Seyfeli Tekstil markalaşmaya kararlı

Seray Seyfeli, markalaşmanın önündeki zorlukları ortadan kaldırmak için marka iletişim üzerine yüksek lisans yapıyor.

Seyfeli Tekstil, 1997 yılında Ayhan ve Bilgehan Seyfeli kardeşler tarafından kuruldu. Çocuğunu büyütmek için bir süre arka planda kalan Seray Seyfeli, 7 yıl sonra eşi ve görümcesinin yanında yer alarak güçlerine güç kattı.

Aslında müşteri temsilcisinin işten ayrılması nedeniyle biraz zorunlu olarak çalışmaya başladı. Müşteri temsilcisinden 10-15 gün bilgi aldıktan sonra kendisini hızla işin içinde buldu.

Tekstil konusunda bilgisi olmadığı için başlangıçta hep geride kalıp izlemeyi seçen Seray Seyfeli’nin işe başladığı günlerde şirket MTK’da, 700 metrekarelik binaya sahipti. Kendi tanımına göre “numune üretimleri” vardı.

İşe müşteri temsilciliği ile başladı, ama satın almadan da sorumluydu. Kumaşı satın alıp, üretimi takip ediyor, kalite kontrolü de yapıyordu.  Ürünü daha iyi pazarlayabilmek için dikimi kaliteyi, kumaşı, nakışı, aksesuarı, baskıyı çok iyi bilmek gerektiğine inandığı için, üretimin her aşamasını öğrenmek istedi. Baskı nakış takipçisini izlerken, çok zor bir iş olmadığına kanaat getirip,  ”Ben bu işi de yapabilirim” diyerek baskı nakış takibini de üstlendi. 

Şirket büyüdükçe geliştikçe daha yukarıdan bakmaya başladı. Şirketin pazarlamasının eksik olduğunu fark edip, pazarlamaya da el attı. Ancak sürekli yurt dışında olduğu ve her işe yetişemediği için bu departmana eleman aldılar.  Tüm bunları anlatırken, haklı olarak “Ben buraya tepeden inme gelmedim. Tırnaklarımla kazıya kazıya geldim” diyordu.

 

Marka oluşturmak için yüksek lisansa başladı

Hemen her tekstilci gibi Seyfeli de kendi markasını geliştirmek için yola çıktı. Ancak bu başlı başına bir departman ve bilgi gerektirdiği için bir türlü işin sonu gelmedi. “Çok fazla marka var. Bizi neden tercih etsinler” sorularına cevap ararken, “marka iletişini” konusunda yüksek lisansa başladı.

Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu’nda başkan yardımcılığı görevini de üstlenen Seray Seyfeli, markalaşmanın gerekliliğini, Türkiye’nin bu konudaki eksiğini anlatırken, “Türkiye’de tekstil sektörü çok iyi, ihracatta tekstil ve hazır giyimi bir araya topladığınızda ikinci konumdayız. Bunun sonucunda daha fazla katma değer katmanız için markalaşmak lazım. Bir yerde eksiklik var. İşinizde markalarla çalışıyorsunuz.  Akademik kısmını da bir araştıralım dedim, işletmenin üzerine marka iletişimi yapıyorum şimdi. Çok da keyif aldım “dedi.

 

İhracat Avrupa’ya

Buca Organize Sanayi Bölgesi’ndeki tesislerinde 100 kişilik ekip ile Danimarka, İsveç, Fransa Almanya Hollanda, Çek Cumhuriyeti, İtalya İspanya’ya ihracat yapan Seyfeli Tekstil, bugüne kadar iç piyasaya çalışmadı.

Nedeni, dış piyasaya çalışan şirketlerin iç piyasaya adapte olmakta zorlanmasıydı.  Ödeme koşulları, çalışma şartları çok farklıydı.

Bu yüzden yalnız outlet mağazasında yaptığı satış ile iç piyasaya yüzünü gösterdi.

 

Pandemi dönemi

Pandemide hiç sipariş iptali almayan Seyfeli Tekstil, çalışanlarla birlikte aldığı karar gereği aralıksız çalıştı. 

Ancak pandemi bitiyor diye sevinirken Rusya Ukrayna savaşı tekstilcileri huzursuz etti. Direk bu ülkelerle çalışan firmaların yanı sıra ürün verdikleri firmalardan bu ülkelerle çalışanların olması da Türk tekstilcileri zora soktu. Seray Seyfeli, savaşın uzaması halinde bu yansımaların da sıkıntıya yol açabileceğini, uzamaması durumunda ise her kriz sonrasında insanların psikolojik anlamda etkilenip daha çok alışveriş yapmaları nedeniyle çok daha fazla siparişle geri dönüş olacağını savundu.

 

Pamuktan pelüş üretimi

Seyfeli Tekstil, pamuktan pelüş üreten ilk şirket oldu. Seyfeli yapıncaya kadar normalde polyesterle yapılması gerektiği, pamukla üretilmesi halinde örme problemi, çekme problemi olacağı düşüncesi ile kimse tarafından denenmedi.   Seyfeli, yurt dışına da sattığı ve organik pamuk ile üretip sertifikasını aldığı bu kumaşlardan oyuncaklar için çok iyi bir alternatif oluşturdu.

 

Premier Vision Manufacturing Paris Fuarı

Premiere Vision’a genelde 57-58 firma ile milli katılım gerçekleştirdiklerini, ancak pandemiden sonra geçen yıl Eylül ayında düzenlenen ilk fuara sadece 7 firma katıldıklarını bildiren Seray Seyfeli, son iki fuarı karşılaştırmalı olarak değerlendirdi:

“Bir önceki fuar pandemi nedeniyle bayağı küçülmüştü. Ancak, çok konsantre müşteriler geldi. Eylülde bu fuara katılan firmalar gerçekten çok memnun kaldı.

Bu son fuara, 12’si İzmir’den 17 firma katıldı. Fuar, yine küçük ve konsantreydi.

Özellikle Türkiye ile çalışmak isteyenlerin sayısı çok fazlaydı. Çin ile çalışıyor, Hindistan, Pakistan Bangladeş’le çalışıyorlardı geçmişte. Navlun fiyatları çok arttı, gidip gelmek zor oluyor. Artık orasıyla çalışamayacağım diyorlar. Özellikle pandemi döneminde çok zorlandılar. Ondan dolayı Türkiye’ye doğru bir kayma var. Fiyat avantajı da var Türkiye’nin. Çok yakında. Teslim süresi daha kısa. Çin ile karşılaştırdığınızda, mal Türkiye’den TIR’la 10 günde gidiyor. Hatta hızlı TIR ile 3-4 günde gidiyor. Uçağa verseniz, iki gün içinde gidiyor. Geçen fuardan kurduğumuz bağlantılar sayesinde biz 7-8 firma ile çalışmaya başladık. Şimdi de potansiyel 3-4 firma var.

Geçen sefer direk sipariş aldığımız oldu. Bu fuar çok yeni. Siparişe dönen henüz olmadı, ama koleksiyona başlamak isteyen, fiyat soran, numune gönderimi yaptığımız müşteriler var. Güzel bir fuar oldu.

Tabii bu fuarlar marka fuarları kadar kolay değil. Marka fuarında hemen geliyorlar, o marka ile işbirliği yapmak istiyorsa oturuyor konuşuyor ve siparişini yazıp gidiyor. Bizim durumumuz biraz farklı. Önce bizim mallarımızı görmek istiyor, konuşmak istiyor, sertifikasyonlarımızı bilmek istiyor. Bazısı tamam diyor, atlayıp geliyor ya da biz gidiyoruz. Böylelikle yüz yüze iletişime başlamış oluyoruz.”