“Sigara görüntülerinin” mi, “yemek görüntülerinin” mi ruhi tahribatı daha fazladır?

GÖZLEM, konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu; “RTÜK bu reklamları yasaklamalı mı?”; işte görüşleri…

Türkiye’de yoksulluk seviyesi her geçen gün artarken, mutluluk seviyesi de her yıl giderek azalıyor. Tüketici Hakları Derneği (THD) Başkanı Turhan Çakar, Türkiye’de 25.5 milyon kişinin açlık sınırının, 51 milyon vatandaşın da yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi verdiğini bildirdi. THD’nin yaptığı araştırma sonuçlarına göre, ülke nüfusunun yüzde 90’ına karşılık gelen 76.5 milyondan fazla tüketici aç ve yoksul olarak yaşamını sürdürüyor. Çakar, “Tüketici haklarına değil, sermayenin yararına öncelik tanındığı için halkımız bu durumda” dedi.

Çakar, dünyada Tüketici Hakları Günü olarak belirlenen 15 Mart’ta yaptığı açıklamada, Türkiye’deki tüketicilerin aç ve yoksul durumda olduğunu söyledi. Tüketicilerin çoğunluğunun temel gereksinimlerine erişemediğini belirten Turhan Çakar, “Türkiye’de açlık ve yoksulluk her geçen gün artmaktadır. Tüketicilerin çoğunluğu temel gereksinimlerini karşılayamamaktadır. Tüketicilerin ezici çoğunluğu geçim sıkıntısı çekmektedir” dedi.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre ise 2021 yılında 11 milyon 369 bin 761 kişiye gıda yardımı yapıldı, 5 milyon 903 bin 515 haneye sosyal yardım yapıldı, 2 milyon 476 bin 457 hanenin de düzenli olarak bu yardımlardan faydalanıyor. Yine bakanlık verilerine göre, geçen yıl 131 bin 707 öğrenci, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfının kırtasiye yardımları ile eğitimine devam etti.

Türkiye İstatistik Kurumu Şubat ayında yıllık enflasyonu yüzde 54,44 olarak açıkladı. Yılbaşında yüzde 50 zam yapılan asgari ücret, daha yılın ikinci ayında enflasyon karşısında eridi. Asgari ücrete yeniden zam yapılmasını gündeme taşıdı. Yoksulluk nedeniyle tüketicilerin alım gücü her geçen gün düşerken, televizyon ekranlarında “gıda” reklamları yapılıyor. Reklamlarda verilen mesaj öyle dikkat çekici ki, sanki arandığında her şey bedavaya geliyor izlenimi uyandırıyor.

*******

“ERİŞEMEYECEKLERİ ÜRÜNLERİN REKLAMLARI İNSANLARI OLUMSUZ ETKİLEYEBİLİR ”

Zeki Yüncü (Prof. Dr.)- Bu reklamların yayınlanması, tabii ki sakıncalı değil ama memlekette ve uluslararası platformda ciddi bir gıda krizi söz konusu. Kişilerin gıdaya erişimde sıkıntı yaşadığına ilişkin çok sayıda haber var. Hal böyle olunca insanlara ulaşamayacakları bir takım durumların reklamını yapmak onları olumsuz şekilde etkileyebilir. Halkın ekonomisini nasıl düzeltebiliriz? diye düşünülmesi, tüketim ekonomisini desteklemeden, temel ihtiyaçlarını nasıl karşılayabiliriz diye sorgulanması, fikirler ve projeler üretilmesi gerekiyor. İnsanların bu temel ihtiyaçlarını nasıl daha iyi karşılayabilirim şeklinde projeler üretilmeli. Uluslararası gıda firmaları insanların şartlarını, alım gücünü bizden daha iyi analiz ediyorlar.

Reklam imajlarını firma imajlarını olumsuz etkilemeyecek şekilde iletişim becerilerini kurarak bu reklamları dizayn ediyorlar. Daha ziyade bu sunulan ürünlerin temel ihtiyaç olup olmadığını insanlara yararı veya zararı olup olmadığının araştırılması ve gıda bilimcilerin buna odaklanarak reklam içerikleriyle sunulan ürünün aynı olup olmadığının ve kar ya da zararının ortaya konması gerektiğini düşünüyorum. Bunun insanlara yararı ya da zararı hususunda ya da bunları seyretmenin zararlı olacağı konusunda çok ciddi bir tez ileri sürmenin çok güçlü bir iddia olacağını düşünüyorum. Benim için daha ziyade önemli olan şey, sunulan ürünün içeriği ile reklam içeriğinin uyumlu olmasının sağlanması. Ki insanlarımız ürünün büyüsüne kapılıp ekonomik şartların zorlandığı dönemde o ürünü almasınlar.

Reklamları, çocuklar ve ergenlerin seyretmesi zaten genel olarak uygun değil.  Bu iletişim teknolojilerini kullanırlarken bir takım istenmeyen, çocukları etki altına alabilecek, konu hakkında önyargı oluşturabilecek bir takım fikirlerin oluşmasına neden olabilir. Bu çocukların düşünce sistemlerinde, bilişsel sistemlerinde bir takım yanlış fikirlerin oluşmasına neden olabilir. Oluşan bu yanlış düşünceler, çocukların olumsuz şekilde etkilenmesine ve bilgi kirliliğine neden olacaktır. Bu reklam içeriklerinin ilgililer tarafından denetlenmesi ve uygun olanlarının alınması gerekiyor. Çocukların reklamlarda gördükleri bir şeye erişememesinin de önemi var ama genel olarak çocukların yanlış bir şekilde donanımlanmamasının sağlanması ve denetimin de bu noktada yapılması gerekir.

**********

“YOKSUL ÇOCUKLARA REFAH REKLAMI”

 Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) – Türkiye ekonomisi Cumhuriyet tarihinin en köklü sosyal bunalımını yaşıyor. AKP iktidarının çokça diline doladığı İkinci Dünya Harbi döneminden daha köklü sosyo-psikolojik sorunlar yaratmaya dönük bir bunalıma sürükleniyor. Zira yüzde 80 nüfus kırsalda yaşarken genç üretici kesimin askere alındığı o dönemde kişi başına milli gelir 2100 TL dolayından 1200 TL’ye düştü. Sıkıntıyı herkes yaşadı. Ayrıca o dönemin haklı ve savunulabilir bir gerekçesi vardı. Oysa bugünkü bunalımın geçerli bir gerekçesi yok. Hatanın temelinde iki önemli yanlış yatıyor. Birincisi AKP iktidarı toplumu ikiye ayırıp, tüm ekonomik kaynakların akışını sadece kendi yandaşları yönüne çeviren, akıl ve bilim dışı her türlü yönteme başvurdu. İkinci olarak ekonomi politikalarını da akıl, bilim ve çağ dışı, kişisel kör inançlara mahkum etti. Tüm uygulamalarında yandaş kesime kolay yoldan rant aktaran yöntemlere baş vurdu. Örneğin sanayi sektörünü yerine, daha kolay rant yaratan ticaret (ithalat ve ihracat)  ile inşaat sektörüne ağırlık verdi.  Toplumda gelir dağılımı bozuldu. Sınırlı bir kesim aşırı zenginleşirken, kitleler aşırı yoksullaştı. Kişi başına milli gelir, harp ve darp yokken 12 bin dolar düzeyinden 8 bin dolar düzeyine doğru yol aldı. Üstüne üstlük yüzde 60’a dayanan bir Enflasyon ve yüzde 100’ü aşan Üretici enflasyonu ve işsizlikle yüz yüze kalındı. Sabit gelirli kesim, açlık sınırına itildi. Yoksulluk ve yoksunluk en yüksek düzeye ulaştı. İktidar kanadı sadece kendi yakın çevresine bakarak her şeyin güllük gülistanlık olduğunu hala savunabiliyor.

İşte böylesi bir ortamda, tek lüksü TV izlemek olan yoksul kesim çocukları, çok köklü bir çelişkiyi en derinden yaşıyor. Bir yanda kendi ailesi içinde karnını doyuramaz ve istediğine sahip olamazken ve hatta evinde rahat ısınamazken; diğer yandan reklamlarda gördüğü ziyafet sofralarının çelişkisini ruhunun derinliklerinde yaşıyor.  Bu yaşam sıkıntısı ve yoksulluğu derinden hisseden genç beyin, başkalarının lüksünü gördükçe,  şuur altına yerleşen bu çelişkiler, zihninde sürekli sorgulanacak ve zamanla pekişecektir. Bu süreç sağlıklı genç nesiller yerine; kinin, nefretin ve ötekiler düşüncesinin tohumlarını yeşerten; bütünleşen değil, ayrışan ve çatışan bir toplum yapılanmasına hizmet edecektir. Hem bu yoksunluk ve yoksulluk içinde yetişen gençler, hem de toplum, kendi içlerinde bölünme ve ayrışmaya adaydır.  Birey, kişilik yapısında bölünme yaşarken; toplum, sosyal kutuplaşma yönünde bölünme yaşamaya yatkın duruma geliyor. Üstelik hayat pahalılığı, yokluk ve zamlar her gün ailelerinin üstüne gelirken; sadece gençler değil; çocukları karşısında mahcup ve çaresiz kalan anne ve babalar da bu zihinsel çelişki batağına çekiliyor.

 Yaşanan sorunun çözümü, çocukların ruh dünyasını allak bullak eden parıltılı reklamların yasaklanmasın da aranabilir mi? En kolay çözüm RTÜK’ü ceza yazmaya davet etmek midir?  Böylesi yasakçı bir çözüm, aklın ve bilimin yaklaşımı olamaz. Zira yasaklar çelişkiyi ve olguyu ortadan kaldırmaz. Bununla birlikte bugün iktidar yandaşı davranan bir RTÜK, aklın ve bilimin yolunda giden ve toplumun her kesimine adil davranan bir tutuma girmelidir. Ayrıca hemen yasak ve cezaya uzanan uygulamalar yerine,  ekonomik birimleri uyaran ve yönlendiren dolaylı ve dengeli uygulamalara öncelik verilmelidir.  Kaldı ki yaşanan sorununun çözümü sadece RTÜK gibi bir kurumla gerçekleşemez. Yoksul kesim çocukları aynı çelişkiyi, okulda, sokakta ve evde her an ve her durumda yaşıyor. Böylece geleceğin mutsuz, tepkili ve fevri davranan sorunlu kuşakları yetişmektedir.  Ayrıca bugünün bilişim çağında Dünyada olup biten her şet gençlerin ve çocukların önüne geliyor. Başka ülkelerde yaşanmayan bu tür sorunlar bizde daha yoğun yaşanıyorsa, gençlerin ülkeye ve topluma olan güveni de sarsılmakta, gelecek umutları kaybolmaktadır. Genç kuşağın geleceğini şimdiden dışarıda arama eğilimi bu yüzden öne çıkıyor. Bu süreç sürdükçe bu yöndeki eğilimler artacaktır. Çözüm, aklı, bilimi ve çağın değerlerini önde tutan bir iktidara sahip olmaktan geçiyor. Bunun için herkes sorumlu ve bilinçli davranmaya özen göstermelidir. Aksi durumda bunalım daha da katmerleşir.