Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

ABD ve İngiltere savaşı uzatmaya niyetli

Rusya-Ukrayna savaşı devam ederken taraflar arasında 29 Mart’ta İstanbul’da yapılan görüşme bazı çevrelerce barış yolunda atılan bir adım olarak değerlendirdi. Kuşkusuz en alt seviyede de olsa bu tür görüşmeler önemlidir. Ama barışa ne derece katkı yapacağı, tarafların yönetim kademelerinin masada görüşülen konuları kabul edip etmeyeceğine bağlıdır. Görünen o ki; müzakere heyetleri, karşılıklı görüşleri almışlar ve yönetim kademelerine iletmek üzere ülkelerine dönmüşlerdir. Bu durumda henüz barış için umut beslemek erkendir kanaatindeyim.

İstanbul görüşmesinin ardından açıklama yapan Ukrayna heyeti; NATO’ya üye olmama, nükleer silahsızlanma, tarafsızlık konularında Rusya’nın isteklerini kabul edebilecekleri anlamına gelecek açıklamalar yaptı. Bunun yanında; bir garanti sözleşmesi yapılabilmesi için Rus askerlerinin 23 Şubat tarihinde bulundukları yerlere dönmeleri şartını ileri sürdü. Bence Putin’in savaştan önceki konumuna dönmeyi kabul etmesi mümkün görünmemektedir.

Ukrayna’nın diğer talebi; Kırım ve Donbass toprakları konusunda 15 yıl içinde görüşmeler yapılması, bu süreçte askerî harekât yapılmamasıdır. Ukrayna’nın bu açıklamaları yapmasından hemen önce Lugansk’taki ayrılıkçı yönetim Rusya’ya katılmak için referandum yapılmasını istediğini açıklamıştır. İstanbul görüşmesinden iki gün sonra da Rus orduları Donbass bölgesinde yeni bir ileri harekât başlatmıştır. Bunlar Rusya’nın Kırım ve Donbass bölgeleri konusunu 15 yıl sonraya ötelemeye istekli olmadığının göstergesidir kanaatindeyim.

Ukrayna bunların yanında garantör ülke teklifi getirdi. Teklifinde garantör ülkeler arasında ABD, İngiltere, BM Güvenlik Konseyi’nin 5 üyesi, Türkiye ve Polonya’yı önerdi. Devamında garantör ülkenin asker ve silah desteği sağlayabilmesini, NATO sözleşmesinin 5. maddesine benzer bir garantinin sağlanmasını istedi. Türkiye hariç adı geçen ülkelerin hiçbirisi bu konuda görüş bildirmedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görüşü de “garantörlüğe sıcak baktığı, ancak detayların açıklığa kavuşturulmasının önemli olduğu” şeklinde oldu. Bence Ukrayna’nın bu önerisi NATO içinde hiçbir sorumluluk almadan NATO’nun koruması altına alınması anlamına gelecektir. Kırım ve Donbass’ı da içine alacak bir garantörlük mekanizması kurulmadan hayata geçirilmesi oldukça zordur. Aksi halde garantör ülkeleri Rusya ile karşı karşıya getirmesi riski vardır.

Rus heyeti ise görüşmelerin yapıcı geçtiğini, bazı noktalarda mutabakata varıldığını, böyle devam etmesi halinde barışın daha hızlı geleceğini ifade etmiştir. Ardından Rusya Savunma Bakanlığı Kiev ve Çernigiv’de operasyonları azaltma kararı aldığını açıklamış, bu bölgelerdeki askeri birliklerini çekmeye başlamış, ayrıca Mariupol’de sivillerin tahliyesi için geçici ateşkes kararı aldığını duyurmuştur. Öyle görünüyor ki; Rusya, Ukrayna yönetimini silah zoruyla deviremeyeceğinin farkına varmıştır. Bu nedenle Kiev bölgesinde baskıyı azaltmakta, barış için adım attığı algısı yaratmaya çalışmaktadır. Mariupol’de uygulamaya koyduğu ateşkes de bu bölgenin boşaltılmasına yöneliktir. Rusya savaşın başından bu yana Ukrayna’nın kuzeyinde Belarus sınırından güneyde Odessa’ya kadar sınırı boyunca bütün bölgeleri kontrolü altına almıştır. Karadeniz’in büyük bölümünde de etki alanını genişletmiştir. Bu kazanımından geri adım atması oldukça zor görünmektedir. Nitekim Putin 31 Mart’ta yaptığı açıklamada “ateşkes için gerekli koşulların oluşmadığını” söyleyerek şimdilik noktayı koymuştur.

ABD ve İngiltere Ukrayna’nın istekleri konusunda görüş bildirmemişler, Rusya’nın açıklamaları ve uygulamalarının aldatmaya yönelik olduğunu, Rus askerlerinin çekilmelerinin taktik amaç taşıdığını ifade etmişlerdir. Barışa katkı sağlayacak hiçbir girişimde bulunmamaktadırlar. Ben hala ABD ve İngiltere’nin bu savaşı uzatmaya niyetli oldukları kanaatindeyim. Nitekim ülkemizde yapılan anketlerde kamuoyunun neredeyse yarısı bu savaşın sorumlusu olarak ABD ve NATO’yu görmektedir.

Rusya-Ukrayna cephesinde bunlar olurken; Rusya ve Çin zorlayıcı uluslararası koşullarda iş birliğini arttırma kararı almışlar, Kafkasya’da Ermenistan-Azerbaycan arasında ateşkesin ihlal edildiğiyle ilgili karşılıklı suçlamalar başlamış, Gürcistan’dan bağımsızlığını tek taraflı ilan eden Güney Osetya yönetimi Rusya’ya bağlanmak için referandum kararı aldığını açıklamıştır. İngiliz basınına göre Polonya’da sivil savunma birliklerine katılmak, yedek asker olmak için yapılan başvurular 7 katına çıkmıştır. Bu da gösteriyor ki; Rusya-Ukrayna savaşı bazıları için fırsat, bazıları için güvenlik endişesi yaratmaktadır. Bu durum devam ettiği sürece Doğu Avrupa’da, Kafkasya’da, Ortadoğu’da ve Orta Asya’da pek çok ülkenin egemenliği ve toprak bütünlüğü tehdit altında olacaktır.