde 80-85 arası olduğu halde artık bu güvenin yüzde yirmilere kadar düştüğü iyi bilinmektedir. “ülkemizde adalet binalarından yalnızca %8’inin müstakil bina niteliğinde olduğunu, diğerlerinin hükümet konaklarında, kiralık işhanlarında, ticarethane ve apartman katlarında” faaliyet gösterdiği düşünülecek olursa, bu durumun devam etmesinden üzülmemek elde değil… Özellikle, bir çok il ve ilçede mahkemelerin hükümet konaklarının bodrum katlarında, tuvalet olmadığın için mahkumların çiş kokuları arasında adalet dağıtıldığını ve bu durumun devam etiğini gördükçe bir hukukçu olarak kahrolmamak elde değil… Böylece, adalete olan güvenin de yüzde yirmilere neden düştüğünü anlamak da hiç zor değil.

Ülkemizde adalete olan güven ve itibarın yükseltilmesinin birinci derecede önem kazandığını ve ilk ele alınması gereken sorunlardan biri olduğunu anlamanın zamanı çoktan gelmiştir, geçmektedir bile… Külliyenin, kapatılması halinde, Adalet Sarayına dönüştürülmesi hem en yakışanı hem de adalete güven ve itibar kazandırılması bakımından çok önemli olacaktır. Adalet Sarayına öncelikle yüksek mahkemeler; başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere Yargıtay ve Danıştay yerleştirilmelidir. Adaletin dağıtıldığı bu son durak çok önemlidir. Adalete ne kadar önem verdiğimizin vatandaşlar nezdinde yaratacağı intiba yanında özellikle dış ülkeler nezdinde yaratacağı izlenim bakımından da çok önemlidir.

Ülkemizin yatırım için sermaye yetersizliği çektiği iyi bilinmektedir. Bunun sebebi uzmanları tarafından sık sık dile getirildiği gibi, adalete duyulan güvensizliktir. Adaletin güven ve itibarı sağlanmadıkça yabancı sermayenin gelmesini beklemek de beyhudedir. Bu işe yüksek mahkemeleri Adalet Sarayına yerleştirmekle başlamak yanında, adalet binalarının iyileştirilmesi, adalet teşkilatına alınan yargıç ve savcıların da “liyakat” esasına göre seçilmesi son gelişmeler karşısında şart olmaktadır. İktidara gelecek partiler kim olursa olsun “yargı bağımsızlığı” ile ilgili bu söylediklerimizden başlamaları kendilerine olan güveni de arttıracak, kendilerine de içte ve dışta itibar kazandıracaktır. Tabii, külliye kapatılacak olursa…

*******

Prof. Dr. Fevzi Demir kimdir?

1947 yılında Salihli’de doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini aynı ilçede tamamlamıştır. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Lisans eğitimini tamamladıktan sonra, Fransa-Aix-Marseille Üniversitesi Hukuk Ekonomi ve İdari Bilimler Fakültesi Hukuk Bölümü’nde Yüksek Lisans ve Doktora eğitimlerini tamamlamıştır. Ege Üniversitesi’nde Dr. Asistan olarak başladığı akademik görevine, Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Yardımcı Doç. Dr. daha sonra İstanbul Üniversitesinde aldığı Doçent unvanı ile Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Doçent kadrosuna naklen atanarak devam etmiştir. 1989 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Profesörlüğe atanmıştır. Sırasıyla Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Bölüm Başkanı ve 20 yıl süreyle (1989-2009) aynı Üniversitenin Senatörü ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak idari görevleri olmuştur. Halen Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi olarak tam zamanlı çalışmaktadır.