Kendi markası ile Amerika’ya ihracata başlıyor

Version Tekstil’in sahibi Menekşe Kıran, çocuk girdiği sektörde uzun süre üretimde çalışmanın yararını hep gördü. En büyük avantajı, tıkanan her bölümde işe el atabileceğine olan inancıydı. Bu güvenini çalışanlarına da aşıladı.

Urfa Siverek’te tarımla uğraşan ailenin 7 çocuğundan üçüncüsü olan Menekşe Kıran, 5 yaşında halası ile İzmir’e geldi. Ailesi yıllar sonra İzmir’e göçme kararı aldı.

Küçük kız çocuğu eline geçen her kumaş parçasından bebeklerine elbise dikmeye çalışıyordu. Kendisinden uzakta büyüyen kızının bu sevgisine ilgisiz kalmayan annesi, Menekşe Kıran’ı Halk Eğitim Merkezi’nde biçki dikiş kursuna gönderdi. Halk Eğitim’de o kadar başarılı oldu ki öğretmenleri eve kadar gelip, “Bu çocuğu değerlendirin. Çok iyi şeyler yapabilir” dedi. Ancak “Ben çok kaderci bir insanım” diyen Kıran’ın kaderi bu eğitimi almasına engel oldu. Ailevi nedenlerle eğitimini bırakmak zorunda kalıp, henüz 13 yaşındayken çalışma hayatına atılacaktı.

Patronu son derece katı kuralları olan, disiplinli, ama o kadar da anaç bir kadındı. Ona hem öğretmenlik hem annelik yaptı. Küçücük atölyede sadece çalışmıyor, sıkı bir eğitim de alıyordu. Buradan 18 yaşında ayrılırken, kesimden kalıba kadar her şeyi bilen bir ustabaşı niteliklerine sahipti.

Tekstil Kralı lakaplı Bülent Özkul’un fabrikasının iş ilanına başvurdu. Becerisi, nitelikleri bu şirkette kısa sürede yükselmesini sağladı. Kesimhane şefi oldu.

Özkul Tekstil’in müdürü işten ayrılıp kendi işini kurmaya karar verdi. Ancak tekstil hakkında pek bilgisi yoktu. O yüzden 8 yıldır bu şirkette birlikte çalıştığı Menekşe Kıran’a iş önerdi. Kıran’a küçük bir hisse ile büyük yetki verdi. Birlikte iki yıl güzel bir çalışma yaptılar, ancak bazı vaatlerin gerçekleşmediğini görünce oradan ayrıldı. Bu defa kararlıydı. Kendi şirketini kuracaktı.

Son çalıştığı şirketten bir usta ile mütevazi bir şirket kurmak için yola çıktı. Ancak kendi şirketlerini kuracaklarını duyan o dönemin önemli tekstilcilerinden biri de onlara ortak olunca, iki makine planlarken iki bantta üretime geçtiler. Version Tekstil’in yüzde 60’ı tekstilci ortağın oldu. Kurulduktan sonraki iki yıl büyük ortağa kadın giyim konusunda fason üretim yaptılar, 1997 yılında ise ihracata ağırlık verdiler. Büyüme planları yaptıkları dönemde büyük ortağın iflasın eşiğine geldiğini öğrenince, Version’un da tehlikeye girmemesi için bu hisseleri de satın aldılar. Bu süreçte tüm birikimlerini harcayıp, işlerini yine borçla sürdürmeye başladılar.

Diğer ortakla da 4 yıl önce yolunu ayıran Kıran, üç kardeşinin desteğini, kendi bilgisi ve becerisi ile birleştirdi. En büyük avantajı, tıkanan her bölümde işe el atabileceğine olan inancıydı. Bu güvenini çalışanlarına da aşıladı.

Version Tekstili, çalışanlarla el ele sürekli geliştirip büyüttüler. Almanya, Hollanda, Kanada, Fransa ve İtalya’daki birçok ünlü markaya koleksiyon göndermeye başladı. Aylık ihracatı 70 bin adete ulaştı.

Bu günlerde Amerika’da ofis kurarak kendi makasıyla ihracata soyundu. “Amerika’da Türk ürünlerine karşı bir sempati var. Hindistan ya da Çin’den gelen ürün yerine Türkiye’de üretilene karşı bir rağbet söz konusu. Biz de bu güçle kendi markamızla ihracata başlayacağız” diyen Menekşe Kıran, markası FOCHA’yı Amerika’ya göndermek için hazırlıkları tamamladı.

Menekşe Kıran, kendisine büyük destek veren 120 kişilik bir ekiple yol aldıklarını belirterek, “Artık eskisi gibi eleman bulamıyoruz. Çırak, kalifiye eleman yok. Bizim işte en önemlisi eleman. Ama yeni kuşak bu işi yapmak istemiyor. Eskiden, ‘eti senin kemiği benim’ deniyordu. Şimdi yapı çok değişti. İş yaptırmak artık çok zor” diyerek sektörde yaşanan eleman sorununa dikkati çekti.

 

 -“Fuarda Türkler ön plandaydı”

Premiere Vision Manufacturing Paris Fuarı’nda Version Tekstil’i Dış İlişkiler Müdürü Şeref Balsak temsil etti. Bu yıl fuarın diğerlerinden çok daha farklı olduğunu belirten Balsak, izlenimlerini şöyle paylaştı:

“Bu defa Türkler tamamen öne çıkarılmıştı. İhracatçılar Birliği çok iyi bir sunum hazırlamıştı. Fuara girerken 700-800 metre yürüme mesafeniz var. Metrodan çıktığınız andan itibaren sağlı sollu reklam panoları, katılan firmaların görselleri, içeri girdiğinizde çok daha büyük görseller, birkaç kumaş firmasının fuarın çatısına verdiği ilanlar, hep Türklere aitti. Türklere teslim olmuşlar gibi bir izlenim yarattı tüm bu görüntüler. Bununla beraber Çin’in hiçbir izi yoktu fuarda.

Bizim için firma bazında çok iyi geçti fuar. Daha önce Fransa’daki fuarda Türklere çok sıcak bakılmıyordu, ama bu defa bize gelen firmaların çoğu Fransız’dı. Artık Çin’den çıkmak istediklerini söylediler. Türkiye zaten kaliteli imalatını, ihracatını kanıtlamış bir ülke. Bu yüzden bize geri dönüş var. Bizim biraz daha fiyatlama çalışmamız lazım. Onların da fiyatlarını biraz yükseltmeleri lazım. Dünyadaki enerji fiyatlarının tavan yapması, işçiliğin, akaryakıtın, pamuğun fiyatının artmasını hem sizin hem Avrupalının kabul etmesi lazım.

Bazı firmalar dersine çalışmış olarak görüyorlar.

Biz orada bağlantılarımızla görüşmelerimizin ardından maillerimizi gönderdik, fiyat talepleri oldu, güncellemeler isteyenler oldu, kumaş araştırması isteyenler oldu. Hepsine paket çalışmasını hazırlıyoruz. Muhtemelen bir hafta on gün içinde gönderilir. Çünkü artık koleksiyonlar sıklaşmaya başladı.

Bu sene için biraz daha umutluyuz. Bize geri dönüşler başladı. Giden firmaların çoğu mutluydu.

Çin lehine esen rüzgarlar tamamen Türklere döndü. Temmuz ayında yine aynı fuara gidecek gibi görünüyoruz yeni pazarlar aramak için.”